şükela:  tümü | bugün
  • osmanlı imparatorluğu tarihini müsabakalardan* ve puanlardan* ibaret anlatan tarih dersinin bünyede "takım tutar gibi imparatorluk tutmak" hissiyatı uyandırmasının akabinde kaçınılmaz duygu seli.
  • özellikle 93 harbi'nden sonra sonsuz bir kedere, tarifsiz bir ıstıraba dönüşür..
  • tarih dersinin içeriğinden ileri gelir. osmanlı kuruluş ve yükselme döneminde savaşlarını kazandığı için uzun uzadıya anlaşmalar olmaz, bütün topraklar ele geçer ve savaşın sonuçları kısadır. akılda tutması kolaydır. ama duraklama ve gerileme devri öyle mi? işin içine antlaşmalar girer, osmanlı - xxx ilişkileri girer, ezberlenecek şey sayısı artar. ister istemez insanın içi kararır. gri puslu bir döneme girmiş gibi olunur.
  • sakarya savaşı'na kadar sürer bu hüzün. sonra yerini kurtuluş savaşını kazanmanın sevincine bırakır.
  • osmanlı devleti, üç haftalık ders periyodunda üç kıtaya hakim olunca, on dakikada oluşması muhtemeldir.
  • tarih derslerini neden-sonuç ilişkisine göre anlatmayıp sadece zaferler ve yenilgiler üzerine kurarsanız, dersleri hikaye anlatır gibi öğrencilere aktarırsanız hüzün de sevinç de duyulur. bu da normaldir. burada önemli görev tarih hocalarına düşmektedir. sadece tarih kitaplarındaki bilgileri öğrencilere aktarmakla kalmayıp aynı zamanda öğrencilerin analiz yapabileceği verileri de sağlamalıdır. o zaman hüzün falan da yaşanmaz.
  • prut savaşı'na sıkıca tutunmaya sebebiyet verir..
  • osmanlı'nın duraklama dönemini osmanlı her alanda geri gitmiştir, bitmiştir, mahvolmuştur diye anlatan öğretmenlerin sebep olduğu hüzün. neye göre duraklama diye bakarsak olaya toprak kayıplarına ve savaşlara göre bi duraklama vardır. modernleşme açısından ise osmanlı'nın yaşadığı en verimli dönemlerdendir diyebiliriz. ama tabi modernleşmeye başlamayı değil, savaşmayı daha çocuk yaştayken ilerleme diye öğrettikleri içindir bütün bu hüzün
  • belki de hayatın acı yüzüne tanıklık etmeye ba$lanan ilk zamanlardır bu hüznün bünyede hasıl olduğu dönemler... (duygusal, a yee)

    ne bileyim, o vakte kadar zihinde olu$an bir osmanlı imajı var hocu. adamlar böyle atlarla, yeri geliyor yayan vaziyette falan gidip ülke neyin alıyorlar. yani dü$ünsene çok acayip, adam ülke alıyor böyle gidip. bildiğin... $imdi ben dü$ünüyorum, kar$ıla$tırıyorum, bakkala inmeye ü$enen bir herif olarak, bana, garip ve tahayyül edilmesi dahi ziyadesiyle zor geliyor. anasını satayım, adamlar hele hele! modunda gidiyorlar, sava$ıyorlar, alıyorlar, geliyorlar. yuh!

    tamam, güzel... böyle böyle bayağı bir vakit geçiyor. sonra ne oluyorsa oluyor, i$ler bozuluyor. bir anda siyah beyaz renkler hakim oluyor sanki tarih kitaplarına, o orta asya'dan çıkıp her bir yere dağılan renkli oklar, fatih yahut kanuni döneminde gururla bakılan yüksek renk ve çözünürlükteki hayvansal harita falan yerini gayet monoton, gayet bürokratik, nasıl diyeyim i$te, gayet keyifsiz hallere bırakıyor. insanın hevesi kaçıyor bir yerde; zira olayın fantastik, gerçeküstü yönü yitiyor.

    velhasıl; osmanlı duraklama devrine girince biz de büyümü$ sayılıyoruz galiba. her çıkı$ın bir ini$i olduğu gerçeği "zbam!" diye çarpıyor suratımıza, bir de i$ler karı$ıyor bir nebze, kol kol anla$malar peydah oluyor, tüm o bedbaht gidi$at içinde hala güzel $eylerin olduğu yalanını söylüyoruz kendimize hocalarımızla birlikte.

    olmuyor tabii...
  • duraklama devri osmanlıya girince oluşacak hüzünden daha azdır..