şükela:  tümü | bugün
  • her firma sahibi/patronu, kendilerine artı değer, fayda getirecek verimli çalışan ister. elemanın o işe mümkün mertebe adapte olup öğrenmesini ve kar getirmeye başlamasını ister. aranan kriterler çoktur, beklentiler de çoktur. bu burada dursun.

    çalışanlar özel sektöre atılmadan önce ortaokul ve lisede belli bir sistemde eğitim aldılar ve sınava alınıp üniversiteye sokuldular. üniversitede de bu sistemin benzeri bir sistemle eğitim çarkından geçerek ilgili meslek sahibi olmaya ve mesleği yapmaya hak kazandılar.

    dikkat edin buraya "mesleği yapmaya hak kazandılar". peki bu özel sektörce nasıl? sistemler uyuyor mu?

    sistem ortaokuldan beri bizleri "bir öğretmenin bir bilgiyi öğreterek ve sizlerin de bir bilgiyi onların sayesinde ilk kez edinip bu alanda yine teknik ve teori edinim hususu ile ilerlemenizi" sağladı.

    yani sistem sizi "atalım bunları okyanusa batan batsın çıkan çıksın, ne bok yerse yesin ama kendi çabası ile işi vura kıra çabalayarak öğrensin" şeklinde yetiştirmedi. size garantör verdi, eğitmen verdi ve bu sisteme göre kendinizi şekillendirerek özel sektöre atılmaya hazılamaya çalıştınız kendinizi.

    özel sektöre bu sistemden çıkıp atlayan bir çok çalışan, çok farklı bir yapıda kendini bulur. kimi meslekten soğur, kimi ilk senelerinde 2 3 iş değiştirir, kimi aslında istediği mesleğin o olmadığını anlar, kimi atılır, kimi zoraki devam eder...çoğaltılabilir.

    özel sektör eğitim sistemini değiştiremez ama o sistemden çıkan çalışanlarına uygun sistemi kazan kazan stratejisi ile çalışanlarına yapabilir.

    burada özel sektör mantığı, vasıflı elemanı "atalım okyanusa, batarsa batsın, çıkarsa bizimdir" şeklinde değil "bünyemizde yapılacak işi teknik olarak öğreten eğitim kadromuz ve uygulama atölyemiz vs. olsun ki, elemanlarımıza bunu öğretelim ve maksimum seviyede fayda görelim" olmalıdır. ünivesteler size teoriyi çok geniş verir ama örnek misal bir erp sistemindeki ince detay hususu veya firmaya özel programla ısı eşanjöründeki hava giriş çıkış hesaplama isterlerini öğretmez. bu nedenle özel sektör kendi alanındaki teknik hususları çalışanlarına entegre edebilmek için çaba içerisinde olmalıdır.
  • bazılarını aşağıda yazarak dahil olduğum eylem.

    *işi siz kurmuş ve belirli bir yere kadar getirmiş olabilirsiniz ama işte getireceğiniz yer orasıdır. daha ilerisi için, o ana kadar yapmış olduklarınızdan daha "farklı" şeyler yapmanız gerekir. bunun da şirketinize ve iş akışınıza daha "farklı" gözle bakanların sizin için daha "yararlı" olacaklarını unutmayın.

    *kazandığınız para sizin paranızdır. ancak, şirketin kazandığı parada, şirkette "çalışan" herkesin payı vardır. herkese adil ve uygun bir bir şekilde kazancını verin.

    *devlet, bir işveren olarak size pek çok fırsat, teşvik vb sunuyor. bunları iyi araştırın ve iyi değerlendirin. sağladığınız avantajlardan da mutlaka çalışanların payını verin.

    *ürününüzü her geçen gün daha iyi, daha uygun maliyetli, daha hızlı nasıl üretebileceğinizi düşünün ve yeni, farklı yöntemler denemekten korkmayın.

    *yukarıda maddeyle bağlantılı olarak, sizler, iş yapmaya ilk adımlarınızı attığınızda gayet cesur ve risk almayı seven kişilerdiniz. ancak pekçoğunuz zamanla bu özelliklerinizi kaybediyor. siz, o "kaybeden"lerden olmayın. her daim yeniliklere ve fırsatlara açık olun.

    *iç pazar değil dış pazar hedefiniz olsun. yukarıda da bahsettiğim gibi devlet size bu konuda pek çok teşvik/destek veriyor. bunları değerlendirin. yılda en az üç kez yurtdışına gidin. ama bu gidişler sadece fuar veya bir iki günlük ticari geziler olmasın. farklı ülkeleri, farklı kültürleri, farklı iş yapma şekillerini görmek için gidin, görün, inceleyin. inanın çok farklı olacak işe bakışınız.

    *bünyenizde çalışanlar ile bir "iş" ilişkisi içinde olduğunuzu unutmayın. onlar sizin köleleriniz veya kafanıza göre emir vereceğiniz kişiler değil. böyle davranırsanız, verimli çalışanlara sahip olamazsınız. "giden gider, nasıl olsa pek çok işsiz var, yenisini bulurum" düşüncesi ise hem saçma hem de "sürdürülebilir" değildir, vazgeçin.

    *risk alabilmenin bir örneği olarak, yurtdışında belirlediğiniz ülke/lerde kendi yerinizi açın, üretim yapın, depo yapın, ortaklıklar kurun. firmanızı, yerel değil global düşünün.
    *üretiminizin tamamını ülke içinde yapmayı düşünmeyin. unutmayın ki ne üretirseniz üretin önemli olan o malı "satmak"tır. o yüzden "pazar"a yakın olmayı tercih edin. sadece türkiye'de üretim yapmaktansa, dünya üzerinde farklı ülkelerde üretim yapmak, inanın daha karlı ve mantıklıdır. bunu yapan global firmalar yanılıyor olamaz değil mi?

    *her şey iş değildir. bunu unutmayın. para gelir gider ama insanlık, vefa, haysiyet ve onur kalır hep. arkanızdan kötü söylenmesine neden olacak işler yapmayın.