1. gördüğünüz gibi, kokladığınız parfümleri tarif etmek için bu şekilde kombinasyonlar yapabilirsiniz. bu tıpkı, şarap tatmak gibidir, nasıl ki bir şarap "meşinsi, kremamsı, kırmızı meyvemsi, limonsu, limon otumsu, topraksı, küfümsü, vişnemsi" kokabiliyorsa ve nasıl ki, kendi likit yapısı içinde "asitli, dengeli, yuvarlak, gövdeli, buruk" olabiliyorsa, parfümler de yukarıda saydığım çeşitli koku aileleri ve notalarla kendi içinde eşleşir, bu notaların yoğunluğuna göre hafif, ağır, dengeli, asitli olabilir.

    size tavsiyem, sevdiğiniz kokuları bulmak için deneyin ama kağıtta değil tende deneyin zira ten ile kağıdın dokusu başkadır. ayrıca unutmayın, her tenin kendi kokusu başkadır, yani her parfüm her tende başka kokacaktır. "şu parfüm esmerler için, bu parfüm beyazlar" için diyenlere çok kulak asmayın, bunun sebebi, genelde esmer ciltlerin daha kalın ve yağlı olduğu, o yüzden onlara baharaylı, sıcak kokuların daha çok yakıştığı ya da beyaz tenlerin daha ince, damarların yüzeye daha yakın olduğu, meyve ve çiçek kokularını bu sebeple daha iyi yansıttığı gibi varsayımlardır ama siz kalın ciltli bir beyaz tenli ya da çok kuru ciltli bir esmer de olabilirsiniz. daima kendi teniniz üstüne sıkıp (tercihen kan akışının yoğun olduğu, bu sebeple kokuyu iyi yansıtan bir bölge seçin, boyun öyledir ama boynunuzu koklamanız zordur, bilek ise daima giysi, yüzeyler veya su ve sabunla temas eder, o yüzden benim favorim dirsek içi mesela) birkaç saat geçirdikten sonra karar verin.

    parfüm alınca da kıyamayıp sıkmamazlık etmeyin, açıldıktan sonra maksimum 2 sene içerisinde tüketmeye çalışın, çünkü oksijenle temasa geçip okside olunca kokuları değişiyor, basitçe bayatlıyorlar da diyebiliriz.

    özellikle yurtdışına çıktığınızda, türkiye'de bulunmayan parfüm üreticilerini de denemeye çalışın. juicy couture, lalique, balenciaga gibi değişik kokular yapanları deneyin mesela... jo malone gibi karışık notalı parfümden ziyade koku üretenleri de deneyin (hatta cesaret edebilirseniz karıştırın, kendi parfümünüzü yaratın). "imza parfüm" tabir ettiğimiz, duyunca direkt akla sizi getirecek bir parfümünüz olsun ama onu yaz-kış kullanmayın, arada başka parfümler de sıkın, yoksa onun kokusunu alamaz olursunuz, oysa parfüm sıkmayı en çok kokladıkça kendimiz mutlu olduğumuz için sevmiyor muyuz? (öyle değilse bile bence öyle olmalı ^^)

    "yaz-kış aynı parfümü kullanmayın" derken lafın gelişi diyorum, "parfümlerinizi yazlık-kışlık diye ayırın" demiyorum, çünkü tıpkı "esmere göre, sarışına göre" ayrım yapmak gibi "yaz için-kış için" diye ayrım yapmak da bence çok saçma. zira belki hep hafif kokmayı seviyorsunuz ve kışın da aynı parfümü kullanılyorsunuz ya da ağır parfüm seviyorsunuz ama yazın, kışın sıktığınızın yarısını sıkmanız yeterli olduğu için kışlık parfümünüzü insanları boğmadan yazın da kullanabiliyorsunuz, belki teniniz kaldırıyor, kim bilir? genellemeler özellikle de parfüm gibi tamamen zevk temelli bir alanda saçma kalıyor, o yüzden mevsime, hele hele de modaya göre parfüm seçme dayatmalarını boşverip (hatta çok satanlara şahsi önrim olarak çok yaklaşmamanızı tavsiye ederim inanılmaz beğenmediğiniz/size olağanüstü yakışmadığı sürece). bence sadece size yakıştığını düşündüğünüz, en önemlisi koklayınca size kendinizi iyi ve mutlu hissettiren bir parfüm varsa onu alın, doya doya kullanın.

    haydi cümleten mis kokulu günler!
  2. "askerlik hayatımda düzenli yıkanamamaktan teessürle kullandığım, normal şartlar altında pekte yüz vermediğim yapay koku.*
    "kullanmıyorum" yada" yapay" gibi argümanlarla yerdiğime bakmayın lütfen. eser miktarda kullanıldığında solunası bir rayiha oluşturduğu gerçeğini göz ardı etmemeli. koku hafızası diye bir şey var mesela, kalabalık caddelerde* kokusunu duyup da kafayı kaldırmadan inceden "hassiktir eski sevgilim" çektiğimiz parfümeri koleksiyonumuz yok değil.
    neyse tatlı acılar bunlar, hele şuan uğradığım zulmün yanında çerez yemin ediyorum.

    masamın ucuna ilişen, orta doğulu * bir petrol zengininin iki karısı, paris'ten aldıklarını varsaydığım parfümlerini, misk-i amber sandıklarından olacak, çocuğuna çikiletalı ekmek hazırlayan anne cömertliğinde sürüp sürüştürdüğündendir ki "mis"ini, beynim bulandı.
    "neetin ablacım kör olacaksın sürülmez ki bu böyle, gül suyu mu bu?" diye soracağım vallahi...""

    diyen ve muayyen sorusunu dillendirmeden, kendini balkonun manzarasına ve tütünün yerine getirici kokusunun koynuna bırakan efsian sigarasından bir fırt daha çekti.
    aldığı her iki dumandan üçünü usulca burnundan salıverdiği gözlemlendi.
    khalas!
  3. sacma sapan bi´sey. yanindaki insan portakal kokuyor ve sen ona dönüp "cok güzel kokuyorsun" diyorsun. insan dedigin portakal kokmaz ki. portakal portakal kokar.

    fazla eksilemeyin pls.
  4. ben senede bir büyük boy şişe alabilmek için, yılbaşı, sevgililer günü gibi ciddi indirim yapılan günleri beklerken, ünlülerin evindeki durumuna çok bozulduğum pahalı sıvı.
    hani böyle pazar sürprizi gibi programlara evlerinin kapıları sonlarına kadar açan ünlüler oluyor ya, onların evleri gezilirken yatak odasındaki durumu bir gözlerinizin önüne getirin. kocaman bir makyaj aynasının önünde şişelerce orjinal parfüm. kiminden sadece bir fıs sıkılmış, kimi hiç açılmamış. hele bir de sahneye çıkmadan önce neredeyse bir şişe parfümü üstüne boca eden, hatta bir de havaya sıkıp içinden geçen ünlüler var ya, içim gidiyor resmen.
    neyse ben yine en iyisi ya ünlü olmayı ya da ucuza parfüm denk getirebilmek için kadınlar gününü bekliyim.
  5. hayatım boyuca aldığım en anlamlı hediyelerden biridir.

    sene '96. orta okul birinci sınıftayım. yarı yıl tatiline gireceğiz, okulda karne günü...
    ben karnesine zayıf gelecek bir kaç arkadaşımı teselli ediyorum ama kendi derslerimden o kadar bihaberim ki, "üzülme ya belki benim de matematik 1 gelir" filan diyorum. ama gerçekten tek bir tane dersimin bile sınav notunu bile hesaplamamışım.

    ben böyle saçma saçma hareketlerde bulunurken, hoca derse girdi ve karnelerden önce teşekkür alanların belgelerini dağıtmaya başladı.

    işte o anda, benim adımı söyledi. söylerken kendi de şaşırdı. duyunca sınıftakilerle birlikte ben de şaşırdım. belgeyi almak için hocanın yanına gidince, aldığımın aslında teşekkür belgeleri arasına karışmış bir takdir belgesi olduğunu fark edince, şaşkınlığımız 10 kat daha arttı.

    ben hiç aklımda yokken birden sınıfın en çalışkan 3. öğrencisi oldum.
    o an, diğer iki çalışkan öğrencinin gözlerindeki kıskançlığı hâlâ hatırlıyorum :)
    şimdi bu nereden çıktı, diye düşündüler.

    ben elimde kimsenin beklemediği takdir belgesiyle, eve gittim. annem görünce, o da inanamadı. bu inanamazlık bir iki gün daha devam etmiş olmalı :)

    işte benim bu beklenmedik başarıma karşılık annem, ödül olarak değil, bir zerafet olarak bana parfüm hediye etmişti. yani 11 yaşında, daha yeni yeni ergenliğe girerken, parfüm gibi bir kişisel güzellik ürünü, insana kendini gerçekten özel hissettiriyor.
  6. aradığım parfümün ismini hatırlamayıp şişesini tarif etmekte de başarılı olamayınca, satıcının: "kokuyu tarif edin lütfen!" demesiyle dumura uğradım. kokusu tarif edilebilen bir şeymiş bu.
  7. kokusu elbette tarif edilebilir. her kokunun bir adı var. vanilya gibi dersin, çiçek gibi dersin, çam ağacı gibi dersin, karamel gibi dersin vs.
  8. insanların güzel kokmasını sağlayan, kaliteli olanları oldukça pahalı olan ve zannedilenin aksine ter kokusunu önlemeyen sıvı madde. koltuk altlarına sıkılmaması gerekir.