şükela:  tümü | bugün
  • "ulan" dedim, "hani osurup osurup ipe diziyor bu herif diyoruz da, mutlaka kendi içinde bir mantığı olmalı." buradan yola çıkarak başladım bu serdar ortaç şarkısını irdelemeye.

    nitekim ilk üç dizede az çok bir mantık yakalamayı başardım. bir tek "omuz ovala" kısmında sıkıntılar vardı, onu da "herhalde teselli manasında, omzu sıvazlamak anlamında kullanıyor serdar reis." diye çözdüm.

    "aşk bu, kızılötesi, yaralı müzesi; hareket edemem." diyordu serdar ortaç bir sonraki dizede. şimdi bu noktada aşkı kızılötesi teknolojisiyle ve yaralı müzesiyle bağdaştırmak yetmiyordu. ayrıca serdar ortaç'ın hareketsizliğinin bu konuyla ilişkisini ve "yaralı müzesi" denen şeyin ne olduğunu çözmeliydik.

    şimdi pek çok telefonda bu kızılötesi olayı var di mi? hah. ne yapıyoruz biz bu teknolojiyle? telefonlarımızın kızılötesi alıcılarını birbirlerine yaklaştırarak dosya transferi yapıyoruz. buraya dikkat: transfer esnasında telefonlar birbirinden uzaklaşmadan, hareket etmeden yan yana duruyorlar. işte serdar ortaç da telefonlar arası bu ilişkiyi aşkla bağdaştırmış, hareketsiz olmasını da mantık çerçevesine oturtmuştu. çabalarım ilk meyvesini vermişti, şarkıların manası ortaya çıkıyordu.

    "yaralı müzesi"ne gelince; efendim bana kalırsa serdar ortaç burada "aşk" denen meretin nice ocakları söndürdüğünü, nice yiğidi yaraladığını vurgulamak istiyor. diyor ki, "bu aşk yaralılarını toplasak bir müze oluştururuz adeta." bu mantıkla yaralı müzesini de çözüyoruz. lakin bunun serdar ortaç'ın hareket edememesiyle olan ilişkisi biraz canımı sıktı. uzun düşünmelerime rağmen ancak "ulan acaba 'bu yaralar sarılmaz, aşkın ateşi sönmez, çıkamam bu müzeden.' mi demek istiyor bu herif?" gibi zayıf bir argüman üretebildim. hafiften sıçmaya başlamıştı serdar. anlam kayboluyordu.

    dördüncü dizenin ilk iki kelimesini gördüğümde ise büyük bir sarsıntı yaşadım: "acılarım heveste." artık yenilgiyi kabullenmenin vakti gelmişti. bu sözlerin ancak "serdar ortaç lyrics generator" vasıtasıyla yazılmış olabileceğini kendime itiraf ettim. devamında "aheste" kelimesinin telaffuzunu duyunca, vurdum kafayı uyudum.

    özet: serdar ortaç şarkılarında mantık aramayın.
  • o gün yine karakol nöbetçisiydim. bu sefer hiçbir askerin hakkını diğerine yedirmemeye kararlıydım. özellikle de tekirdağlı eleman kaçta kaldırılırsam kaldırayım nöbetine en az 15 dakika geç çıkıyordu. abartıp 35 dakika önce de kaldırmıştım yine de geç çıkmıştı. üstelik kolunda saat de yoktu.

    amerika'da bitirdiği üniversite yök tarafından tanınmadığı için 1 buçuk yılını er olarak geçirecek olan arkadaş söyledi "koğuşun saatine bakıyor" diye.

    işte o gün sıra yine ona gelmek üzereydi. çıktım sandalyeye saati 20 dakika ileri aldım. yumuşakça dürttüm bu sefer. kaba da davranmadım. uyandırdıktan sonra hazırlanıp hazırlanmadığını kontrol etmek için sadece bir defa geldim. o da bende ani bir değişiklik hissedip şüphelenmesin diye. yine hadi madi yaptım biraz ve askeri alıp nöbet yerine doğru yol aldık. nöbet yerine yaklaştığımızda sırasını bekleyen askerin sırası geçmiş bir nöbetçi gibi yerini terk etmek üzere değil de tam noktasında beklemesinden mi kıllandı bilmiyorum. yolda bir yerde jetonu düştü ve ağırdan almaya başladı. ama hiç şansı yoktu. nöbeti ona devreden ortaköylü "ne oldu? vaktinde geldin bu sefer?" diye sordu. o da: "ya!" dedi "saatim bozulmuş..."

    şimdi bu anıyı niye anlattım. tanım bunun neresinde? tanım bunun tam göbeğindedir; benim bu yaptığım tam bir poşetliktir. bunu ne bir er yapar ne uzman çavuş ne assubay ne yedek subak ne de subay yapar.

    "vahşi bir tabiatım olmadığı için askerliğe uyum sağlamakta zorlanabilirim ama bu açığımı kendime göre bir zekayla kapatmak konusunda kararlıyım" diyendir poşet. poşet ismi veren hikaye de böyle doğmuştur, poşet kelimesinin bizlere bu kadar yakışmasının sebebi de budur. tam poşetiz işte.
  • orduda kisa donem askelere verilen isim
  • american beauty filminin en dramatik sahnelerinden birinde oynayan, üstün performansıyla içimizi hışırdatan oyuncu..
  • serdar ortaç'ın öncüsü olduğu "şarkı sözlerinde osur osur ipe diz ekolü"nün son ama en aşırı örneği.

    "aşk bu kızılötesi, yaralı müzesi, hareket edemem."

    ne diyon abi?
  • serdar ortaç' ın, cem garipoğlu vakasından esinlenerek yazdığını düşündüğüm şarkı. sevgiliyi çöpe atmak nedir yahu?
  • bu yazın üçyüz beşyüz parçası.
    http://www.dailymotion.com/…poyet-summer-danc_music

    üstüne gitmeyin serdarımın.fazlasını vadetmiyor abim zaten.iki nota bir beste*
  • türk milletinin milli çantası.
  • "seni eleştireceğim, eleştiriye yazık" dedirten bir şarkı müsveddesi.
  • ehem. şimdi kendimi kasıp bu 2010 model serdar ortaç yapıtının sözlerini yazacağım kısmetse. anladığım kadarıyla. anlamsız yerler olursa büyük olasılıkla benim anlayamamdan ziyade adamın yazamamasından kaynaklıdır ama, kesin yani, garanti. bakalım:

    ben ne sana taparım, ne seni ararım, ne trip atarım
    sen ne beni oyala, ne omuz ovala, işime bakarım
    ben o nazı çekemem, günaha giremem, kötü söz edemem
    aşk bu kızıl ötesi, yaralı müzesi, hareket edemem

    acılarım heveste, güneş açar aheste, bir kapalı kafesteyim
    topu topu bir deste ara sıra bir besle, iki nota bir besteyim

    seni çöpe atacağım poşete yazık
    bir sigara yakacağım ateşe yazık

    aşk gidene acımak mı, bu yükü taşımak mı, yarayı kaşımak mı?
    sor, iyisi çıkacak mı, içime akacak mı, bir güneş açacak mı?

    yine derin manalar yüklü bir şarkı olmuş. konusu ne derseniz çok emin değilim, anafikri de tam çıkartamadım. multikültürel envayırmınttan dibine kadar faidelenip bir club, bir hiphop, bir folklorik ögeler (zurna), bir türk-arabesk ögeler (kemanlar) derken gayet zengin, müzikal derinliği olan bir şarkı olmuş. bu yaz her bi tarafı sallar yine, allahın emri zaten. yalnız iki sene evvelki nefes albümü -en azından çıkış şarkısı şeytan filan- bin kat daha iyiydi. bir de kafası karışık gördüm seni serdar. sözler her zamanki dağınıklıkta ama bu sefer biraz daha fantezik alemlere uçmuşsun, hafif cem garipoğlulaşma, kızılötesi infrared alemler, masaj, spa, kültür-sanat açısından müze, nota-beste filan... bir de desteyi beslemek tabiri var, algımı aştı. düzenlemede de aynı karışık kafa hakim. ne içtinse bi dahaki albümü onsuz yap e mi?

    ha, atlamadan, "bu adamın şarkıları hep birbirinin aynısı yauuu" diyenler için geliyor: iki nota bir besteyim. adam sırrını açıkladı, işte bu yüzden hep aynı, takriben iki notadan beste çıkarıyormuş bak kendi demiş. yüzyılın itirafı, açıklaması.