şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bu yazıda psikiyatri denilen bilim dalının, neden bir bilim olmadığının ispatını yapacağım.

    let's begin;

    kümeler kavramından yola çıkacak olursak elimize iki tane küme alalım: birinci kümemizin ismi akıl hastaları kümesi olsun, ikinci kümemizin ismi ise akıl sağlığı yerinde olanlar kümesi olsun, üçüncü kümemizin ismi de psikiyatristler kümesi olsun. herşeyi kapsayan bbir evrensel kümemiz var ve bu kümeyi unutmuyoruz. evrensel küme, tüm insanlığı temsil ediyor. akıl hastaları kümesi ise akıl hastalarını temsil ediyor. psikiyatristler kümesi ise psikiyatristleri temsil ediyor. akıllılar kümesi de akıllıları temsil ediyor. bu ispata başlamadan önce ise elimizde bir varsayım var: tüm psikiyatristler akıllıdır. şimdi tüm psikiyatristler akıllı ise hiçbir psikiyatristin akıl hastası kümesinin bir üyesi olamayacağını baştan kabul etmiş oluruz. psikiyatristler kümesi, akıl sağlığı yerinde olanlar kümesinin içinde ve akıl hastası olanlar kümesi de evrensel kümenin içinde. psikiyatristler kümesinin içindeki tüm psikiyatristler akıllı olarak kabul edildiği için akıl sağlığı yerinde olmayanlar kümesi ile kesişemiyorlar(pratik olarak burada bir eksiklik var; çünkü günümüz dünyasında psikiyatristlerin bir kısmı akıl hastası)(sırf bu gerçek bile psikiyatrinin bir bilim olmadığını ispatı ama olsun biz yine de devam edelim) .

    şimdi ele almamız gereken şey ise bir insanın akıllı olup olmadığı neye göre belirleniyor? çok basit bir soru ve çok basit bir cevabı var. sorunun cevabı, kişinin içinde bulunduğu toplumun neyi kabul edip etmediği ve neyi kuraldışı olarak görüp görmediği ve hangi davranışı yadsıyıp yadsımadığı ile alakalı. sırf bu bile psikiyatrinin bir bilim olmadığının ispatıdır, çünkü toplumun hangi davranışı nasıl yorumladığı, zamana göre değişken olduğu gibi topluma göre de değişkendir. bu da psikiyatriyi evrensel bir fenomen yapmaz ama bilim denilen şey evrensildir. bir davranış bir toplumda gayet normal(?) olarak kabul edilirken başka bir toplumda da o kadar abes olarak kabul edilebilir. insan davranışlarının kabul edilebilirliği, topluma ve zamana göre değişkenlik arzediyorsa ve normal davranışlar ve normal kavramı da toplumun bireylerin davranışlarını nasıl kabul ettiği ile alakalıysa ve psikiyatri de tam olmasa da kısmen insan davranışlarını inceliyorsa normal kavramını nasıl belirleyeceğiz? ayrıca normal olarak adledilen davranışların kabul edilebilirliği üzerinde, o davranışı yapan kişinin sayısının ve o davranışı yapan kişilerin toplum içindeki zümresi ile de alakalı olduğu kabul edilmiş bir gerçek ise normal olan davranışı yine nasıl belirleyeceğiz?

    normal kavramı görecelidir ve kavram kendi içinde bir belirsizlik taşır. dahası normal kavramı, çoğunluğun azınlığa üstün gelmesi olarak nitelendirildiği için kavram siyasi bir kavramdır. bu sebeplerden ötürü de normal kavramı, bilimsel olarak desteklenebilecek bir kavram değildir.

    bir zümre içindeki bireyler, ortalama olarak benzer kişilerden oluşuyorsa yüksek oranda aynı davranış repertuarındaki davranışları sergileyeceğini kısmen kabul edersek aynı zümre içindeki kişilerin birbirlerini akıl hastası olarak adledmesi göreceli olarak düşük bir ihtimaldir.

    insanların birbirlerini akıl hastası olarak adledmesi göreceli olarak bağlı oldukları zümrenin sayısı ile de alakalı olduğuna göre sayısı az olan zümrenin akıl hastası olarak adledilmesi, mevcudu çok olan zümrenin akıl hastası olarak adledilmesine göre daha kolaydır(nüfus etkisi).

    yukardakileri söylediğimize göre şimdi kümeler olayına geri dönecek olursak akıl hastaları kümesi 3 birim eleman içeriyorsa ve akıllılar kümesi 5 birim eleman içeriyorsa(bunun 2 birimi psikiyatrist olsun) akıllı sayısı daha fazladır. eğer akıl hastası olan küme 10 birim eleman içerseydi ve akıllılar kümesi 5 birim eleman içerseydi(bunun 2 birimi yine psikiyatrist olsun) kimin akıllı olduğuna nasıl karar verecektik? karar veremezdik; çünkü nüfus etkisi var ve akıl hastası olma kriterleri, zamandan zamana ve toplumdan topluma değişkenlik gösteriyor(kısacası evrensel değil)(başka bir deyişle psikiyatrist kümesi de başka bir zamanda ve başka bir toplumda akıl hastası olarak adledilebilirdi)(orta çağ dönemindeki din adamlarının kişinin içine şeytan girdiğini düşünüp bu şeytanları dışarı çıkartmaya çalışması ile günümüz psikiyatrisi benzerlik gösteriyor)(orta çağ döneminde kişinin içine şeytan falan girdiği yoktu, o dönemdeki olaylar tamamen politik olan olaylardı ve günümüz dünyasındaki psikiyatrik olan olaylar ise tamamen ekonomik; çünkü sağlık sektörünün içindeki ilaç şirketleri, psikiyatrik ilaç kısmından gerçekten çok para kazanıyor)(olay tamamen ekonomik). şimdi normal kavramının göreceli olduğunu anladığımıza göre ve normal kavramı çağlar arasında ve toplumlar arasında değişiklik gösterdiğine göre akıllı olan ve olmayan bireyler de çağlar arasında ve toplumlar arasında değişkenlik göstermez mi? o zaman geçmişte akıl hastası dediklerimiz, gelecekte akıllı çıkabiliyorsa ve geçmişte akıllı dediklerimiz de gelecekte akıl hastası olarak çıkabiliyorsa ve psikiyatri akıllı olan ile olmayan arasındaki farkı inceleyip kimin akıllı kimin akıl hastası olduğuna karar veriyorsa psikiyatrinin güvenilirliği nerededir? psikiyatrinin tekrar etme özelliği nerededir? psikiyatrinin tekrar edebildiğinde aynı sonuçları verme özelliği nerededir? psikiyatrinin evrensel olma özelliği nerededir?

    yukarıda saydıklarımızı göz önüne alırsak psikiyatri farklı zamanlarda tekrar ettiğinde aynı sonuçları alamıyorsa ve sonuçların değerlendirilme kriterleri zamandan zamana ve mekandan mekana ve kişiden kişiye değişiklik gösteriyorsa psikiyatrinin elde ettiği sonuçlara(outcome) nasıl güveneceğiz?

    güvenemeyeceğiz; çünkü bir standart sahibi değil ve bir bilim de değil.

    şimdi buraya kadar anladıysak ikinci kısıma geçiyorum.

    psikiyatri bir bilim değil ve verdiği sonuçlar güvenilmez ise bunca hastanın, hasta olduğuna dair güvenilirlik ve tekrar edebilirlik kriteri yok ise bu kişilerin, hasta olup olmadıklarını nasıl anlayacağız? bu kişilerin hasta olduğunu anlayamıyorsak koskoca sağlık sektörünün bir kısmı çökmez mi? koskoca yargı alanının kriterleri değişmez mi?

    eldeki bu veriler ışığında ne yapacağız(pat deneyini daha dahil etmedik)?

    dsm denilen kitapçık, akıl hastalıklarını sınıflamak için oluşturulumuş olan bir kitapçık(başka bir deyişle bir psikiyatristlerin kutsal kitabı). bu kitapçıkta hastalıkların tanı kriterleri, hastaların subjektif yorumlarına göre şekillenmiştir. objektif olarak hazırlanmış olan bir kitapçık değildir. hastalıkların tanı kriterlerinde bir hastalığın tanısı için 3 kriter belirlenmiştir mesela, fakat neden 4 kriter değil veya neden 2 kriter değil? tanı için gerekli kriterlerin sayısı da subjektif olarak belirlenmiştir.

    hastalıkların tanısı için beyin görünteleme yöntemleri kullanılmıyor mu? bununla ilgili araştırmalar var fakat ben rutin tanıda bunun kullanıldığını görmedim. anlayacağınız psikiyatri ve psikoloji denen kurumları neresinden tutarsanız tutun elinizde kalır. bu sebeple de psikiyatriste veya psikoloğa gitmeden önce birkaç kez düşünmeniz gerek.

    türkiyede bulunan psikiyatristler ve psikologlarda da tanı kriterleri tarafından belirlenmiş birçok hastalığa rastlayabilirsiniz. yani ruh sağlığı hekimlerinin içinde de ciddi anlamda ruh hastası var. aynı durum psikologlar için de geçerli. bununla ilgili yapılmış çalışmalar var ve istatistiklere bakmanızı öneririm.

    bir ekleme daha yapacak olursak psikiyatri ile psikolojinin bilim olmadığı matematikçiler tarafından ispatlandı. yazılmış olan makaleyi veya haberi nerede okuduğumu bilmiyorum ama ekleyebilen biri olursa bu başlık altına sevinirim. kısacası yapılan hesaplamalar ile bir bilimin birikerek ilerleme hızını, matematiksel olarak ölçüyorlar. bilindiği üzere bilim birikerek ilerler. bilim dallarının birikerek ilerleme hızını ölçükten sonra bir de psikiyatri ile psikolojinin birikerek ilerleme hızını ölçüyorlar ve bu sonuçları karşılaştırıyorlar. elde edilen sonuçlara göre psikiyatri ile psikoloji diğer bilimlere göre birikerek ilerleme hızında anlamlı bir fark(yükseklik) gösteriyor. bu sonuçlara göre de bilim adamları ve matematikçiler psikiyatri ile psikolojinin bilim olmadığına kanaat getiriyorlar; çünkü psikiyatri ile psikolojinin ilerleme hızının bu kadar yüksek olmasında üretilen kavramların safsata olmasının payı büyük. yani adamlar üretilen kavramları saçmalayıp ve şişirip arttırdıkları için birikerek ilerleme hızı bu kadar yüksek çıkmış. yani adamlar ürettikleri kavramları uydurmuş!!!!!!

    bu kadar basit.

    eklemek gerekir ise (bkz: #80031432)
  • "deliler kümesi" nden sonrasını okumadım.
    deli diye bir hasta grubu yoktur. psikiyatrlar doğal olarak deli??? tedavi etmez. en amiyane tabir ile ruhsal hastalıkları inceler(şizofrenite, bipolar bozukluk, obsesif-kompulsif bozukluk vs)
  • buraya şimdi, durumumuz yoktu okuyamadık kardeş ve derdini sikeyim butonu entryleri gelecek.
  • arkadaş şizofreni toplum öyle kabul ettiği için hastalık bence değil demiş özetle.
    kardeşim o insanların gördüğü şeyler ne olacak !!???
  • --- spoiler ---

    karşı çıktığım, ne batı’nın uygarlık birikimi, ne de bu ortak paydadır... karşı çıktığım; batılı bilim adamlarının, beyaz, erkek, 175cm boyunda ve 72 kg ağırlığındaki batılı ‘ortalama’ insanla yaptıkları çalışmalardan elde edilen bilgilerin, tartışılmaz evrensel doğrularmış gibi, üstelik insanın ruhsallığına uygulanması, hastane koridorlarına taşınmasıdır. bu, psikiyatrinin kör noktasıdır. uygulayıcılar ise ‘derya içre olup deryayı bilmeyen balıklardan da tuhaf’ bir yere savrulmakta, başka toplumlardaki sayıltıları, kendi toplumlarında sayıklama biçiminde yaşamaktadırlar. bu savrulmaya literatürde bir ad da bulunmaktadır: kör nokta sendromu!..

    --- spoiler ---
    makale
    onbinyılın nefesi anadolu ruhsallığı, dr. cemal dindar

    daha bir sürü şey yazılabilir farklı kaynaklardan, canım isterse yazacağım. şimdilik bu giri çeşni olarak dursun burada.
  • deli kavramına hiç takılmayacağım.

    yazarın deliler kümesi kavramı başlı başına mantık hatalıdır. akıllılar kümesi kendi içlerinde birbirlerini ve toplumsal kurallarını benimsemişlerse, deliler kümesi oluşturulduğunda onların da birbirleri ile ortak noktaları olmalıdır. sorun tam da burda başlar.
    bu tarz bir çıkarıma başlarken, öncelikle her deliyi ayrı bir küme olarak oluşturup binlerce birbirinden farklı deli kümesi ile tezinizi yeniden deneyiniz.
  • insanın eylemlerinin kendine ve başkalarına istemsizce zarar vermeye başladığında.. bu dünyanın neresine giderseniz gidin bir sorundur.
    bu sorunu anlama çabası ise bilimdir
  • arkadaşa elden ele bi michel foucault kitabı iletelim. böylece bu konuların ilk kez sorgulanmadığını okumuş olur.
  • deliler ve akıllılar kümesiyle kesişim kümesinin içine eden beyandır.

    aklı gidip gelen biri olarak ben kendimi hep kesişim kümesinde görmüştüm. sonuç olarak sanırım kümesizim, belki de kümessizim. zaten tavuk da değilim.
  • öncelikle kümeleme sisteminiz hatalı. akıllılık ve delilik keskin sınırlar ile ayrılamaz. buna spekturum bozukluğu adı veriliyor. otizm gibi düşünün kimisi insanlarla iletişimde gayet iyi normale yakınken diğerleri ile iletişim kurmak imkânsızdır. kimisi depresyona girer intihar eder. kimisi depresyona girer intihar edecek bile enerji bulamaz olduğu yerde kalır.
    bu küme ayrımını ortadan kaldırdık. peki psikiyatristler kafasına göre bu deli veya değil diyor mu? hayır demiyor dsm dediğimiz bir şey var. bütün psikiyatristler toplanıyor ve diyor ki. bizim işimiz subjektif arkadaşlar bunu daha mantıksal ve matematiksel yapalım kriterler koyalım kafamıza göre bu deli bu değil demeyelim diyorlar. oturup güzel güzel kriterler çıkartıyorlar. eksik mi ? eksik. ama araştırmalarla bunu aşmaya çalışıyorlar. çeşitli görüntüleme teknikleri geliştirildi klinik uygulamada henüz yok a yaygınlaştıkça depresyon tanısı görüntüleme ile konulabilecek.

    bir psikiyatrist sizin dediklerinizi oturur bu tablo içersinde yerleştirir ve siz tablonun neresindesiniz diye bakar. tıpta ki her teste bakabilirsiniz. hiçbiri tam sonuç vermez. olur mu hocam makineye soktuk hücreleri tek tek saydı benim hemoglobin 15miş. arkadaş bu da makine allah yapısı değil. hemoglobinler birbirine yapışır yanlış ölçer. örnek çok bekler yanlış ölçer. ölçüm aleti kirlenir yanlış ölçer. hiçbir test yoktur ki sensitivite ve spesifitesi yüzde 100 olsun. en basitinden doğum testi alırsın hamileyim diye gidersin usgyi koyarlar çocuk çıkmaz. kesin tanı daima görerek konur. henüz kafanın içini dediğimiz tarzda göremediğimiz için bu testler kullanılıyor ve hiçbiri yüzde 100 vermeyecektir. bu kafayla bütün bilimler yalan olur. çünkü kimyada da saflık ölçen şey bir makine ve illaki yanlış ölçtüğü materyaller olur.

    ee geldik toplumun inandığı şeyi doğru sayıyor. bunu da konuşmadan anlayacak ipuçları var. kafasından sıkıyor mu harbiden gördü mü? bu da kendi içinde değerlendiriliyor. gördüğü imajı tanımlamasından vs. onun dışında dini öğeler kafada şüphe oluşturur ama siz bunun için içeri alamazsınız. fakat dini şeyleri çok gördüğünü iddia eden kişilerin bir sorunu vardır. akıllı deyip yollamazsınız. fakat her dine inananı da alıp içeri koyamazsınız. öyle olsa dünyanın çoğunu koyardık. keza her inanan ben cin gördüm melek gördüm diye gelmez. normal bir hayat yaşarlar.

    son olarak sevdiğim bir söz vardır. zamanında ortadoğu'da güzel bir akıl hastanesi olsaydı. dünyadaki din kaynaklı sorunların çoğunu yaşamazdık.