şükela:  tümü | bugün soru sor
  • (bkz: politik) verelim.
  • hatta daha kısaca mülkiyedir.
  • tarihsel olarak siyasal kavramı çok farklı yollardan gelmiş, modern bir terimdir. aynı devlet, bürokrasi vb. terimler gibi, modern dünya öncesinde bu kavramı bugün olduğu anlamıyla düşünmek, anakronizme düşmemize sebep olur. antik polis'te bugünkü anlamda bir siyaset olgusunu(ya da siyasal olanı) düşünmek bu yüzden yanlıştır. ancak ülkemizde, etimolojik düşünce gelişmediğinden bu hataya çok düşüyoruz(üstelik platon'un kitabını devlet olarak çevirerek, büyük bir faciaya yol açıyoruz). örnek olarak poliste siyaset(ya da siyasal olan); etik ve din ile iç içe girmiştir. birbirlerinden ayırt etmek neredeyse imkansızdır. aristoteles'in bahsettiği siyasi faaliyeti bu bağlamda düşünmek gerekir. belki de bu kavramı çevirmek yerine politeia'yı kullanmak daha yerinde olacaktır.

    siyaset kavramını, modern bir olgu olarak da belli başlı dönüşümler geçirmiştir. raison d'etatve polizeiwissenschaft kavramları ışığında, siyasetin din ve etikten ayrılarak, kendi gerçekliğinde içteki sınırsız devlet gücünün kullanımı olarak oluştuğunu görüyoruz. yani modern siyaset kavramını, seküler egemenliğin gelişiminde buluyoruz. bu tezin ardından, ekonomi politik düşüncesi ile, siyasal olanın ekonomik olanın arka planına atılmasına şahit oluyoruz: ta ki 20.yy'a kadar. 20.yy'da siyaset ve siyasala ilişkin olan algı genişliyor ve ilişkinin, otoritenin, emirin olduğu her alanı kapsamaya başlıyor. bu siyasetin her yerdeliği olarak adlandırılabilir. biyo-iktidar tekniklerinin gelişmesi ve faşist-otoriter rejimlerin doğuşu, hiç kuşkusuz bu görüşü pohpohluyor. ancak, siyasal olana önem veren biri olarak, söz konuşu düşünce ile; yani siyasetin her alanda olması ile, siyasetin hiç bir şeyi temsil edememeye başlamasını bir görüyorum. araştırmadan kaçınmak isteyen her düşünür, buyurucu ilişkiye siyasal olan deyip geçmekte. siyasal olanı toplumsaldan kurtarmak için yapılan bu düşünüş, siyasal olanı bir meta anlatıya dönüştürmekte ve kavramın içini boşaltmaktadır.

    bence de siyasal olanı, (mouffe-laclau'nun tanımladığı biçiminde)hegemonya mücadelesi olarak tanımlamak doğrudur. ancak bu mücadelenin devlet üzerinde gerçekleştiğini düşünmüyorum. devlet üzerinde gerçekleşen hegemonya mücadelesini, toplumsala bağlamak daha doğru olabilir diye düşünüyorum. çünkü devlet, toplumsal aktörler ile karşılıklı etkileşimde bulunan bir aktör ve bu etkileşimin gerçekleştiği alandır. siyasal olan ise, devlet ve toplumsal olan tarafından tanınmayan aktörlerin hareketidir*. yani 1789 devriminde siyasal olan kadınlardı, 1830'da ise işçiler. yani siyasal olan, hegemonya mücadelesinde toplum tarafından yok sayılanın ta kendisidir.
  • siyasal kelimesi ilk defa mustafa kemal atatürk tarafından mülkiye’ye verilmiş bir özel isimdir.

    siyasal kelimesi türkçede ilk defa mülkiyelilerin atatürk’e hitabı telgrafına karşılık atatürk’ün mülkiyelilere cevabı telgrafında kullanılmıştır; “siyasal bilgiler okulu” olarak.

    o yüzden bir mülkiyeli olarak, siyasal kelimesini siyasi, politik anlamında kullanmam. siyasal bir özel isimdir ve şu anda ankara üniversitesi siyasal bilgiler fakültesi’ne aittir.