şükela:  tümü | bugün soru sor
  • tutarsız kadındır. öncelikle benim kapalı arkadaşlarım var ve kimseye saygısızlık yapmam. çünkü olabilir ülkemizde kadınlar ne kadar bilinçlenme imkanına sahip biliyoruz. eğitim almayan okula bile gitmeyen insanlar var. söyleyeceklerim üniversite okuyanlara özellikle de sosyoloji bölümünde okuyanlara. sosyoloji derslerinde kadın hakları , toplumsal cinsiyet , geçmişten günümüze ataerkil yapıda kadının mücadelesi konulu bir çok konu görüyoruz ve bu konuları gerçekte benimseyen bir insanın kapalı olması beni gerçekten çok şaşırtıyor. bir de dersleri deli gibi dinleyip sayfa sayfa not çıkarıyorlar, vize-final dönemlerinde en çok bu insanlar ders çalışıp, herkese ders anlatıyorlar. mesela ben de ders çalışırken kulak misafiri oluyorum. kapalı bir insan etrafına toplamış milleti politika anlatıyor günümüz ana partisinin sorunlarını, kliyentalizmi falan anlatıyor. e kardeşim sen bunları sadece ezberliyorsun o zaman? diplomam olsun diye okuyorsun? bazı insanlar gereksiz görse de bu kadar bilinçlendiren aydınlatan ve herkesin okuması gereken bir bölümdesin ve sen sadece dersi verip ortalaman yükselsin diye anlatılanları anlamış gibi yapıyorsun ama uygulamaya gelince sıfır? belki de bir kısmı gerçekten konuları benimsedikleri halde aile baskısından dolayı hayatındaki hiçbir şeyi değiştiremiyor ve okuldan sonra eve gidip poğaça yapıyor. ben bu insanlar adına hem üzülüyorum hem kızıyorum bir kadın kendini özgür kılmaktan neden korkar? toplumumuz bu kadar cahil kaynarken en başta kendini bilinçlendirmesi gereken kişiler kadınlardır.

    şimdiden not:

    türban seviciler doluşmasın ben türban kelimesini bile kullanmadım çünkü siyaset ile bir alakam yok.

    şimdiden not 2:

    bütün kadınların yavaş da olsa bir gün aydınlanacağını düşünüyorum o insanların sosyoloji bile okuması çok güzel ve sevindirici. - tabi puanı sadece ona yetti veya bu bölümde kızlar çok fazladır rahatsız olmam erkeklerden diye girmediyse- . benim tek derdim ya okuduklarını anlama problemleri var ya da hayatlarında bir şeyleri değiştirmek için fazla korkaklar.
  • başlık çok ayrımcı gibi görünüyor ama evet, ayrımcılık yapılması gereken bir konu. en azından bu kişinin sosyolojiden ne beklediğini tahmin etmek üzere. düzeltilmesi gereken ise bir dinci neden sosyoloji okusun ki.

    ne farklı bir perspektiften bakabilir, ne de bir şeyi kendi süzgecinden geçirir. cinsiyet üzerine, ahlakçılık üzerine, hatta çeşitli ideolojileri bile nasıl değerlendirebilir, ne kadar nitelikli inceler? marksizm, ekonomi vs üzerine ne tarz bir yorum yapabilir? islam sosyolojisinde takılır durur vasat vasat. hurmaların müslümanlara bıraktığı toplumsal etkileri inceler ama. her şeyden önce dogmalara takılmış bir beyin sosyolojiye ne katabilir zaten? haksız yere her düşünceye karşı kendi inancını savunma eğilimi de gösterir doğal olarak.

    islamda kadının ne eğitim hakkı vardır ne de yeri vardır. diğerlerinde de olduğu gibi. bu haklara sahip değilken akademik duvarların ortasında bu gericiliğin propagandasını yapmaktan kaçınmazlar, holiganlık seviyesindedir çünkü benimseme durumu neye olursa olsun. kafanda sembol olarak taşıdığın bir engelle o sıralarda feminist tarih değil de sanki medine ve insanlarını konuşmak düşer sana. ne kadar modern görünürse görünsün, türban bir engeldir ve o kişi onu kabul ederek takar. engeli sahiplenmiş biriyle bir noktada her zaman karşı karşıya gelirsin. bu kişiler de kendileriyle bu bölümde karşı karşıya geldiğinde saldırıya dönüştürebilir bunu çünkü iç çatışmanın bir tezahürüdür agresyon.
  • kadindir. sosyoloji okuyordur.
  • ister çıplak gider okur ister çarşafla gider okur sizene ya rahat bırakın şu kadınları artık.
  • son 2-3 yılda sayıları artan ve biraz şaşırtan durum.
    evet bana da çelişkili geliyor, garipsiyorum fakat keşke daha çok okuyan olsa diyorum.
    sosyoloji gerçekten güzel bir bölüm. okudukları sayesinde belki sorgulamanın tadına varacak, ufkunu açacak ve kendi konumu olmak üzere bazı şeylerin farkına vararak bir aydınlanma yaşayacak belki.
    kendi hayatını değiştirmeye cesareti olmasa bile yetiştireceği nesillere katkısı olabilir düşüncesindeyim.
    tabi bu biraz ne için okuduğuyla kendini geliştirmek isteyip istememekle alakalı. yoksa din ve toplum kitabını okurken tövbe tövbe diyerek okuyanları da çok var.
  • saçını "allah'a ve peygamberlerine inanmıyorum, atatürk ilke ve inkılaplarına da bağlı değilim mavisi"ne boyatan tiplere dert olur.

    var böyle iki tanıdığım:
    biri bitirdi, işe başladı, çalışıyor, mutlu.
    diğeri de başını daha önceden zorla kapadığı için 2. sınıfta açtı. şimdi paket solculuk* zihniyetinde lümpen bir hayat yaşıyor.
  • okuyan değil ama bitiren tanıyorum, açık öğretimden okumuş, canı sıkıldıkça açık öğretimden bölüm seçip okuyor, şu an 3.de, şu kadar üniversite bitirdim diyip hava atıyor, asgari ücretin az yukarısını kazanıyor. halbuki onun yerine azcık dil öğrense çalıştığı yerde müşterileri kafalayıp özel ders ayağına köşeyi döner.
  • size ne ya diye milleti susturmaya çalışan faşistler damlamış hemen.

    hiçbir şey hakkında yorum yapmayacak mıyız amk? o kırılır bu küser diye hiçbir şeyi tartışmayalım, sus pus oturalım o halde. ifade özgürlüğü yok bu ülkede diye ağlar sonra bu tipler. benim yorumumdan da sana ne diye karşı atak yapayım o zaman ben de.
  • marksizm üzerine yorum yapmayan sosyolog olamaz diye zırvalayanların hedefindeki kadındır. bu zihinsizler her yerde kendilerine kurtarılmış alan oluşturmak istediklerinden bilim, sosyal disiplin vs. alanlara da kendilerinden başka kimsenin girmesini istemezler. sorsan halkçı, eşitlikçi vs. gerçekte jakoben, kendini elit gören ancak hiçbir değer ifade etmeyen kalas. isteyen istediğini okusun, yesin, gezsin, düşünsün, söylesin. neden bu durum sizi rahatsız eder?
  • çok enteresan bir meseledir, türkiye'de islâmiyet her daim seküler cenahtan (komünisti de kemalisti de liberali de aynıdır) ''proto faşist'' olmak tenkidi alır. yani islâmiyet bu arkadaşlara göre belirli bir yüzde ve şiddetle var olduğu zaman kendisinden başka bir siyasî görüşe, sosyal oluşuma, muhalefete filan yer bırakmayan, kana susamış bir canavardan ibarettir. dolayısıyla bu dinin görünürlüğü hep kısıtlanmalı, bir yerde hâkimiyet kurması, meselâ başörtülü kadınların ekseriyet haline gelmesi, kamuda çalışması filan engellenmelidir. çünkü bu mantığa göre islâmî simgeler, esas olarak politiktir de. yani başörtüsü sadece allah'ın emri olduğu için takılmaz, ''ben buradayım, müslümanım, dinimi size dayatacağım'' söylemiyle siyasî bir klik oluşturabilmek maksadıyla da takılır. bu anlamda hem kimliksel hem siyasî hem de dinî olmakla beraber, bir baskı ve şiddet unsurudur. bu insanlar böyle düşünüyorlar, dolayısıyla rejim ve sekülerler, kendilerini islâm'dan korumak zorundalar.

    fakat insan işte burnunun ucundaki hakikati görmekten aciz kalıyor. esas faşizm, seküler fikriyatın içinde yatar. çünkü sekülerizm, dünyadaki her şeyi ''-loji''leştiren yegâne ajan ve sistemdir. dünyada insanların kuşandığı bir örtünün ''siyasî'' görülmesi, sekülerizmin bu faşist karakterinden. sekülerizm, tabiatına uygun bir şekilde başörtüsünü ''-loji''leştirmek sûretiyle marjinalize ediyor. aslında bu vaziyet, onun sadece başörtüsünü siyasî bir simge olarak görmesinden kaynaklanmıyor; sekülerizm, baş örtüsüz olmayı da siyasî bir tavır olarak görüyor. ki bu aslında tutarlı. madem ki baş örtülü kadın dini konusunda objektif olamaz, bence piercing'li ve mavi saçlı bi kadın da feminizm ve gender studies konusunda objektif olamaz. ama işte bu tavır, kendi hakim pozisyonunu tahkim ettiği için onu meşru görüyor sekülerizm ve sanki kendisi çok tarafsız ve objektifmiş gibi, kendi dininin bir gereğini yapan insanın eylemini anında onun tarafsızlığını zedeleyen bir unsur gibi algılıyor. ayrıca bu eylem sahibini, sahibi olduğu her yerden dışlamaya çalışıyor: başörtülüler doktor olamaz, pilot olamaz, hakim, avukat veya savcı olamaz, kabin memuru olamaz, araba kullanamaz, felsefe yapamaz, matematik öğrenemez, biyoloji okuyamaz, bilmem ne yapamaz.... misaller çoğaltılabilir. tüm bu argümantasyonun temelinde yatan saik, aslında kurulan bir saadet zincirinin sürekliliğini sağlamaktan ibarettir: dünyada bir mana ifade edebilecek, insanın modern kapitalist strüktür içerisinde kendisini gerçekleştirebileceği ve bir şeyleri anlayıp, tahlil ettikten sonra dünyaya sunabileceği tüm köşe başlarını tutmak. bu sayede bilhassa türkiye'de sistemin sürekliliği ve birilerinin karnının doyması teminat altına alınacak ve ötekiler sistemden dışlanacak. yargı, senin istediğin kararları verecek. milletvekilleri, senden olacak. başbakan çıkıp, ''bu hanıma haddini bildiriniz'' diyecek. askeriye, senin arka bahçen olacak, arada demokrasiye ayar verecek. akademide senin borun ötecek. cumhurbaşkanı, senin derdinle ilgilenecek. memlekette bir boktan hallice olma şansına sahip olabilecek herkes, bu ön kabullere göre yaşayacak. böylece sistem sürekli kendisini yeniden üretecek. ya bir bok olarak yaşayıp öleceksin ya da bunların her dediğine ''he paşam, emrin olur'' diyeceksin.

    şimdi bu düzen faşizm, bu düzenin savunucuları faşist ve bu düzeni bir dakika olsun özleyenler adolf hitler'in manevî mirasçıları değil midir? evet aynen böyledir. içerisinde bulunduğumuz sistem, tam olarak bunu yaptı. bu sikimsonik argümanları parlatan davarlar da bunun için yapıyor bunu. ''ama efendim, islâm'a göre bu kadının buralara gelmesi ne kadar doğru, madem inanıyor, niye geliyor'' serzenişi, haklı bir serzeniş olabilir. ama bir islâm devleti'nde... şu an için olamaz. çünkü müslüman kadınlar, siz islâmî bir otorite olmadığınıza göre size hesap vermek zorunda değiller. bu çok basit bir mantık aslında. yani mesela futbolda uefa var, kuralları avrupa'da geçerli. afc var, asya'da cârî. afc gelip uefa takımlarına, ''hmm sen şöyle niye yaptın'' diye biliyor mu? hayır, çünkü öyle bir yetkisi yok. senin de yok bebeğim işte.

    neyse meselemize gelirsek:

    müdafîleri kusura bakmasınlar, ''kapalı bir kadın ideolojileri, cinsiyeti, ahlâk felsefesini ne kadar derin ve objektif inceleyebilir, en fazla kendi inandığı şekilde savunur'' şeklindeki argüman, dünya üzerinde duyulabilecek en komik ve abes laflardan birisi. görenler de dünyada akademiyi şey zanneder, işte bir sürü hakikat yolundaki profesör tüm siyasî, dinî ve başka türlü görüşlerini dışarıda bırakarak bir binada inzivaya çekiliyor, kara tahta önüne dizilip hepsi fikirlerini söylüyor, eninde sonunda bir tanesi kazanıyor ve ötekiler de onu tebrik edip önünde diz çökerek ona biat ediyorlar. böylece o konu ''bilimsel realite'' oluyor, işte başörtülü hanımların bunu takdir edemeyecekleri, dinleriyle çeliştiği zaman ''hayır bana ne bana ne'' diyecekleri için akademiden dışlanmaları gerekiyor.

    hâlbuki hepimiz biliyoruz ki, akademide insanlar kendi fikirleri doğrultusunda çalışmalar yapar. hele ki sosyal bilimlerde. bir sosyoloji profesörü, ''sosyoloji alanındaki tek objektif hakikat''e erişmek için çalışmaz. feminist gender studies çalışır, islâmcı laiklik filan çalışır, kemalistler genelde ''türkiye'de çağdaşlaşma, türk devrimi'' filan kasıp tarihe bağlar. böyledir bu işler yani. şimdi bu kemalist arkadaş çok mu tarafsız?

    size bir misal vereyim: bu ülkede yılmaz öztuna'nın yazdığı türkiye tarihi'nin son cildinde ikinci abdülhâmid'e ''kızıl sultan'' gibi şeyler söylemeyip, objektif olarak anlattığı ve darbeciler tarafından hunharca katledilen padişah abdülaziz'in ''intihar ettiği'' tezine karşı çıktığı için türk tarih kurumu azâlığı elinden alınmış, yine bu kurum, o sıralarda epeyce yaşlanmış olan ismail hami danişmend'e, bu görüşlerin aksini düşünmemesine rağmen tehditle abdülaziz'in intihar ettiğini savunan bir eser yazdırmıştır.

    alın objektif, tabusuz ve derinlemesine kritikçi kemalist tarih bilimi meselâ bu, komünistler adamı direkt gulag'lara atıp öldürüyor zaten. liberaller de yahudilere ya da gaylara en ufak bir şeyi fi tarihinde söylemiş olsanız, twitter'da onu bulup hayatınızı sikmeye and içmiş bir avuç manyak sürüsünden ibaret.

    götünüze sokarsınız bu dünya düzenini artık. muhteşem yaw. ama dikkat edin, müslüman kadın doktor, bankacı filan olmasın içinde. tarafsızlığınıza, ilmîliğinize şüphe düşer.