şükela:  tümü | bugün soru sor
  • yeniakit'ten beklenmeyecek kalibrede bir yazıya ait başlık. yeniakit yazarı ali osman aydın kaleme almış.

    linke tıklamak istemeyenler için:

    --- spoiler ---

    bir ülkenin bilinç altında işleyen derin bir düzeni vardır. bu düzenden ilhamla türkiye‘de yaşayan bir insan bilir ki; yasaları hiçe sayarak bir bina yapsa, devlet onu yasallaştıracak…

    trafik kurallarını görmezden gelerek ceza yese, devlet o cezaya bir kolaylık sağlayacak…

    sınıfta kalmak istese bile, geçecek…

    hırsızlık yapsa, ifadesini verip savcılığın kapısından çıkıp gidecek.

    tecavüz suçu işlese, mahkeme salonundaki ezik duruşundan “iyi hal” indirimi alacak.

    taraftarı olduğu spor kulübü borca batsa, devlet o borcu üstlenecek…

    vergi borcu olsa devlet o borcu yapılandıracak…

    kredi kartı harcaması konusunda itidali elden kaçırsa, devlet, bankalarıyla bu borcu düzenleme yoluna gidecek…

    kısacası bir vatandaş olarak hiçbir zaman kurallara tam riayet etmesi, başkalarının haklarına saygı göstermesi, vatandaşlık hukukunu ciddiyetle koruması gerekmeyecek.

    neden ?

    devlet halkın sorumluluğunun idrakinde bir yetişkin olmasını, kurallara/yasalara harfiyen uymasını istemiyor da ondan. aksine, devlet halkın hep “çocuk” kalmasını, arkasında toplanacak bir şeyler bırakmasını istiyor ve bunun için çabalıyor sanki.

    siyasi propagandaların müzikle, eğlenceyle, şarkı sözleriyle iç içe geçmiş hafif yapısı bu çocuksu iklimi gösteriyor. size bağımlı, kural tanımaz bir çocuğu oyunla kandırabilirsiniz ama mantıklı ve bağımsız bir yetişkini asla… bu yüzden halkı sorumluluğunu bilmeyen ve eğlenceyle gönlü alınan bir çocuk düzeyinde tutmak, yönetmeyi garanti etmek anlamına geliyor. aynı zamanda ülkeyi yasa tanımazlığa mahkum etmiş de oluyorsunuz böylece.

    pascal önemli bir tespitinde, ”insan her yönden muhtaç bir varlıktır. bütün ihtiyaçlarını giderebilecek olanları sever sadece…”diyor.

    kuralsızlığı teşvik edip ardından afla ödüllendirmek, böyle bir şeyi amaçlıyor olsa gerek.

    iki fotoğraf, iki gerçek

    1’inci fotoğraf…

    “dövme sucuk…alışveriş…sucuk… hamsi… deve güreşi…buza tırmanma… badem çiçeği… edebiyat ve şiir… tandır…kar… kitap…tiyatro… hasat…sahaf… motosiklet… geleneksel kültür, sanat, doğa ve turizm…”

    bunlar yakın zamanda düzenlenen festivallerin temaları ve adları…

    hepsi de belediyelerce organize ediliyor bu festivaller.

    içlerinde ak partili olan da var, chp’li olan da…

    ağustos sonunda konuşulanları hatırlayın lütfen…

    kamuda tasarrufa gidilecekti. kemerler sıkılacaktı. zor günlerden geçiliyordu. dış güçlerin saldırısı söz konusuydu. herkes elini taşın altına sokacaktı. vs…

    2’inci fotoğraf…

    şehrin merkezinde bir tanzim satış aracı…. aracın tezgahında ucuz sebzeler… o aracın önünde bir kilometreden daha uzun bir kuyruk… kuyrukta bekleyen her kesimden, her yaştan insan, insanımız… bütün bu bekleyişin amacı, markettekinden, pazardakinden biraz daha ucuz birkaç parça sebze alabilmek… hepsi bu kadar.

    iki fotoğrafı yan yana koyup bakarken şunları görüyoruz: yerel yönetimlerde neşeyle dolu festival havası eserken, vatandaşı hayat pahalılığının sert rüzgarları savuruyor.

    festivallerdeki coşku ile tanzim satış kuyruğundaki bezgin bekleyiş arasında yaman bir çelişki var. ancak bu ekonomik değil, ahlaki bir çelişki. bu çelişkiyi yöneticiler nasıl görmezler? nasıl vatandaşlar üç kuruş için o uzun kuyruklarda saatlerce beklerken konser organize edip eğlenebilir, seçim çalışmalarına katkı olmasını umabilirler? vatandaşın parasını bu tür fuzuli etkinliklere harcayabilir ya da bunları yapanlara göz yumabilirler!

    hani aynı gemideydik…

    hani “beka, bağımsızlık” mücadelesi veriliyordu?

    hani 15 temmuz’dan hiçbir farkı yoktu bu mücadelenin…

    gerçi 15 temmuz’da da durum pek farklı değildi. o gün de sıradan insanlar olarak bizler “köprüde” ve caddelerdeyken, çok azı hariç o siyah audiler, mercedesler ya kayıplara karışmışlardı ya da bir takım otoparklara saklanarak sosyal medyadan biz zavallı halkı sevk ve idare ediyorlardı! o zaman namlu karşısında bekleyen vatandaş şimdi de sebze kuyruklarında bekliyor. o zaman otoparklarda saklanan lüks makam araçları şimdi de festival alanlarındaki otoparkları süslüyor. ama diğer tarafta da ucuz sebze kuyrukları uzuyor… kuyruk da festival de aynı zamanda, aynı şehirde var oluyor. bu iki fotoğraf arasındaki çelişki düzelmeden topyekûn ekonomik savaş verildiğine kimseyi inandıramazsınız. halk tanzim sırasında saatlerce bekler ama o festivallerin ve devlet kesesinden yapılan pahalı seçim harcamalarının içinde açtığı yarayı unutmaz.

    maduro’dan papa’ya davet

    venezüella devlet başkanı nicolas maduro, ülkesindeki siyasi kriz ile ilgili papa’yı arabuluculuk yapmaya davet etmiş.

    maduro’da en az bizim kadar bu davetten hiçbir netice çıkmayacağını biliyor. çünkü artık din kurumu iktidarların her türlü işini onaylayan bir noter olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor. din ancak bir iktidarın ona tanıdığı söz hakkı miktarınca konuşabilir. çünkü din de bürokratlarca ele geçirilmiş, devletin/devletlerin siyasal bir kurumudur artık. ve konu siyaset olunca son sözü daima güçlüler söyler.
    --- spoiler ---
  • iki defa okumama sebep olan yazı. böyle bir yazının akit gazetesinden gelmesini beklemezdim doğrusu.

    güzel yazı olmuş. yazarın ellerine sağlık.

    edit: altta omurgalı bir canlının mesajını gördüm ve cevap yazma gereğini duydum. madem çok omurgalısın kardeşim. neden yandaş medya içinde bir iki kelam yazmıyorsun? senin gibi zeka yoksunu ve partizan mahluklar olduğu sürece bu ülkeden bir halt olmaz. akp liside chp liside aynı bokun iki tarafısınız.

    partizanlık yapmak adına ülkenin bu hale gelmesine vesile olan hepiniz içinizdeki kötülükle kavrulursunuz umarım.
  • bu yazı gerçekten akit'de mi yayınlanmış?

    cumhuriyet gazetesinin cumhuriyet gazetesi olduğu dönemden bir yazı diye paylaşsalar inanırdım sanırım.
  • muhafazakar insanların laikçilerden farkı: omurgalı olmaları.

    yazı doğru yanlış ayrı ama inandıklarını söylerler.
  • "çünkü artık din kurumu iktidarların her türlü işini onaylayan bir noter olmaktan öte bir anlam ifade etmiyor. din ancak bir iktidarın ona tanıdığı söz hakkı miktarınca konuşabilir. çünkü din de bürokratlarca ele geçirilmiş, devletin/devletlerin siyasal bir kurumudur artık. ve konu siyaset olunca son sözü daima güçlüler söyler."

    din hakkında böyle şeyler söyleyen bir adam nasıl siyasal islamın kalesinde yazıyor, anlamış değilim. kendisi samimi olabilir ama yazdığı kurumun zerre samimi olduğuna inanmıyorum.