şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: the joker) batman hikayelerinden.
  • yazarının, yönetmenin ve yapımcısının aynı kişi olduğu, 2002 fin yapımı çok ama çok enteresan film. tipler, diyaloglar başarılıydı. izlediğim ilk fin filmi oluşu ve daha önce herhangi bir fin ile tanışmamış, haklarında en ufacık bir fikrimin olmayışı beni acaba tüm fin'ler böyle mi lan diye düşünmeye sevk etmiş, sıcak film..

    ahanda bu da movie database'den linki: ımdb the man without a past
  • komedi dram filmi. finler'in mizah anlayışlarını sevdim, izlerken oldukça eğlendim. hayatınızı kurmak için ihtiyacınız olan şey aşina olduğunuz verili kimliğiniz değil işte. yine aşık olur, yine yuva kurar, yine hayatı kazanmanın bir yolunu bulursunuz.
  • geçmiş mi önemli yoksa insan an itibariyle kendine yeni bir dünya kurabilir mi? peki, insanı iyi kılan taraf nedir? geçmişe özlem, acaba yanlış bir şey mi? matah olan yaşamaya devam etmek mi?

    sıkıcı soruları bırakalım şimdi. 'geçmişi olmayan adam' isimli filmin yönetmeni güzide insan (bkz: aki kaurismäki) üstada ayrı sitemim var. sokakların prensi (bkz: matti pellonpää) genç denilebilecek yaşta öldükten sonra aki biraz mahsun kalmış olmalı ki, filmleri bağlam olarak kendini tekrar ediyor (bu öznel yorumu es geçebilirsiniz) onun güzel filmleri daha çok matti ile beraberdi. ha, 1996 sonrası pek çok filmi de başarılıdır. son 2017 tarihli filmini daha izleyemediğim için kendime de kırgınım.

    matti pellonpää'yı anmamak gerçekten güç. kalamar birliği filminde kendini (oyuncu olmadan önceki halleri)oynarken de, bohem hayatı filminde bir ressamı oynarken de ayrı derinliği yansıtan oyuncuydu. aki'nin orijinal ismi mies vailla menneisyyttä olan bu filmine gelirsek, klasik aki absürtizmini inceden rahatsız olarak ve yer yer gülerek yaşıyoruz.

    biz ona isimsiz diyelim, filmde gerçekten isimlere ihtiyaç yok. fazlasıyla hüznü koca bedeninde taşıyan (bkz: markku peltola) bu filmi öyle kotarmış ki, durgunluğu bile bizim için dinamik olan hüznü aks ettiriyor. ki, markku'da erkenden bu dünyadan göçüp gidenlerden. erken dediğim garip gelebilir tabi ama insanın kırklı, ellili yaşları erken be dostlar..

    juha'da beni hüzünlere gark eden, kibritçi kız da sinir olduğum, le havre'de 'işte bu' dediğim hüznün ve kederin bir yüze bu kadar yakıştığı (durgunluğu ile beraber ) (bkz: kati outinen) bu filmde yatağının başındaki meryem ana büstü, heykelciği gibi oynuyor. o bir meryem anne, günah nedir bilmiyor. çünkü ormana gittiği zaman hangi mantarları toplayacağını da biliyor; ayrıca saf, güzel aşık olmayı gösteriyor.

    filmin önüne geçecek, spoilerın azgını hiç olmadım. anlatmaktan çekiniyorum çünkü bazı şeyler izlemeden tam anlamıyla anlaşılmaz ama sekanslar da, hikayedeki gizli ayan dışavurumcu analizler de başta da dediğim gibi aki'nin absürtizminin aksi. o bunu hemen hemen her filminde başardı. tabi, juha'da beni kati kadar üzen andré wilms 'li (bkz: la vie de bohème) filmi aki külliyatında en azından benim için ayrı bir yere sahiptir.

    'geçmişi olmayan adam' filmini anlatırken (bkz: sakari kuosmanen) oyunculuğuna ayrı değinmek lazım. juha'da olduğu gibi bu filmde de filme ayrı tat veren mimikleri ve konuşmaları var. özellikle bu filmde kurt kapitalist taklidi yaparken dahi, aki bu kurdun içinden kuzuyu kansız öptürmeden tragedya rahata ermez.

    aki kaurismäki'nin üçleme yapması ve bize naifliğini detaylardan aksettiren yapıda olması,ayrıca müziği, an'ı, sigarayı ve içkiyi, bir o kadar mizahı sevmesi; bir bütün olarak onu daha içten kılıyor. bu filmin üçleme olduğunu, bundan önceki filmin 'kauas pilvet karkaavat' yani sürüklenen bulutlar (kapitalizm üzerine inceden giydirir) ve sonrakinin ise laitakaupungin valot (alacakaranlıktaki ışıklar) olduğunu belirtmekte fayda var.

    aki bütün olarak değil, parça parça insanları irdelemeyi seven ve insanları da tıpkı karakterize ettiği oyuncular gibi tek başınalığında seven bir insan ve yönetmen. onun mizahı hikayede eriyip giderken bile insana umut veriyor.