şükela:  tümü | bugün
  • bu film için benim anahtar kelimem, yeşil varlığın simgelediği kültürün "asimilasyon”u.

    soğuk savaş döneminde stratejik öneme sahip g. amerika ülkeleri için yaşanan sovyet-amerikan kapışması ve yeşil canlıyı, yani kültürel ögeleri didik didik edip kendi işlerine yarayacak şekilde dönüştürme politikaları işleniyor. zaten film örgüsünde varlık haricinde hiçbir olay ya da karakter, fantastik unsur içermiyor. tek olağanüstü şey, o yeşil varlık.

    filmin zamanından yürürsek, amerika-sovyetler birliği çekişmesinin en yoğun olduğu dönem ve bu atmosferde ikisinin stratejik hamlesi için kilit konuma yerleşmiş bir g. amerika var. siyahilere ve homoseksüellere bakış açılarını da ele alırsak, “amerikan rüyası” olarak pompalanan bir cumhuriyetçi hakimiyeti mevcut.

    elisa, bebekken nehir kenarında suda bulunmuş bir karakter ve sabahları, suyun içinde mastürbasyon yapıyor. yaşadığı ortamsa tüm eşyaları hatta duvarları yosunla kaplanmışcasına, sanki başlangıçtaki rüyayı andıran su altı dünyası gibi. kıyafetleri adeta o varlık’ın derisine benzer biçimde yeşil. sanki içgüdüsel bir hafızası var. üstelik ikisi de konuşamıyor ve ikisi de amerikalılara göre çirkin. yani muhtemelen aynı orijinden geliyorlar ancak elisa, bir çeşit dönüşüme uğramış. izlediği filmlerden amerikan tap dansını, hatta onların aşkı tarif edişlerini bile benimsemiş. ve bu kültürü farkında olmadan o varlık'a da sunuyor. ama aynı kimyasal şartlarda yaşamasına rağmen laboratuvarda hiçbir sorun olmazken, elisa'nın benimsediği kültürel atmosfer onun yapısını bozup derisinin pul pul dökülmesine neden oluyor. g. amerika'daki yerlilerin onu yüceltmesi ve vurulduktan sonra kendini onarıp yeniden ayağa kalkabilmesi birer ipucu olmakla beraber, neticede kültürün asla yok edilemeyeceğine de birer işaret.

    hayran bırakan politik filmlerden olmuş. muhtemelen içinde bulunduğumuz konjonktürde hortlayan amerika-rusya çekişmesi, meksikalı bir yönetmenin, geçmişten duyduğu bir rahatsızlığı dile getirmesine neden olmuş ve o da demiş ki bu iki ülke, sizlerin kültürünü önemsemeden sizleri yanlarına çekmeye; kendilerine benzeterek ittifak kurmaya çalışırlar. biz yaşadık, alet olmayın...

    not: coplu herifin yeşile nefreti, araç petrol mavisi olarak tanımlanınca satın almasından anlaşılıyor. ayrıca "çirkinsin ama yine de seni aklımdan çıkaramıyorum" sözü de kullanıp atmak istediğinin delaleti.
  • --- spoiler ---

    del toro'ya helal olsun, adam oscar için her şeyi kullanmış filmde;

    * azınlık meselesi, siyahilerin hakları var,
    * gay hikayesi var,
    * fantastik öğeler var,
    * tanrı, din, incil vb içerikler var,
    * müzikal var,
    * amerika - rus çekişmesi var,
    * avrupa sineması hissiyatı veren atmosfer var,
    * meme var, göt var,

    bunca şeye rağmen, ne yazık ki iyi bir senaryo yok. mantık hataları ve klişeler havada uçuşuyor. maalesef bu kadar dalda aday olacak bir film olduğunu düşünmüyorum.

    ki ben pan'ın labirenti filmine bayılmış bir insanım.

    --- spoiler ---
  • tek cümleyle özetlemek gerekirse:

    --- spoiler ---

    yaratıkla sevişen dilsiz amelie

    --- spoiler ---

    tadında bir film.
  • 13 yıl önce en iyi film oscar'ı alan million dollar baby filminden beri bir kadının başrolünü üstlendiği ilk oscar alan filmmiş.
  • yıllardan beri "bıktık gaylı guylu filmlerden, her sene illa ki ödül veriyorlar, böyle sapıklıkları normalleştiriyorlar" diye sızlananlara hayvanlı porno verdiler bu sene. beterin beteri var demişler. biraz da insan-hayvan seksini normalleştirin bakalım ^^
  • kötü olmayan, ama en iyi film oscar’ını alacak kadar da iyi film olmayan film.
  • --- spoiler ---

    kızın boynundaki kırmızı çizgiler ve dilsiz olmasının nedeni filmin sonunda ortaya çıktı aslında ancak kimse bundan hiç bahsetmemiş. kız gerçekte ya melez ya da amphibic. yaratığa ilgi duyması ve onun sevebileceği yiyecekleri bilmesi tesadüf değil. sabahları kendisi de sadece 3 haşlanmış yumurta yiyor ve yaratığa da 3 tane götürdü. artık sabahları 6 tane haşlamaya başladı. filmede buna işaret eden diğer sahneler: kötü adamın kıza ve yaratığa çıkardıkları seslerin iğrenç olduklarını söylemesi... kızın boynundaki kırmızı çizgilere dokunarak onları seksi bulduğunu vurgulaması... bu sahnelerin hiçbiri bu filme nedensiz konmuş olamaz. kız amphibian...
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    fabrikada tütün saran, sararken de hayal kuran dilsiz kız, bir gün fabrikaya getirilen yeşil iğrenç bir yaratığa aşık olur. vücudunun %80'i sümükten oluşan bu yılansı fare gibi yaratık da kıza boş değildir.
    abd'de oturma izni almak ve hapisteyken sevdiceğiyle halvet olmak için işaret dilini öğrenir.

    gerhardt schröder tipli güvenlik şefi ise yeşil öfke tarafından parmakları kopartıldığından beri yaratıktan nefret etmiş, onu elektrikli zopaynan öldürmeye yemin etmiştir.

    putin’in ajanları da kanbersiz düğün olmaz deyip, yaratığı ele geçirmeye çalışmaktadırlar.

    dilsiz kızın (ne güzel lan, dırdırı yok, ideal kadın) komşusu keltoş –ki “sayesinde saçlarım yeniden uzuyor” diye yaratığın etinden sütünden yararlanmakta, son anda bile “aha koy elini gafama, az daha uzasın, aha şuralara” deyip gününü gün etmektedir- yaratığın kötü adamların eline geçmesini engellemeye çalışacaktır.

    olaylar gelişir.
    --- spoiler ---
  • içinden gayet sakil duran çıplaklık sahnelerini ve iki parmak üzerinden verilen gore sahneleri çıkardığınızda elinizde noel filmi tadında dümdüz bayık bir aile filmi bırakan del toro filmi. sırf daha adult hale getirmek için eklendiği belli olan anlamsız sahneler var. herkes bir şeye benzetiyor, bana da bioshock+hell boy'daki amfibik karakterin sahneleri+e.t. karışımı bir film gibi geldi.

    10 bininci kere yazmak istemiyorum ama bir insan dışı varlık, bir eşcinsel, bir engelli, bir zenci vs. ekleyip bunları dünyanın en tahmin edilir ve düz senaryosunda acındırarak gerçekten rahatsız edici düzeyde garantiye oynanmış. adam utanmasa credits akarken akademiye not düşecekmiş, "abilerim ablalarım elimden bu kadar geldi, başka aklınıza gelen outsider prototipi varsa söyleyin hemen ekleyeyim" diyecekmiş. aklına gelse yapardı.

    özetle film sadece konu itibarıyla değil, kurgu tekniği ve senaryo açısından da nostaljik. sanki vhs kasetten 1985 yapımı çocuk filmi izledik ve bu film gitti oscar aldı. akademi de artık iyice kendi klişesini yaratmış oldu böylece. düz film çek, içine temel fıkrası gibi outsider karakter doldur, yönetmenliğin de 7/10 falansa direkt oscar alıyorsun, bu ne lan. prodüktörler oscar'ın bug'ını bulmuş. tek tesellim three billboards, dunkirk, darkest hour dahil bu sene oscar'ı sonuna kadar hak edecek şaheser bir film çıkmamış olması. şunun şurasında 3 sene önce whiplash, birdman, grand budapest hotel, boyhood ve theory of everything'in en iyi film için yarıştığı düşünülürse berbat kısır bir senenin vasat bir kazananı olarak sinema tarihinde yerini aldı.