şükela:  tümü | bugün soru sor
  • "hayır" demesini bilmekten geçer.
  • itina ile yurtdışından fikirler çalınır, kendininmiş gibi utanmadan kreatif direktöre gösterilir... genellikle ilkokulda ödevimizi annemizin yaptığını anlayan öğretmenlerden farksız bir durumdur, yine de çaktırılmaz...
  • kimsenin işini beğenmemekten geçer. official bir işi amatör gibi gösterip tonla eleştiri aldıktan sonra "bu resmi bir iş" dediğinde "ermm... aslında fena değil xdd" şeklinde u dönüşlerine şahit olmak demektir.
  • imla kurallarından habersiz, de'yi da'yı ayrı yazamayanların serzenişte bulunduğu bir durumdur.

    sağda solda yüzlerce yazım hatası olan tabela, broşür, katalog görüyorum, adam grafiker olmaktan bahsediyor, ne yaptığı işe saygısı var ne de kendisine.

    tartışmaya açık bir durum olsa da, bu iş dalı bir sanat kategorisidir bana göre. sen kalkıp kendini hem mesleğinde hem kültürel ve entelektüel olarak geliştiremiyorsan, bulunduğun çevrede kendi adını bir marka yapamadıysan, en önemli enstrümanın olan dil bilgisi olgusundan bihabersen, kusura bakma 50 liraya logo yapmaya devam etmek zorundasın.

    dilbilgisi editi: dudagin kenarindaki egreti kivrim'ın uyarısı üzerine 1 dil bilgisi hatamı düzelttim. gerçi kendisi 2 hata bildirmiş. "dil bilgisi" değil "dilbilgisi" olması gerektiğini belirtmiş ancak doğrusu "dil bilgisi"dir. eleştirisinde haklı olduğu hatam ise "entelektüel" yerine "entellektüel" yazmış olmam. ancak bu basit bir klavye hatasıdır. ama sonuçta hatadır. düzelttim.

    tabi ben türkiye'de grafiker olmak konusunda bir şikayet dile getirmedim. asıl dikkat etmesi gereken bu konuda şikayeti olanlardır.
  • yediden yetmişe herkesin çok iyi bildiği ve anladığı bir işi yapmaktır...
  • gerçekten zor bi güruh. ancak kesinlikle yaratıcılığı varsa bir şekilde yolunu buluyor gayet de güzel para kazanıyor. çok yönlü bir zihin gerekir.
  • en çok duyacakları söz "ya biliyorum sen bundan iyisini yaparsın"
  • yaptığın işi eninde sonunda müşterinin müdahalelerine ve zevkine göre değiştirmek zorunda kalmaktır. aynı işin portfolyoya dahil edilemeyecek kadar utanç verici hale gelmesidir. son raddede operatörlüktür, grafik tasarımcı olmamak ya da olamamaktır, işte bütün mesele budur.
  • yaklaşık 5 yıllık iş deneyimimden yola çıkarak şunu söyleyebilirim ki boktandır. yukarı da yazılanların bir çoğuna aşinayım haliyle, ancak şu kısıma takılmış durumdayım "çok ama çok çalışıyorsanız mutlaka başarılı olursunuz."
    işte dostum bütün mesele bu.

    misal standart bir grafiker yaşamını ele alalım. kendisi muhtemelen bir ajansta çalışacaktır ve işte "çok ama çok çalışma" noktası da burada başlıyor. olayın devamı geceleri 10 da 11 de işten çıkıp sabah 9'da tam vaktinde iş yerinde olma zorunluluğuyla ilerliyor. cumartesileri de ya yarım gün ya tam gün çalışma ile... (kendine vakit ayırmalısın ki, portfolyo hazırlayasın, kendini geliştirip sakinleyesin. müşteri revizyonuyla b.ka dönmüş işi portfolyaya koymak pek muhtemel olmuyor zaten.) ve şimdi bu insan evladı haftalık 45 saat çalışma zorunluluğunu zaten çok çalışarak aşmış durumda. peki bu işin karşılığı nerede? 45+ saatlik çalışma eforu? para? sigorta? iş güvenliği? üstüne kallavi mobbingler. evet bu işin karşılığı nerede? abiler ablalar bu işin karşılığı yok türkiye'de. bir kere türkiye'de basın, yayın, reklamcılık...hiçbirinin hakkı, hukuku yok. yok lan bildiğin yok yani.

    hatta ben olabilecek alternatifleri direk söyleyeyim. "git kpss çalış memur ol" grafiker kontenjanı devletimizde oldukça az ve malumunuz devlet daireleri pek aktif olmuyor. böyle bir meslek insanının yatışta olup heyecanını yitirmesi de sanırım içsel intihar olur. o da olmadı "stratejik oyna ajans aç, fikir bul" şimdi sessizce arkanıza yaslanın. 5000tl'ye ajans açar, üç beş kebapçı, pideci işi kapaklar, sonra işi büyütür, yeni mezun köle gibi ucuza eleman çalıştırır, yurtdışı kaynakları takip eder iş çakar burada ödül alırsınız. bu bir kısır döngü. bu işin türkiye'de "gerçekten" yapılması, fikir, insan haklarına saygı duyulması ve karşılıklarının verilmesi gerekiyor. yoksa ağzımız açık blogları takip eder, burada iş çakar dururuz. en basitinden büyük yerlerin yaptığı işleri görüyoruz lan. bir heineken çakması, bir tmobile çakması işleri utanmadan yedirdiler lan bizlere tvlerde, sosyal medyada ve bunlar üzerinden zibilyon gibi para kazanıyorlar. tam bir utanç.

    şahsen bir ara işimle ilgili sıkıntılarımın zirvesindeyken, oturup "ulan bizim işte türkiye'de en iyi yer neresi, neresi olabilir ve ben oraya girerim, ya da orada çalışan bizim meslektaşlar mutlumu"ları düşündüm. oturdum araştırdım, en makul (ismini vermek sakıncalı olabilirden) oldukça ünlü, uluslararası bir moda dergisinin grafikerini buldum ettim mesaj attım. işimle ilgili yaşadığım sıkıntıları anlattım, onun nasıl bir iş hayatının olduğunu, para vs durumlardan memnun olup olmadığını sordum. sağolsun geri çevirmedi ve cevap verdi. (muhabbetin sonunda köyden kaçmaya çalışan kız moduna dönüştüm ama neyse) kendisi bana baya bir güldü, türkiye'de modanın bile olmadığını, modayı bile çaktığımızı, çalıştığı yerin zirve falan olmadığını ve aynı şeyleri yaşadığımızı, orada da birilerinin yanımıza tabure çekip "öhö ehe logoyu accık daha büyütek" modunda olduğunu falan söyledi. düşünün durumumuzu. burada işlerin ilerlemeyeceğini gören bir çok kişi zaten yurtdışında ve işlerini başarıyla devam ettiriyorlar en azından.

    türkiye'de bir çok şey de olduğu gibi bu noktada bir sürü şeyin değişmesi gerekiyor. artık çakma işler, esinlenme işler yerine gerçek, kallavi işler yapmamız gerekiyor. mahalle baskısı, abzürt tv yayınları, çıplak modellerin çizilmesinin ayıplandığı zihinleri bırakıp, düşünmeye müsait, berrak zihinler olmalı.

    tüm yazdıklarım bahane gibi olabilir, başarısızlık öyküsü gibi de gelebilir ama türkiye'de grafikerliğin özet durumu budur. potansiyelinizi, vizyonunuzu katleden insanlar.

    (bkz: dertliyim be panpa)