şükela:  tümü | bugün
  • belirli bir kültüre ve eğitim sahip olan gazi, istanbul ve selçuk üniversiteleri, akademisyenler ve öğrencilerin karşı çıkmalarına rağmen malum yasa tasarısına göre bölünecek.

    bu duruma karşı çıkan öğrenciler ve akademisyenler tarafından başlatılan change.org imza kampanyaları:

    istanbul üniversitesi

    gazi üniversitesi

    selçuk üniversitesi

    bu üniversitelerin bünyesinde dahil, bu üniversitelerin verdiği eğitim ve kültürle yetişen biz öğrenciler olarak siz ekşi sözlük yazarlarının desteklerini bekliyoruz. bu tarz imza kampanyalarını ne kadar etkili olduğu hakkında bir fikrim olmasa da normal demokrasilerde kamuoyu gücünün ne kadar güçlü olduğunu biliyorum, lütfen bu başlığı gündemde tutun ve bizim için birer imzayı çok görmeyin.
  • bölünmesi neden rezalet oluyor onu anlamadım
  • bir istanbul üni. mezunu olarak katılmadığım durumdur. üniversitede okuduğumuz dönemde çapa ve cerrahpaşa tıp fakültelerinin üniversitenin bütçesinin büyük bir kısmını kullandığından diğer fakültelerin geri planda bırakıldığı söylenirdi. tıp fakültelerinin ayrılması ile diğer fakültelerin maddi yönden rahatlayacakları kanaatindeyim.
  • özellikle son paragrafı çok ilgimi çekti.

    "bir devletin nasıl kurulduğunu geliştiğini anlamak için tarihe bakmalı.. önce harbiye sonra mülkiye sonra da tıbbiye ve maarif ile... bir devletin nasıl yıkıldığını görmek için de şimdiye bakınız .. yine harbiye, yine mülkiye ve yine tıbbiye ve maarif.. . üniversiteler niye mi bölünüyor ? hala başınıza geleni anlayamadınız mı ? "

    bu kısmı için kaynağa ihtiyacım yok.

    ------------------ u y a r ı-------------------------------

    aşağıda okuyacağınız yazının kaynağı hakkında geçerli bir bilgim yok. diğer taraftan anlatılanlar makul geliyor. sizi yazı ile başbaşa bırakayım.

    --- spoiler ---

    üniversiteler niye bölünür ki?

    dünya, ne kadar kötü idare edilirse edilsin bilimsel gelişmelerin durmadığı bir dünya. 2000 yılında yayınlanan bilimsel dergi sayısı yüzbin dolayında idi ve son onsekiz yıl içinde digital sistemle yapılanlarla birlikte bu sayı yaklaşık iki katına çıkmış görünmektedir.

    2014 yılında sadece tıp alanındaki dergi sayısı otuzbine yaklaşmaktaydı. yani nerden baksak her 4-5 dergiden birisi tıp alanında yayınlanmaktadır. 2010 yılında medline ‘da indekslenmiş makale sayısı bir milyona yaklaştı ve yine medline da , 2016 yılında atıf yapılan makale sayısı dokuzyüzbin oldu.

    tıp alanında günde beşbin makale üretilir, yani 26 saniyede bir makale. bibliyometrik analizlere bakılacak olursa tıp alanında her 9 yılda bir bilgi hacmı iki katına çıkmaktadır. türkiyenin bu istatistiklere katkısı %1.5 dolayındadır.

    bu yazdıklarım bir çok kişi tarafından çok anlamlı bulunmayabilir... ancak herhangi bir sağlık sorunu yaşadığınızda bu yazılanların ne anlama geldiğini hissedebilirsiniz.

    tıp alanında hekimler tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de inanılmaz bir değişimi ve bilgi akışını öğrenip, sindirip sizlere yani hasta olmuş ya da olmak üzere olan bireylere aktarmak, uygulamak için çaba sarfetmektedir.

    unutmayın bir hekim sizin idrar tahlilinize bakıyorsa sizden çok farklı şeyler görür, ya da sizin bir filminize bakıyorsa sizden çok farklı şeyler görür, ya da şunu düşünün, damarınıza girmiş bir iğneden kanınıza karışan ilaçlar acaba hangi bilgi ile vücudunuza verilmekte?

    bir acil serviste şiddetli ağrı ile aciz durumda iken, size ne yapılmasını istersiniz ve bunlar hangi bilgi ile yapılsın istersiniz? ameliyata girerken düşünün... bedeninizin bir yerlerini kesecek olan insanın hangi bilgiler ve deneyimle donatılmış olmasını istersiniz?

    şunu unutmayın, bu bilgi ve donanım hunharca yollarla kaybediliyor. yerine konması inanılmaz entrikalarla engelleniyor. bu, bir gün sizin filminize , idrar tahlilinize ve ameliyatınıza yansıyabilir. ama siz bunu anlayamayabilirsiniz. hiç kimse anlamayabilir. bilim böyle bir şeydir.

    siz sıradan vatandaş olarak bilimin nasıl geliştiğini bilmeyebilirsiniz ama nasıl kaybedildiğini yaşayarak görebilirsiniz. tıpkı hukukun kaybolması gibi, eğitimin kaybolması gibi…

    yüzyıllarca büyük emeklerle biriktirilmiş değerlerin bir kanun hükmünde kararname ile kaybedilmesini, ancak başınıza bir şey geldiğinde anlarsınız. suçsuz yere ceza aldığınızda ya da çok iyi eğitim görmüş olduğunuzu sanırken bile iş bulamadığınızda ne olduğunu anlamış olursunuz ama bu çok geç olur…

    sağlık alanı son yıllarda oy kaygısı ile yeniden düzenlendi. buna 'sağlıkta dönüşüm' dendi. sağlık talebi kışkırtıldı ve insanların hasta olsun olmasın hekime ulaşması ve yüz yüze gelmesi çok kolaylaştırıldı. bu ilk bakışta belki iyi bir şeymiş gibi görünmekte ama ne gerçek hastaya zaman kaldı ne de tedavi kalitesi korunabildi.

    hasta randevuları 3 ile 5 dakika aralıklarla düzenlenmeye başlandı. bunun hasta bakmak olmadığını hekimler anladı ama hastalar anlayamadı...

    bu nedenle ülkemizde sağlık sisteminden memnuniyet hastalarda %76 iken hekimlerde %6... yüzde altısı memnun olan bir hekim grubu ile nasıl olur da yüzde yetmişaltı hasta mutluluğu sağladınız diye hiçbir hasta, hiçbir ferdimiz sormadı.

    yıllık olarak sağlık sistemi ile temas sayısı sekizyüz milyona ulaştı. yani her yıl tüm nüfus ortalama 10 kez elden geçirilmekte. yani her bir ferdimiz yaklaşık olarak ayda bir kez sağlık sistemi ile temasa geçmekte. bu normal midir? insanlar yoksa hafta içi hastaneye, hafta sonları da avm’lere mi gidiyor ?

    yılda 130 milyona yakın acil servis müracaatı olmakta.. yani her birimiz en az 1.5 defa acillik oluyoruz ? bu normal midir? yoksa normal sağlık sisteminin yanında acil servislerde alternatif bir sağlık sistemi mi kuruldu diye kimse sormadı. yılda 3 milyar kutuya yakın ilaç tüketiyoruz. her bir ferdimize yıllık neredeyse 40 kutuya yakın ilaç düşüyor.. ayda nerdeyse 4 kutu… tarım bakanlığının ruhsatladığı beşeri tablet ve kapsüller hariç. yoksa beslenmeyi bırakıp hapa mı başladık???

    bu yükün altına sokulan hekimler ve sağlık personeli arasında antidepresan kullanımının neden bu kadar yaygınlaştığını kimse sormadı araştırmadı... niçin genç hekimler patır patır intihar ediyor ve ölüyorlar, kimse sormadı... niye hastaları birinci basamakta tutamadık? herkes burnu akınca üniversitelerde profesör aramaya koyuluyor diye hiç kimse sormadı...

    yahu bir dolu tedavi gördük ama düzelemedik diye yakınan vatandaş bunun nedenini hiç aklına getirmedi. en akıllısı “üç dakikada bu kadar oluyor, ne yapalım?” deyip kulağının üstüne yattı. bir başkası hekimden tehditle bir mr talep yazısı aldı. halinden memnun olmayan da hekimi sorumlu tuttu. hekime hakaret etti, hekimi darpetti, hekim öldürdü.. hiç kimse "sağlık sisteminde yılda sekizbin adet sağlık personeline kayıtlı taciz ve saldırı oluyor, hayırdır sağlık kurumlarında, hastanelerde düşmana karşı cihat mı ilan edildi, savaş mı çıktı? " diye kimse sormadı.

    'üniversite hastanelerinde hasta tıkanıklığı neden oluyor da koca koca hastanelerde yer bulunmuyor' diye kimse sormadı. her kademedeki riskli ve sorunlu hastaların hemen sevkedilmesindeki nedeni kimse sormadı.

    hekimlerin kendilerini korumak için sevk işlemini çalıştırdıkları, üniversitelerin sevkedilen her hastayı ancak kendini koruma yolu olarak yatırarak tedavi etmeye çalıştığını ama bunun da üniversitelerde hasta başı maliyeti inanılmaz ölçülerde artırdığını herkes görmezden geldi.

    bu kadar multidisipliner ve ağır hastanın maliyetini, bu kadar yoğun bakım doluluğunun nedenini kimse sormadı. yazın evinde klima olmayan, kışın yakacak kömürü olmayan hatta evinde tenceresi kaynamayan vatandaşımızın, hastanede yatarak konforunu artırdığını ve “ev ekonomisi“ yaptığını kimse görmek istemedi.. vatandaşımız da bunu hiiiç dillendirmedi. kulağının üstüne yattı. ekmek elden, su gölden .. üstüne de sağlık hizmeti ve istediğinde saldıracağın hiçbir sorumluluğun olmadan taciz edebileceğin savunmasız sağlık personeli emrinde!

    artan maliyetlerin karşılığında, sgk ödemeleri özellikle üniversitelerde hep maliyetlerin altında olmasına rağmen bir tek vatandaşımız çıkıp da "yahu bu hizmetlere, bu bakıma, bu tedavi ve ameliyatlara, sgk karşılığını ne kadar ödüyor?" diye sormayı akıl etmedi. kimse "yahu hastane tedarikçileri artık niçin ihalelere giriyorlar, hayırdır bunlar para kazanmak istemezler mi?" diye sormadı. çünkü vatandaştan önce siyasetçimiz ”üniversite hastanelerini yönetemiyorsunuz, zarar ediyorsunuz“ diyerek vatandaşı da susturdu.

    vatandaşa yahu bakın tüm idrar tahliline sgk bir lira ödüyor" deyince vatandaş katıla katıla güldü.. şaka sandı… siyasetçinin bir şekilde hem para ödemeyip hem de zarar ettiniz diye suçladığı üniversite hastanelerinin çöküşünü farketmedi vatandaş.

    tıpkı "arabam yokki benzin zammı beni etkilemez" diyen vatandaşın ertesi gün ramazan pidesine gelen zammı anlayamaması gibi oldu…

    "yahu bizim ailede şeker hastalığı da herkeste var ne şanssızmışız" diyen vatandaşın şeker fabrikalarının satışı ile ya da evliliklerin yüzde yirmibeşine yakınının bir şekilde akraba evliliği olmasının şeker hastalığı ile ilgisini bilememesi gibi bir şey...

    üniversite hastanelerimiz çöktü. yıllardır hastane yöneticileri feryat etti. feryat edenlerin yerine feryat etmeyenler getirildi. tıp fakültelerinin çok ağırlıkta olduğu üniversitelere farklı dallardan ve dışardan rektörler atandı.

    artık ne zaman başıma bir şey gelecek diye bekleşen şehzade kıvamındaki rektörler koltuğu korumanın yollarını çoktan keşfettiler.. artık üniversite hastanelerinde bilim yapılamıyor. herşey 'mış' gibi...

    yorgunluk uykusuzluk tüm sağlık sisteminde had safhada . herkes akşam ya da sabah olsa da gitsek modelinde.. zaten genelde üniversitelerde mektupla doçentlik, yazışmayla profesörlük uygulamasına geçilmesi de bazı hayallerin gerçekleşmesi için yeterli oldu...

    vatandaşımız 7/24 hastanelere başvuracak. herkes bir şekilde profesör ünvanlı olduğundan hemen bir profesör tarafından görülecek ve tüm tetkik ve tedavileri ücretsiz olacak ve giderler döner sermayeden kompanse edilecek. sgk'da bir yanlışınızı görürse ceza kesecek ..

    üniversite hastaneleri artık içi bilimden arındırılmış, karşısına hacamat ve sülük konulmuş kurumlardır. içi bilimden arındırılmış bu kurumlar aslında artık hiç de haketmedikleri arazileri işgal etmektedirler. bu arazileri, üniversitenin tümünü satsan alamazsın. sadece üniversite hastaneleri değil, köklü eğitim hastaneleri de artık antidepresan kullanan, üç dakikada hasta bakma yollarını keşfetmiş. hastanın her türlü aşırı talebini hiç ses etmeden karşılamaya çalışan, savunmasız hekim ve sağlık personeli ile şehrin göbeğindeki bu kupon arazileri haketmiyorlar.

    çünkü üstelik sgk para vermediği için bir de üstüne zarar ediyorlar.. her ne kadar cerrah mehmet paşa’ya (ölüm: 1604) biraz da tesadüfen cerrah denmiş olsa da ve her ne kadar cerrahpaşa'da kurulmuş olan bu tıp fakültesinin ismi tesadüfen semtten dolayı cerrahpaşa olsa da, bu kadar kıymetli araziye göz koyan ve cerrahpaşayı oradan kovmaya çalışanların “biz osmanlının devamıyız” diyenlerin bu yaklaşımı tesadüf değildir.

    evet üniversiteler ve hastaneleri ve köklü sağlık kurumları artık uygarlığı sadece sağa sola beton ve asfalt dökmek sanan insanlar için birer kupon arazidir. ha batmış geminin malları, ha son oturumunu yapan meclisin kararları... biz hala 26 saniyede bir bilimsel makale diyoruz.

    bu kadar olup biteni görmediniz bari bir devletin nasıl kurulduğunu geliştiğini anlamak için tarihe bakmalı.. önce harbiye sonra mülkiye sonra da tıbbiye ve maarif ile... bir devletin nasıl yıkıldığını görmek için de şimdiye bakınız .. yine harbiye, yine mülkiye ve yine tıbbiye ve maarif.. . üniversiteler niye mi bölünüyor ? hala başınıza geleni anlayamadınız mı ?

    dr. süleyman kaynak
    --- spoiler ---
  • anadolu üniversite de listededir.

    ben de buradan mezunum.
    demin haberlerde iibf’de özel güvenlik ile öğrenciler arasında gerginlik çıktığını gösterdiler.

    benim okulumda kavga, bölücülük, ayrım, kayırma yoktu.

    benim okulumda kürt, türk, laz, yabancı yoktu.

    benim okulumda muhafazakar, milliyetçi, sağcı, solcu yoktu.

    benim okulumda alevi, sünni, hıristiyan, yahudi yoktu.

    hepimiz birarada, düzgünce okuyorduk; birbirimizle kavgamız, hır gürümüz yoktu.

    bahar şenliklerinde, en tikky’sinden en doğulusuna kadar herkes aynı müzikle halay çeker, aynı müzikle hoplayıp zıplardı.

    sonra bu kutuplaşma geldi. edebiyat kantinine polisler gaz bombası attı, öğrencileri paketler gibi götürdü, yerlerde sürükledi. sonra bahar şenliği yürüyüşlerinde bir grup kendini bilmez “ülkücü” yürüyenlere saldırdı.

    ve şimdi de bilimsel olarak bölüyorlar, insan olarak böldükleri yetmediği gibi.
  • sadece şunu sormak lazım:
    neden? neden bölüyorsunuz? amaç ne?
    bir tane mantıklı birşey söyleyin bu millete.
  • nicelikle beraber nitelikte artacaksa desteklenmelidir yoksa her ilde 10 tane üniversite olmasının öğrenci milletiyle geçinen küçük şehirlerin ekonomisine katkısı haricinde ülkeye bi faydası yoktur.
  • düşünsenize hayalinizdeki üniversiteyi kazanabilmek için gecenizi gündüzünüze katıyorsunuz, aylarca ve hatta senelerce ders çalışıp o üniversiteye yerleşiyorsunuz. amacınız ne peki? uluslararası standartlarda marka değeri olan kaliteli bir üniversiteden mezun olabilmek, diplomanızda o üniversitenin adının yazması ve onun size sağlayacağı prestij. hele de adım başı kalitesiz vakıf üniversitelerine denk geldiğimiz böyle bir dönemde yukarıda vurguladığım bu üniversitelerden mezun olmak çok daha kıymetli bir hal almışken... ancak birileri çıkıyor ve sizin yıllarca emek ve para sarfederek gerçekleştirdiğiniz bu hayali bir parlamento oylaması ile sadece beş dakikada tuzla buz edebiliyor. daha da acısı ise alınan bu kararı hayatları boyunca herhangi bir fakültenin kapısının önünden dahi geçmemiş ya da geçmiş olsa bile belki bir yerden bir koltuk kaparım sevdasına kapılmış adamlar da alkışlıyor.

    sahi sizin vicdanınız hiç sızlamıyor mu bu çocuklara reva görülen bu muamele karşısında? yoksa makam, mevki hırsı bu kadar mı kör etti sizi? yapılan haksızlığı anlamanız için illa sizin çocuklarınızın da mı başına gelmesi gerekiyor? inşallah bu yanlış karardan er geç dönülür ve herkes hak ederek kazandığı o üniversitelerde eğitimine devam eder.