şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • bir muse şarkısı.

    matt* bir kızı çok sevmiş, ailesi çalgıcı diye vermemiştir. kızın da zaten gözü yükseklerdedir ki, yok "abimler kızıyo", yok "dayımgiller geldi de gelemedim” falan diye çocuğu atlatmakta, başka oğlanlarla pub'lara gidip şansını denemektedir. matt çok aşık olduğundan olaya uyanamamış, annesinin “yok o kızdan hayır oğul, gel sana tracy yengenin eltisinin kızını gösterelim. maşallah pek hanım kız. hem ağzı var dili yok, geçinir gidersiniz” sözlerini de hışımla “hayır anne, biz birbirimizi seviyoruz, aşıcaz bu engelleri” diyerek savuşturmuştur. taa ki kızı shoreditch’deki wimpy’de başka bir oğlanla fingirderken görene kadar… yıkılan ve ağlayarak eve koşan matt’in kafasında şarkının ilk notaları şekillenmiştir bile. aşkından ölse de, günü geldiğinde o şıllığa dersini şarkısıyla vermek için ne gerekiyorsa yapacaktır.

    o gün çabucak gelir. fiona’ylan nigel’ın nişanı için uygun fiyatlı bir orkestra aranmaktadır. matt hemen atlar, kahveden ekibi* toplayıp “hayrına biz çalarız nigel’ım. ne parası, eski arkadaşız” diyerek olaya dahil olur. parlak beyaz takım içine fırfırlı saks mavisi gömlekleri çekip filinta gibi sahneye çıkan çocuklar, sevilen parçalardan bir potburi ile başlarlar nişan müziklerine. hackney düğün salonu’nu hıncahınç dolduran davetliler pistte ısınmaya başlamış, “ay dorothy abla, ben oyun bilmem” diye ortaya sürüklenip anında gerdan titretmeye başlayan geçkince teyzeler, geoffrey eniştenin ısrarına dayanamayıp pistte fırıl fırıl dönen halalar, yengeler, el altından içtikleri cider’ı fazla kaçırdıkları için pembe yanakları fuşyaya dönüşen yeni yetmeler derken nişanlıların mutluluğunu paylaşan kitleyi müzikle coşturmaya notalar kifayetsiz kalmaya başlamıştır.

    nişan hoş bir havada devam ederken aniden matt’in eski sevgilisi annesigillerin eşliğinde girer içeri. çillli burnu, kızıl saçları, tombul memeleri ve lager göbeğini sımsıkı saran eflatun tül elbisesiyle tam bir english rose’dur. onunla göz göze gelince içi bir an titreyen matt, çocuklara* bir kaş göz işareti yapar ve ekolu mikrofonu eline alıp, “se, se, se, bir ki, bir, ki, sevgili misafirler, biraz da slow yapalım, terimiz kurusun” der ve ortalarında beyaz benekler bulunan mavi, sarı, yeşil, kırmızı spotları harekete geçirmesi için ışıkçıya da şık bir “başlat” hareketi yapar. ortalık birden kararır. kısa bir an dans partneri bulma telaşı yaşayan davetli grubu slow beklerken gitarın cayır cayır sesiyle irkilse de” this means nothing to me, 'cause you are nothing to me” sözleriyle sakinleşerek iki yana sallana sallana dansa başlarlar. burada şair matt, kıza seslenmekte, içi kan ağlasa, kalbi başka şey söylese de “sen benim için artık yoksun kızım” havaları takınmaktadır.

    nakaratta da bir yandan gitarın tellerine çılgınca vurup, çemçük ağzıyla ” you could have been number one, and you could have ruled the whole world and we could have had so much, fun but you blew it away” diye haykırarak kızın gözlerinin içine çakmak çakmak bakışlar fırlatmakta, ağır bir kızımız olacaktı havası yaratmakta, sonra chris’in sakinleştiren baslarıyla kendine gelip terini silmekte, bu esnada slow yapma derdindeki pist insanları da iki yana sallanma ihtiyaçlarını bir nebze olsun giderebilmektedir. herkes bu notalarda memleket ezgilerinden bir şeyler bulmuştur çünkü. şarkının sonlarına doğru chris’len dom, sesi ve gitarı iyice tizleşen matt’i gördükçe birbirlerine “abi, oğlan elden gidiyor, değer miydi elin orospusu için ya” bakışları atmaya başlarlar.

    şarkı bittiğinde kendi de biten matt’e öldürücü bir “eziksin oğlum” bakışı fırlatan eski sevgili ayağa kalkar ve yanında bulunan kankisi sharon’a şöyle der: “amaan burası da kastı, hadi çıkıp serdar* dinleyeceğimiz bi yerlere gidelim”.
  • büyümek serisinden yeni bir ekmek çıkarmış firma. adı brioche.
    tereyağlı,yumurtalı, sütlü diye yazıyor üzerinde, hatta ekmekleri böyle biraz sarımsı.

    iyi dedik güzel dedik aldık. 4,10 lira. yuh tabi amk. sonra aldık bir ısırık. anaaaa.
    ben bunu çocuğum olsa yedirmem. bildiğin kurabiye, ekmek diye satıyorlar.

    içindekiler kısmında yazanları görsem zaten almazdım. fruktoz-glikoz şurubu ve üzerine şeker.
    böyle ekmek mi olur? bir de çocuk serisi? nabıcanız bu çocukları hulk mı olsunlar?

    üzerine nutella sürsen, künefe niyetine yersin herhalde.
  • sağlıklı bir ekmek yemek için tam buğday ekmeğini alıyorsunuz örneğin, o da ne? içinde şeker var. sadece tam buğday ekmeğinde değil, tüm ürünlerinde şeker var uno'nun.
  • hayatınızdaki en entelektüel insanları bile bir anda gayet "sığ" insanlara dönüştürme gücüne sahip süper eğlenceli oyun.
  • cok sevdiim bi kaat oyunu
  • pis yedilinin bir baska versiyonudur.ozel kartlariyla oynanir. bu kartlarin icinde 0-9 arasi rakamlar ve reverse,skip,draw+2,+4 gibi ozel kagitlari vardir. genel olarak kurallar pis yedili gibidir yani sira size geldiginde bi once atilan kartin ayni renginden veya o rakamda baska bir renk kagit atarak siranizi savarsiniz.
    amac: elindeki kagitlari ilk once bitirmek
    normalde oyun saatyonunun tersine doner. reverse atarsaniz donmeyo ters cevirirsiniz.
    skip:atarsaniz sirasi sizden sonra gelen oyuncuyu atlayip ondan sonraki kagit atar.
    draw atarsaniz uzerinde yazan sayi kadar kagidi siradaki oyuncu ceker fakat onda da draw varsa o atar ondan sonraki ceker onda da varsa o atar... bu olaya halk dilinde combo denir. combo sayesinde bir kisi 20-30 kagit cekebilecek hale gelebilir. elinizde tek kart kalinca sira yandakine gecmeden "unooo" diye bagirmaniz gerekir. yoksa sira size gelince uygun kart atsaniz da bitemezsiniz hatta ceza 1 kart daha cekersiniz. draw kartlarindan birini atip biterseniz yaninizdaki uzerindeki sayi kadar ceker. puan hesaplamada ise elinizde kalan normal kartlar uzerinde yazan sayi kadardir. reverse ve skip 20 puan, draw varsa kac tane yazio sa o karti birakip desteden o kadar kart cekersiniz. onlarin icinde de draw varsa yine onu birakip sayi kadar cekersiniz... bu boyle surer gider 11 ellin sonunda puani en dusuk olan oyuncu yarismayi kazanir.
  • oldukça zevkli bir kart oyunu.
    en az iki kişiyle oynanıyor ancak kişi sayısı arttıkça oyun zevki de buna paralel olarak artıyor.
    oyun sırasında türlü ittifaklar kuruluyor, türlü ihtilaflar yaşanıyor. dostlar birbirini sırtından bıçaklıyor falan...
    zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. can sıkıntısına birebir.
  • prensipte basit bir oyundur ancak bir kaç ekstra kuralla çok daha zevkli bir hale döndürelebilir...

    işte ekstra kurallar (belki bir kısmı ekstra değidir zaten öyledir, ben bildim bileli böyle oynadığım için gerçek kuralları unuttum):

    -uno: uno'ya kalan kişi uno demezse ve kendinden sonraki oynamadan biri farkedip uyarırsa, iki kart çeker... kendinden sonraki kişi oynadıysa iş işten geçer, istediği gibi biter... uno'ya kalan kişi, kendisini uno'ya bırakan kartı desteye değmeden "uno" deme hakkına sahiptir, kart desteye değdiği anda ise diğer oyuncular "uno demedin" diye müdahele edebilirler. burada uno'ya kalan zaten avantajlıdır, kartı daha elindeyken uno diyip kartı sonra atabilir, ancak kart desteye değdiği anda başka biri "uno demedin" cümlesine bir salise önce bile başlasa (kişinin kendi bunu görüp unooooooo diye çığıracaktır), dememiş sayılır ve 2 kartı çeker... yok "daha yeni attım vaktim olmadı" gibi mazeretler dinlenmez...

    - hatalarda kart çekme: sıra onda olduğu halde oynamayıp etrafına bakan, sıra onda olmadığı halde oynayan herkese birer kart verilir... yanlış kart oynayanlara da (oynamak kartın desteye değmesi anında olur) birer kart verilir...

    -kesme: destedeki kartın aynısı elinizde varsa (birebir aynı, hem renk hem rakam), sıra sizde olmasa bile oynayabilirsiniz... bu kural herkese hızlı oynama mecburiyeti getirir, çok oyalananı çat diye kesebilirler... bu arada, kesilen reverse'ler, +2'ler, skip'ler oyun sırasında karmaşa yarattığından bir sürü insan hatalı oynamaktan ceza kartı yiyebilir,.. bu kural da oyunu sıkı takip etme zorunluluğu getirir...

    -çift: aynı karttan elinizde iki tane varsa ikisini aynı anda atabilirsiniz (kendi kendinizi kesmek gibi gereksiz bir olaya girmemek için), ancak atarken "çift" denmelidir,denmezse bir ceza kartı çekilir...

    -blöf: +4'ü sadece ve sadece elinizde oynanacak başka kart kalmadığında atma hakkı olması... mesela ortada sarı 5 var, +4 atarak elimde ne sarı, ne 5 ne de renk değiştirme kartı var demiş oluyorsunuz... +4'ü alan size inanıp direk 4 çekip devam edebilir... ya da blöfünüzü görmek isteyebilir, o zaman o kişiye elinizi gösterirsiniz... gerçekten blöf yapmamışsanız o kişi 4 değil 8 çeker, yok blöf yaptıysanız 4'ü siz çekersiniz, o devam eder...

    tabi +4'ü de kesmek mümkün fakat nasıl? ilk +4'ü atanın, atarken hemen istediği rengi söylemesi kritik burada (biliyorsunuz +4 hem sizden sonrakine 4 kart çektirir hem de sizin belirlediğiniz bir renkten devam etmesi gerekir)... sizin +4'ün üstüne +4 atan kişi, sizin söylediğiniz renge atmış olur... örnek: ortada sarı 5 var siz +4 attınız (elimde sarı, 5 ve renk değiştirme yok demiş oluyorsunuz), ve "mavi" dediniz, sizden sonraki kişi (ya da kesen başka biri) de üstüne +4 atabilir, fakat o atar atmaz, "bende mavi ya da renk değişim kartı yok" demiş olur... o noktadan sonra sizin blöfünüzü kimse göremez, olayın sizle alakası kalmaz.... 2inci +4'ü atandan sonraki kişi +8'e muattap olur (blöf deyip yanılırsa +16) ve blöf kararını maviye göre verir... buradaki hassas nokta, insanların +4'ü atarken hemen renk söylemesidir, genelde insanlar "nası çaktım +4'ü" diyip kurbanlarına pis pis bakmaktan bu detayı unutur (bunu kartla cezalandırmak mümkün), eh böyle olunca da bazı heycanlı kişilikler daha rengi duymadan kendi +4'leri ile kesme olayına girerler, renk 1 2 saniye sonra gelir; dolayısıyla da aslında neye blöf yaptıklarını bilmezler (unutmayalım ki kart desteye değdiği anda oynanmış sayılır -tam olarak bırakılmamış ve sadece ucu değmiş olsa bile- ve hatalı bir oyun olmadığı sürece -yanlış kart, yanlış sıra- geri alınıp değiştirelemez)... her ne kadar bir sonraki kişi için blöfü görüp yanılmak +16 demek olsa da, dediğim gibi genelde şuursuzca yapılan bu +4 kesmelerinde genelde blöf olur...

    başka bir hassas nokta ise yine bir +4 atıldığında, onun üstüne başka bir +4 çakma imkanı olan kişinin önce beklemesi, 1inci +4'e maruz olana kartları çektirmesi, fakat oynamasına fırsat vermeden +4'ü kesmesi olabilir (tabi çektiği kartlara bakması için minimum bir sürü vererek)... böylece eğer blöf yapıyorsa kendi üstundeki riski azaltmış olur, ya da 1inci +4'e maruz kalan kişi uno'da ise ona çektirmek farz olmuştur...

    güle güle oynayın...

    ps: tabi bütün bu kuralları ve oyunu takip edip herkese ceza kağıtlarını dağıtan kişi (ben), oyunun nefret toplayan oyuncusu olur, psikolojik olarak hazır olmak lazım...
  • ana teması "seni başımın tacı yapacaktın ama sıçtın batırdın" olan müthiş bir muse parçasıdır.

    yıllardır bıkmadan dinlenir.
  • gün itibarı ile tahıllı tost ekmeği 3,6 liradan satılan yüksek fiyatlı ekmek.
    (bkz: oha)