şükela:  tümü | bugün
5015 entry daha
  • kişi, vatanım sensin'i izlemek için ayırdığı süreyi nutuk'u okuyarak değerlendirirse daha nitelikli bir kazanç elde eder diye düşünüyorum.
  • yeni sezonun ilk bölümünü yorumlamaya gelmiştim. ancak yukarıda birkaç yorum okuyunca vazgeçtim. ben başka bir şeyden bahsedeceğim. evet, konumuz kadınlar. ;)

    aaaaaa önce tanım... daha kendi yaşının yarısı filan olan, teyzesi yaşında olabileceği bir genç kıza, karakterine de değil ha oyuncuya direkt, bir hemcinsi olarak rahat rahat söven(eleştirme de değil sövme olmuş sizinkisi) kadının gelip burada kadın olmaktan bahsettiği, milli mücadele kadını böyle olmaz, güçlü kadın istiyorum filan diye maval okuduğu, bu yolla bile "kadın, kadının kurdudur" lafını aklıma getiren dizi. pardon ama sen önce normal bir insan olmayı denesen mesela, sonra gelip kadın nasıl olunur anlatsan şeker şey. :)

    bakın sevgili hemcinslerim lütfen izlediğiniz dizilerde hayran olduğunuz karakterlere, oyunculara bu kadar yükselmeyin. sonra gerçek ve kurgunun arasındaki duvarı yıkıyorsunuz o koca kalçanızla. bu sefer ekranda o hayran olduğunuz oyuncu öpüştükçe partneri ile filan siz koltuğunuzda sinirden kendinizi yiyorsunuz. sonuç olarak da te böyle apır sapır bir şekilde hemcinsleriniz olan gencecik oyuncuları gömüyorsunuz. kaçınılmaz son! bakın mesela bu örnekte de kim yazmış demeye kalmadı zaten kendisinin iflah olmaz bir leonist, sıkça rastlanan bir "leonun kölesi olurum"cu zat olduğunu fark ettim. haliyle ne kadın karaktere gömmesine şaşırdım ne de karakteri canlandıran gencecik kıza. efendim zira o da, diziyi izleyen çoğu kadın gibi bir sendrom içerisinde. ne o? yukarıda da bahsettiğim şekilde ne yazık ki ülkemizde dizi izleyen çoğu kadının, kadınlarımızın izlediği dizideki erkek oyuncuyu beğenince tutulduğu sendrom bu. aşırı sahiplenip tapınma!sahipleniyorlar efendim anası gibi, karısı gibi. ama ne sahiplenme yahu! hani ayağımı yıka diyen adamın ayağını yıkayacak duruma gelen kadınlar gibi bir sahiplenme. yiğidim, aslanım, erkeğim modunda bir sahiplenme. onu göklere çıkartıyorlar, yere göğe sığdıramıyorlar. hem de bir oyuncuyu! ve enteresandır bunu yapan kadınlarımız da öyle cahil cüheyla kesim olmuyor ha, okumuş kültürlü kesimden görüyoruz bunu, enteresan. sonra da tabi ki bu his otomatik olarak o oyuncunun partnerini gömme isteği doğuruyor şuurunu kaybetmiş kadın izleyicilerde. gömebildikleri kadar gömüyorlar. hem oyuncuyu hem karakteri. karakteri gömmek yahut yerden yere vurmak sorun değil bir kurgu o sonuçta; lakin bir oyuncuyu "eleştiri sınırını aşarak" yersiz bir şekilde gömmek hatta sövmek neden? hayret ediyorum. kardeşi yaşında olabilecek bir oyuncuyu oturup tükürük saça saça gömüyorlar yahu. tanımıyor, etmiyor, ekran harici başka bir yerde görmemiş ama rahat rahat gömüyor. vay anasını serhat ya la!

    bunu yani bir kadını yerden yere vurmak, erkeklerde görmeye alışıldık bir durum ne yazık ki ülkemizde. zira hödük sayısı her sene artıyor medeniyet ilerleyişi ile ters orantılı olarak. lakin kadınlarda bunu görmek çok şaşırtıyor beni. bakın ben de kadınları çok eleştiren bir kadınımdır. hemen baştan aşağı süzer, yorum yaparım. hem etrafımdakileri hem de ünlü kadınları. ama bunun da bir sınırı olmalı. ünlü birine sırf eleştireceksin diye "üç kuruşluk değeri yok" demek, buna sebep olarak da sesini yahut bedenini göstermek gerçekten enteresan.

    benim de sevmediğim ve eleştirdiğim çok oyuncu vardır; hatta sevdiğimi de eleştiririm. mesela miray'ı. ben de çoook çoook eleştiririm. en basitinden kilo ver, şunu yap, bunu yap derim. sonuçta ekranda bir oyuncunun görsel açıdan iyi olması gereği yadsınamaz bir gerçek. ama fiziksel olarak eleştirsem dahi çirkin bir üslup ile sırf yermiş olmak için yermemişimdir. insanlara eleştiri ayağına hakaret etmek eleştirmek değil sövmek oluyor. burada üslup önemli yani. hani bir oyuncuya misal kilo almış keşke kilo verse demek başka; ay top gibi yuvarlanıyor demek başka. ya da bir oyuncuya kısa boylu yahu bu demek başka 1.40 boyuyla ne oyunculuğu yapıyor ayol cüce mi bu demek başka. anlatabildim mi?

    ayrıca yahu miray'ın nesini buluyorsunuz böyle hakaretamiz bir şekilde eleştirmek için? otur mesela şeyma subaşı'nı görgüsüz diye göm, yahut sinem kobal'ı yeteneksiz diye göm. onları bile eleştiri sınırı içerisinde yap. ama etliye sütlüye karışmayan, şu güne kadar magazin malzemesi olmayan ve olmamaya da dikkat eden, yer aldığı ekip içerisinde şaşırılacak bir şekilde herkesten daha çok rolüne ve işine özenen, takdirimizi toplamış, orada burada magazin malzemesi olarak çıkmayan, dizi dışında başka yerde görünmemeye özen gösteren, çocuk yaşta bu sektöre girmiş, okulunu ve işini birlikte devam ettirmeye çalışan, nice usta oyuncu ile karşılıklı oynarken asla sırıtamyan, sahneyi doldurabilen, genç yaşta üne ve ilgiye kavuşmasına rağmen henüz şımarmamış-ki 18 yaş riskli bir yaştır bu konuda-
    genç bir kız için üç kuruşluk değerin yok bedenin şöyle böyle diye saçma sapan konuşmak ile ne geçiyor elinize? o eleştiri olmuyor.

    yani desem ki ben sana "be hey kadın sen 18 yaşında neydin ki 18 yaşındaki genç bir kızın şimdiki senin nazarında üç kuruşluk değeri yok? sen 18 yaşında anandan babandan aldığın üç kuruşluk parayla geçinmeyip, her şeyi kendi emeğinle yahut gücünle yaptın mı ki o kızın şimdiki senin gözünde üç kuruşluk değeri yok? yahut çok mu farklıydın, ayakların üstünde mi duruyordun, dahi miydin, yoksa başka bir başarın mı vardı sınavlarından yuksek not almaktan başka, alışılmamış bir yaşam tarzın mı vardı ki şimdiki senin nazarında o kızın üç kuruşluk değeri yok?" haksız mıyım bunları sorsam sana? hayayayat. yahu önce kendi 18 yaşındaki ufacık halinizi hatırlayın, sonra sektörde miray'ın jenerasyonuna bakın, şu an sektörde o yaşta başkaca böyle oyuncu var mıymış bakın, sonra konuşun. ve hatta kısaca gelin itiraf edin. "çekemiyorum o yaşta başarı sağlamış kızları, yarım kadar bir kız gelmiş neler yapıyor, sinirime dokunuyor" deyiverin de böyle uzun uzun ağdalı sövmelerle uğraşmayın. muhtemelen 6 ayda kazandığın maaşı bir ayda kazanan, çocuk yaştan beri tv sektörünün içinde olan ve etrafındaki insanlara saygıda kusur etmemiş bir oyuncuyu çekemiyorsan, bedeni üzerinden eleştiri sınırını aşan şeyler sayarak kendini tatmin ediyorsan ehh bu da senin 3 değil 2 kuruşluk bir değerin olduğunu gösterir, kusura bakma kardeş.

    işin komiği de ne biliyor musunuz böylesi hemcinslerim işlerine geldiğinde öyle bir feminist kesilir ki. "bedenime dokunma!" diyen de odur, "benim bedenim karar benim"diyen de odur, "memelere özgürlük" diye ortalıkta slogan atan da odur, bir kadın mağdur edildiğinde en önde bayrak sallayarak tepki gösteren de odur. erkeklerin kadınları hor görmelerinden,erkeklerin hödük olmalarından şikayet eden de o olur, bir kadına sözlü saldırıda bulunulduğunda her tur sosyal mecrada onu savunan da o olur. lakin iş ünlü kadınlar olunca gelir en büyük sözlü tacizi, hakareti kendi yapar. bu nasıl çifte bir standart? böyle insanlara hep dediğim iki laf vardır: böyle bir kadın olacaksan aman sakın anne olma, çünkü senin yetiştireceğin erkek evlattan da kız evlattan da hayır gelmez. anneysen de inşallah kız çocuğun vardır da, aynı muameleye o tutulduğunda bilinçlenirsin belki.

    ayol benim de çocuğum böyle yetenekli, gelecek vaad eden, akıllı, güzel, becerikli bir kız olsa keşke diyorum ben miray'ı gördükçe. sizin derdiniz ne yahu? yav yürüyün gidin.
  • 9 kasım itibari ile perşembe akşamlarımızı yeniden kutsamaya başlamış dizimdir. hakkında bir şeyler yazmadan olmaz.

    ( peşinen belirteyim yazdım da yazdım. durumum yoktu okuyamadımcılar hiç bulaşmasın. )

    inanılmaz özlemişim lakin biraz hayal kırıklığına uğradım. güzel ve coşkulu başlayan bölümde yeni sezon hikâyesi şekillenmeye başladıkça aylarca kafa yordukları olay örgülerinin daha mantıklı olmasını beklerdim.

    -başka yazarlar da değinmiş, flippos’un vasili’nin sağ kolu cevdet’i hemen benimsemesi saçmalık, üstelik veronika vasili’nin akıbetini belirleyen kişinin cevdet olduğunu biliyorken…

    -charles’ın bu keskin dönüşü beni de tatmin etmedi. charles’ın mustafa kemal’e çalışmayı bu derece kolay kabul etmesinde dizinin dokusunu bozan ve basitleştiren bir şey var. bu hikayede gürcü salih de olduğu gibi şaşırmayı bekliyorum. charles hem ankara’ya çalışmalı hem çalışmamalı. hem yunanı hem ingilizi hem de türk tarafını ayakta uyutmalı kendi intikamını herkesten almalı. çünkü pislik bir ingliz olmak bunu gerektirir. charles’ın herkesi bir şekilde manipüle ettiğini görmek istiyorum ben.

    yeni bölüm fragmanında azize ile konuşan bir charles var neden savaşma yeminini cevdet’le birlikte değil de charles’la iken ediyor bu kadın? bence charles çocuğu üzerinden kandıracak azize’yi ve kendi çıkarı için kullanmaya çalışacak. bir pislik, bi hainlik yapsın şu adam. tevfik de “beni sırtımdan vurdular azize hüğüğüğüğü “ diye ağlayan bir adamdan korkusuz yanık efeye evrilmiş. dizi de adamakıllı sövecek adam kalmadı. benim adayım charles, hadi bakayım.

    ayrıca yeni komutan illaki vasili’nin kayınçosu olmak zorunda mıydı? hikayeye giren her karakterin kişisel sebepleri olmak zorunda değil. çünkü bir süre sonra olaylar öyle bir noktaya geliyor ki bireysel öyküler tarihi gerçeklere sebep gösteriliyor. charles lucy sebebiyle dönmeseydi, o telgraf gelmeseydi mustafa kemal manda ve himayeyi reddetmekte zorlanırdı gibi abuk bir önermesi olabiliyor dizinin. geçen sezonda da oba katliamında vasili’nin bunu kendi geçmişi gerekçesi ile yaptığına bağlanmıştı olay. savaşın sadece savaş olduğu, gaddarlığın kişisel sebep olmadan da vatana bağlılık ve siyasi çıkar yüzünden tercih edilebileceğinin de işlenmesi lazım. böyle karakterler görmek istiyorum ben, stavro gibi mesela.

    evet şimdi başka bir meseleye geliyorum açılın : ben bir numaralı hilal seviciyim.

    hanımefendi bi saniye, müsaadenizle, beyefendi geçebilir miyim acaba, geç kalıyorum lütfen müsaade edin bölüm yayınlanalı iki gün olmuş! efendi efendi yol vermezseniz tabi ki ayağınıza basarım, çekilseydiniz! birader açsanızaaa şu yoluuuu!

    yettim!

    yav bu hilal size ne etti?

    dizideki açık ara en sevdiğim karakterin böyle yerden yere vuruluşunu görünce gerçekten hayret ediyorum. o yüzden biraz hilal, leon, cevdet- hilal, hileon ve bu ilişkilerdeki reflectionlar ( hileon fandoma selam olsun )üzerine konuşacağım.

    hilal benim türk tvlerinde izlediğim en güçlü kadın karakter. bu yüzden herkesin hayran olduğu bir duruşu var dizi içinde: leon, vasili, cevdet …

    en katlanamadığım olay şu: cevdet’e olan tutumu yüzünden ve leon’un sevgisi üzerinden hilal’in gömülmesi. oldum olası kendisine sevgilisi üzerinden değer biçen ve kendisini bu doğrultuda tanımlayan hemcinslerimden hoşlanmamışımdır. günümüzde sosyal medyada, instagramda sıkça rastladığımız kendisini babasının kızı, bilmemnenin karısı, onunbunun annesi olarak tanımlayan bir sürü dişimiz var. çünkü bize göre hala bir kadın babasının narin prensesi olmalı, bir adamın karısı olmalı ve bir anne olmalı... hayır efendim olmak zorunda değil. olmak istiyorsa olsun tabi ama bu arada bir birey olarak kalmayı da başarabilmeli bir kadın. evlat, eş, anne olmuşken aynı zamanda ayşe, fatma ,hayriye de olabilmeli. ne yazık ki toplumumuz bunu başaramayan ya da başarmasına müsaade edilmeyen bir sürü kadın dolu.

    hilal’e bayılıyorum çünkü bence vs’de cevdet’e mükemmel bir evlat, leon’a eş, açelya’ya olağanüstü bir anne olabilecek ve bunu kendi ilkeleri ve karakteriyle şekillendirebilecek bir karakter. hilal’e ben de kızmıyor muyum? evet kızıyorum bazen ağzına kürekle vurasım, mavi gözlerini nazar boncuğu niyetine ipe dizesim geliyor. ama olacak o kadar, gidiş yolunda sapıtsa da niyeti iyi yavrumun. ameller niyetlere göredir neticede. daha 15-16 ‘sında atarlı bir civciv o. pişecek.

    bilinen bir gerçektir babadan yaralı kızların erkeklerce kolay hedef sayılması, o sevgi açlığından zayıflıktan faydalanılması.(bütün genellemeler yanlıştır, genellemiyor sadece bu örneklemi inceliyorum efenim ) babadan yaralı kızların kendisi seven ilk erkeğe kul köle olan versiyonuna tepki olarak dünyaya gelen hilal’in hem babasına hem leon’a baş kaldırmasına ben bayılıyorum.

    hilal bir çoğu selanikli binbaşı cevdet vesilesiyle ve vatan bildiği topraklardan kaçarken yanına almayı ihmal ettiği kitapları ile şekillenmiş kendi ilkelerine bağlı bir karakter. duygusal zayıflıkları için bunları hiçe saymayan yeri geldiğinde herkese meydan okuyan bir karakter. vicdanı da pusulası...

    hilal ve cevdet ilişkisinden gidecek olursak cevdet hilal’in ilk aşkı, taptığı adam, canından kanından bir parça. ama ne zaman ki hilal onu o üniforma ile gördü o zaman hilal’in içinde bir şeyler onarılmayacak derecede kırıldı. inançları derinden sarsıldı en güvendiği insanın bile ne kadar değişebileceğini gördü.

    darağacında kılını kıpırtmadı sandığı vatan haini babasının gözlerine başı dimdik bakan ve vatan sağ olsun diye haykıran bir karakter bu kız. ama aynı zamanda babam beni hiç mi sevmiyor anne diye annesinin göğsüne sığınan küçücük bir kız çocuğu…

    bu kız taptığı babasının öldüğünü düşündüğünde –ölmez hasan’ın olduğu 5.bölümdü sanırım- kahroldu ama cevdet geri döndüğünde gidip de ona sarılmadı. cevdet yaralandı nasılsın diye soramadı… bunları yapmış olsa kim ona bir şey diyebilirdi? babası yahu adam, koşsa sarılsa kim ne diyebilir? nasıl yargılayabilir? ama hilal’in içinde öyle acımasız bir mahkeme var ki, hilal kendini direk suçlu bulur o mahkemede.

    buradan leon’a olan aşkına gelecek olursak, defalarca linç edildi bu yavrum evladım hilal’im leon onu çok seviyor da bu kız kıymet bilmiyor diye. siz haksızsınız ve size laflar hazırladım. bu kız öz babasına yenilmemek için insanüstü bir çaba harcarken düşman askeri olan, kendisine zulme davetiye çıkarmamasını salık veren, kalemini kırmak isteyen leon kim köpektir de kendisini bırakıversin hemen. her koşulda leon’u pamuklara sarıp sarmalasın diye ölüp biten hemcinslerim benim gözümde şu an nerede olmak isterdiniz sorusuna mütemadiyen “sevgilimin koynu” cevabını veren sevgi arsızı kızlarımızdır. sizi hiç mi sevmediler arkadaşlar? bu nasıl bir açlık?

    siz böyle çıldırıyorsunuz da boşuna. bakın leon bile ne diyor : “ ben kanlı bir savaşın orta yerinde savrulurken sen bir açelya gibi dimdik durdun hilal. şeref, savaş, aşk... bütün bu kelimelere sen yeni bir anlam verdin. bir gün belki gelir sana bir kucak dolusu açelyayla teşekkür ederim. ”

    leon’cum seni anlıyor ve sana çok hak veriyorum yiğidim. vakti gelince hilal’e kucak dolusu tercihen sarı saçlı, fındık burunlu bir açelya verirsin umarım. inşallah anasına çeker de seni tatlı tatlı çileden çıkarırlar eheh.

    ve evet arkadaşlar dizimizin adı vatanım sensin. azize’nin cevdet’e söylediği ama sonrasında arkasında duramadığı iddiası hani… bu saatten sonra bu dizide bu iki kelimeyi anlamlı kılabilecek tek çift benim gözümde hilal ve leon’dur. hani mevzu isim meselesi ise diye belirteyim istedim.

    sözün özü hileon’un ve hilal’in yakasından düşünüz. saygılarımla.

    kısa kısa yeni bölüm notlarımla sonlandırayım madem yorumumu:

    -yıldız’ı sevmesem de pınar deniz’i ve oyunculuğunu seviyorum. perşembe gecesinin iyilerindendi.

    -levent can’ı, aksanını ve performansını ben yetersiz buldum. hala istediğim karizmatik baş kötü yok. vasili çok ponçikti, askerlerim kızlarınla ziyafet çekecek derken bile ciddiye almakta zorlanıyordum onu. levent can’ı da yetersiz buldum.

    -yakup’u giderek daha salak bi karakter haline getirmeyin. bu adam şekilden şekile giren, ingilizleri ingiliz olduğuna inandırmış, deli dehşet bir ajan. ama aynı bölümde azami 3 kere mala bağlatıyorsunuz üzülüyorum. vurunca düzelen kumanda muamelesi yapmayın şu adama.

    -fötr şapkayı lütfen kepçe kulaklı insanlara takmayın şu dizide. hatta siz kimseye şapka takmayın. şapka sizin elinizde ölüm yadigârına dönüşüyor, görünmez ediveriyor bir anda insanı.

    -cevdet’in bastonu bence de mürver asa, birisine avada kedavra çekmesi an meselesi.

    -son olarak ingiliççesinden bile yetenek akan halit ergenç’in avatarı miralayım cevdetimin askerleriyiz.

    haftaya görüşmek üzere. çav bella.
  • perşembe günü izleyememiştim, çokça da ara verdiği için bir soğukluk gelmişti canım da istememişti dün izleyeyim falan. neyse dayanamadım, açtım. meğer nasıl özlemişim. ilk saniyeden, sevr'den itibaren gözlerim dolmaya başladı zaten, ama direndim taa ki hilal'le yıldız'ın kavuşma sahnesine kadar. yalnız bu uzun arada bir sürü şey aklımdan çıkmış mesela azize'ye en son ne oldu, hilal neden hapisteydi falan. unuttuklarım dışında da anlamlandıramadıklarım var, mesela ali kemal olayı ahahahh çok komik ve charles'ın türk tarafına geçmesi, neyse daha ilk bölümü bitiremedim bile. şunu da şuraya iliştireyim ki yerli dizi yersiz uzun.

    edit: dağıstanlı'nın gözünden akan yaş :(
  • her şey güzeldi iyiydi de charles'in taraf değiştirmesinin altını iyi dolduramadıklarını düşündüğüm dizi.
    ne bileyim en azından o dönüşüm sürecini bir görseydik. ıçime sinmedi, yavan kalmış sanki.

    bu arada okan yalabık çok takdir ettiğim sevdiğim bir oyuncudur.
  • hadi ali kemal karakterini canlandıran kubilay aka'ya yol verildi de neden böyle vatanperver olarak çizilmiş bir karakter "u" dönüşü ile gıyabında bambaşka birine dönüştürüldü hiç ama hiç anlamadım. yok muydu ali kemal rolünü üstlenecek başka biri yahu? ana karakter değil bir şey değil bu yüzden oyuncu değişikliğini kimse yadırgamazdı. türk gibi yetiştirilen ve türklüğü damarında akan kana değil yüreğine dayanan birinin 4 ayda böyle bir değişiklik yaşamış gibi gösterilmesi seyirciye ve milli duygulara saygısızlıktan başka bir şey değil.

    yıldız'a da aşk yaşatmak için sürekli bir tarafınızdan da karakter uydurmayın, aleksi'nin gelişi, yıldız'ın dimitri olan ali kemal'e inat aleksi'ye yürüyecek olması en saftirik bir insan tarafından bile öngörülebilir bir olay. lütfen bu ayakları bırakın biz yıldız'ı sev-mi-yor-uz (oyuncusuna diyecek laf yok, gıcık ve aklı beş karış havada karakteri başarı ile canlandırıyor). bu kız kuvvacı çiçeği burnunda yeni eşini yunan'a sattı, bu kız sırf rahat yaşam için yunan'a yamanmakta bir beis duymadı. bu sebepten ağzı ile kuş tutsa da yıldız'ın aşkı da maşkı da umurumuzda değil.

    eklemeden geçemeyeceğim, direkt atatürk'ten emir alan yakup ve cevdet'in casus olduğunu bildikleri hamilton'a kayıtsız şartsız inanmaları da çok komikti. biri senaristi bu konuda uyarmalı sonuçta konaklı monaklı ağa dizisi çekmiyorsunuz, izleyiciniz yabancı dizileri hatmetmiş ab gurubu!

    atatürk için sözlükte yükselen sese kulak vermeniz dileklerimle yazımı bitiriyorum. (bkz: alican yücesoy) çünkü 2016 10 kasım'da gözlerimiziyaşatan şu resimdeki mustafa kemal'e bu kadar benzeyen başka başarılı oyuncu bulmanız zor.
  • --- spoiler ---

    yeni sezonunun ilk bölümünde; ne kadar kurgu ve hikaye de olsa ingiliz bir ajanin yardımıyla milli mücadeleye destek verilmesini en kalbi duygularımla *kınadım. o kadar beyinsiz ve kötü niyetli adamlar var ki "ee atatürke ingilizler yardım etmiş, yoksa o da ingilizlerin yönlendirmesiyle mi başarılı oldu?" falan derler bu diziyi referans gösterip.

    --- spoiler ---
199 entry daha