şükela:  tümü | bugün
  • "figürde olsun, peyzajda olsun, duygusal bir melankoliyi değil, gerçek ve derin acıyı anlatabilmek isterdim. kısaca, o denli ileri gitmek istiyorum ki, yapıtlarımı görenler 'bu adam çok derinden hissediyor, sevecenlikle hissediyor' desinler -sözde kabasabalığıma karşın, belki de bunun yüzünden." vincent van gogh - theo'ya mektuplar

    "... bu sıralar bir dizi at etüdü yapmam kesinlikle gerekli. öyle sokakta gördüklerime bakarak alelacele çizilmiş şeyler değil, bir model tutmam şart. yaşlı, beyaz bir at biliyorum, aklına gelebilecek en zavallı beygir (havagazı işletmelerinin orada). ancak zavallı sıska hayvana en zor işleri yaptıran, sırtından olabildiğince çok para kazanan sahibi, benden de dünyanın parasını istedi; ..." vincent van gogh - theo'ya mektuplar, (1882?)

    "tüm resimleri bir 'şimşek hızıyla' gerçekleşmiş gibidir." ferit edgü - van gogh, yüzyıl sonra

    "dört amcası ve bir erkek kardeşi sanat eseri ticaretiyle uğraşıyordu, ama o hayatı boyunca sadece bir tablo satmayı başardı. beğendiğinden ya da acıdığından ötürü bir arkadaşının kız kardeşi, arles'te yapılmış kırmızı üzüm bağı adlı yağlıboya tabloyu dört yüz frank ödeyerek satın aldı.

    (...) bugün van gogh, ona yemek vermeyecek restoranların duvarlarını, onu akıl hastanesine kapatacak doktorların muayenehanelerini ve onu hapse tıktıracak avukatların yazıhanelerini süslüyor." eduardo galeano - espejos una historia casi universal
  • yolsuzlukların normalleştirildiği, düzenbazlığın prim yaptığı, saf olmanın salak olmakla eş tutulduğu, emeğin sömürüldüğü, nedenli nedensiz cinayetlerin işlendiği, kadınların tecavüze uğradığı bir dünyada, sadece bir elini pişirmiş ve bundan başka da bir kez sol kulağını kesmekten öteye gitmemiş sanatçı.
  • "insanlar çoğu kez ellerinde olmayan nedenlerden dolayı hiçbir şey yapamama durumunda kalırlar. kim bilir hangi korkunç, korkunç, çok korkunç kafesin içinde hapsolmuşlardır. kurtuluş da var bir yerlerde, biliyorum, geç kalmış bir kurtuluş. haklı ya da haksız yere yok edilmiş bir iyi ad, yoksulluk, yazgının oyunları, felaketler.. insanları hapseden şeyler bunlar işte.

    insanı kendi içinde kapalı tutan, çevresine aşılmaz duvarlar ören, hatta, sanki toprağa gömen şey nedir, her zaman bilemeyebilir, ama, yine de birtakım parmaklıkların, kapalı kapıların, duvarların varlığını hissederiz. bütün bunlar hayali mi, kafamda uydurduğum fantaziler mi? sanmıyorum. sonra soruyorsun kendine: “tanrım! daha çok sürecek mi bu? hep böyle mi sürüp gidecek? sonsuza dek mi?” kişiyi bu esaretten çekip kurtaran nedir bilir misin? çok derin ve ciddi sevgi. dost olmak, kardeş olmak, sevmek... en üstün erk ile, sanki sihirli bir güçle hapishanenin kapısını açan bu işte. bu olmadı mı insan ömür boyu hapiste yaşıyor.

    duygu birliğinin yeniden doğduğu yerde yaşam yeniden başlar."
    ~theo'ya mektuplar
  • en önemli eserlerinden bazılarını amerika'daki müzelerde görme şansı yakaladım. kendimi şanslı hissediyorum.
  • sayemde umarım mezarında ters dönmemiştir. kıymetli bir edebiyatçıdır kendisaşögşsalgas

    bu beyfendinin paris'te sergilenen tablolarının replikalarından birine, don't cross the red line uyarısını geçerek el yordamıyla dokunmak suretiyle fiziki müdahalede bulunmuşluğum ve sonrasında yaka paça dışarı atılmışlığım mevcuttur. kendisine saygım sonsuzdur ama sanata saygı türk magandalarından beklenmemelidir, şahıslara saygımız mevcut eserlerine değil sanırım...
  • “önce resmimi hayal ederim, daha sonra hayalimi resmederim.”
    vincent van gogh
  • "kanimca, insanlari sevmekten daha sanatsal bir sey yoktur."
    "hayati bilmenin yolu bircok seyi sevmektir."

    vincent van gogh
  • sorrowing old man yapıtında kendimi bulduğum resim dehası. henüz old değilim ama feci şekilde sorrowing ve de man'in.
  • 2012'ydi..istanbul modern'de van gogh alive dijital sergisinde, sirtimi duvara yaslayip yere oturup oylece dusunurken..tam da o anda, hayatimin arka fonunda surekli olan bir sarkiyi duydugumda, kanimin dondugunu ve uzun sure yerimden kalkamadigimi cok net hatirlarim.

    saniyorum ki, onumden sayisizmiscasina gecen o sunflowerslara en cok yakisandi lakme operasindan the flower duet..

    hani bazi anlar kafasinin icinde donar ve kirilmayacak bir fanusta saklamak ister ya insan; benim de hayatimin en huzurlu ve vazgecilmez anlarindan biriydi o sanki.

    "nasil" dedim, "nasil bu kadar hastalikli dusunceler bu kadar guzel ciceklerin icerisinde anlatilabilir?.."

    nasil icinde kaybedilebilir onca aci..
    nasil yapabilir bunu..nasil yapmis milyonlarca parcalanirken..ici..

    hala lakme'den calar kulagimda..
    hala flower duet...

    the flower duet - lakme