şükela:  tümü | bugün
  • caninizi cektirmek gibi olmasin ama, asmis bitirmis ulke. sadece escinsellik, ozgurluk bakimindan degil her yonden asmislar.

    gecenlerde melrose a gitmek icin iki kere sorup teyit ederek bindigim otobusun soforu son durakta oraya gitmedigini soyler ve uykaf atar yapmak icin sofore gider. 5 dolar la otobus, tabi atar yapilir. neyse, sofor kisisine guzergahtan gecip gecmedigini binmeden once iki kere sordugumu ve kendisinin gectigini soylemesini belirtmem uzerine sofor kisisi: ozur dilerim benim hatam der ve koca otobusu wellington un bi ucundan digerine surer. koca belediye otobusunu taksi hesabi benim guzergaha sokup nerdeyse evin onunde indirir ve ozur diler ustune.

    is boyle seyleri gordukten sonra anlasilir ki aslinda cennet vatan diye bizi sikmisler yillarca. bosverin gencler goygoylu laflari. 30 yil yasadigim memlekette gormedigim insanligi gordum ben burda. siktiredin, firsat bulursaniz topuklayin oralardan.

    not: memleketim gibisi yok aman tomatiz ucuz, yok baklava taze diye milletin kafasini sikicekseniz yapmayin ama o isi. tercihinizi bastan yapin. ya insan gibi yasamak ya ucuz tomatiz.
  • iki adadan oluşan okyanusya ülkesi. ülkedeki koyun sayısı insan sayısının 5 katıdır. bu hali ile ülkemizle benzerlik gösterir.
  • eh şimdi zamanım varken, burasıyla ilgili kabul edilebilir düzeyde de bilgiye sahip olacak kadar burada yaşamışken, ve mesajla da sıkça soru gelmesi üzerine buraya çılgın uzun yeni zelanda entrysi döşenebilirim.

    9 aydır buradayım. working holiday vizesiyle geldim, biraz orada burada çalıştım, sonra üni'de yüksek lisansa başladım, auckland'da oturuyorum, türkiye'ye selamlar. (daha önce de mesajla anlattığım insanlar çok oldu, buraya gelmekle ilgilenen insanlar yine bu başlığa bakacaklar herhalde, buraya yazacaklarımı kendilerine yazmışımdır, yeni birşey pek yok, sadece umuma açık bir de entryim bulunsun dedim.)

    nası gittin, nası şeyaptın, vize ne aldın, nası aldın, iş nası buldun gibi sorular geldi çok, onların cevabı özetle,
    working holiday şöyle: (bkz: #45877108) iş bulma konusu, vizemin el verdiği kadar backpacker tipi işlerde çalıştım, garsonluk yaptım, satış elemanı olarak çalıştım vs. dil biliyorsanız bu işleri bulmanız çok kolay olacak, ama mesleğinizle ilgili, kalıcı bir iş bulmanız çok daha zor olacak, ben de hala hem ıvır kıvır iş yapıp hem mesleğimde birşeyler yapabilmek için tırmalıyorum. mesleğinize de bağlı. başka vize çeşitleriyle ilgili bilgi almak için ise en iyi kaynağınız bu: http://www.immigration.govt.nz/
    hostelde yer ayırttım, uçak bileti aldım, geldim, hostelde kalırken 'trademe' dedikleri buranın popüler sitesinden ve baktım, minik bir oda tutup oraya çıktım, biraz arkadaş filan edinmeye, çalışmaya başlayınca (3 ay sonra filandı) ev arkadaşlarıyla doğru dürüst eve çıktım. benim nz macram bu kadar, pek ilginç birşey yok.

    ülkeyle ilgili bilgi vereyim, çünkü ben de gelmeden önce çok okumama rağmen burada yaşayanlardan duymak istemiştim. turistik ya da resmi kanallarda yazanlar ne kadar doğru?

    öncelikle tr'den nz'e direk uçuş yok. ben bangkok üzerinden geldim, fena değildi. iner inmez, havaalanında karşıma direk hobbit filmlerinden dekor, weta workshop'un durin heykeli çıktı. burada yüzüklerin efendisi temalı herşeyi turistik olarak çok kullanıyorlar. buranın yerlileri yalnız bizim kadar bayılmıyo yüzüklerin efendisine, onlar için sadece turistik bişiler. bir sürü de kiwi filmleri izlememiş bile. türklerin fes takan turiste verdikleri tepki gibi tepki veriyolar yüzüklerin efendisiyle ilgili herhangi birşeye.

    yeni zelanda iki adadan oluşuyor, kuzey ada ve güney ada. civarında da bir sürü adalar var ama iki ana bölge kuzey ve güney adalar. dağlar yeşillikler, milford sound filan güney ada'da, ben de daha gidemedim ama kuzey adayı gezdim, dünyaca ünlü waitomo glow worm mağaraları kuzey ada'da, tongariro crossing, rotorua, piha, hobbiton, tauranga filan, hepsinin kendine has doğal güzellikleri ve ilginçlikleri var.

    filmlerde gördüğünüz kadar yeşil, yani shire'da minimum color correction var, hele de baharda giderseniz, dev ağaçlar, göz yakan acı yeşil çimler, bulut bulut koyunlar her yerde. doğası hakikaten dillere destan, ki bu söylediğim sadece kuzey ada.

    şehir içinde bile dev yeşil alanlar, parklar ve orman kaplı tepeler var. şehrin göbeğinde, inanamazsın. nasıl diyeyim, mecidiyeköy'ün orasında içinde uzungöl yaylası olan bir park düşün (domain, mt eden, cornwall vs..) çok acaip. nz çok çevre bilinci taşıyan bir ülke, yeşilliklerini de çok güzel koruyor ve seviyorlar.

    ve fakat mesela nz'in en yüksek nüfuslu şehri auckland güzel bir şehir değil. geniş rahat yollar, otoyol, bazen okyanus kenarına inip bazen ağaçların arasından geçse de endüstriyel çirkin binalar her yerde, şöyle baktığında gözünü okşayacak bir mimari ya da şehir planlaması yok. hatta çok aptal bir şekilde, şehir merkezinin ana caddesi olan queen st, inip inip okyanusa vardığında tanker yükleme indirme alanıyla buluşuyor. yani şehir merkezi okyanus kıyısıyla birleşiyor ama suyun yanında oturup manzaraya bakarak çay kahve bira içebileceğiniz mekanlar yok. tamam var. var ama mesela bizim bir bebek, kadıköy, kabataş, karaköy gibi asla değil. son derece çirkin beton kaplama deniz hattı üstüne oturtulmuş fabrika görünümü ve hissi veren binaların içinde bu mekanlar. okyanus manzaralı lüks restoran dedikleri şey maersk konteynerlarına, ondan sonra da otopark a bakıyor. anca ondan sonra okyanus var. bir su kıyısı bu kadar çarçur edilemezdi diyorum. nz dediğin zaten ada, bütün ülke deniz kıyısı, az kaydır tankerlerini de şehir merkezindeki kıyılarını değerlendir. neyse.

    yani şehir içinde parklara giderseniz aklınızı alacak güzellikte ama şehrin kendisi kesinlikle güzel değil. ve maalesef ki karakterli bile değil. karakterli olmak için şehirler çok genç.

    fakat temiz. genel olarak sokaklar caddeler çok temiz, yeşil ve düzenli. hatta bazen çok sıkıcı olacak derecede öyle. sokak hayvanı diye birşey yok, onu da daha önce yazmıştım (bkz: #49893893).

    yerleşim alanlarına geleyim, alan çok insan az olduğu için insanlar genelde bahçeli müstakil evlerde oturuyorlar. apartmanda oturmak burada pek olağan birşey değil. şehir merkezine cbd diyorlar, central business district, yani oralar hep iş yeri. oturduğun yer şehir merkezinde olamıyor. ben ilk geldiğimde dediğim gibi, şehir merkezinde kaldım 3 ay ama ancak oda kiraladım. 10 katlı öğrenci bloğunda, 3 odalı dairelerden bir tanesinde ceviz içi kadar bir oda. işe ve alışverişe yürüyerek yarım saatte gidiyordum. fakat burda ev tutmak demek, hafif merkez dışında çıkmak zorundasın demek. ve muhtemelen de ev arkadaşın olmaz zorunda demek. şehiriçinde ev dediğin ev bile merkezden uzak. zaten de buranın en büyük şehri auckland'ın bile tek bir merkezi var, yine bir istanbul tabii ki değil, hani bir kaç merkezi bölgesi olsun. illa ataşehirde villa'da oturuyormuşsun gibi oluyor yani. ya oda tutup tuvaleti mutfağı diğer oda tutanlarla paylaşıcan, ya da ataşehirde villa tutucan ev arkadaşlarıyla. seçenekler bunlar. ataşehir diyip duruyorum, lüks vurgusu yapmak için değil de, rahatlık ve genişlikle birlikte şehre uzaklık hissini anlatmak için.

    dolayısıyla illa araban olması gerekiyor. hem de toplu taşıma çok salak olduğu için. evet toplu taşım problem. otobüsler pahalı,düzensiz ve zaten de heryere otobüs yok. aslında çoğu yere otobüs yok diyeyim. nasıl? mesela şöyle düşün, beşiktaş merkez varsayarsan, avcılara, esenyurta bir de bakırköye var. bu hatlar üstünde olmayan yerlere günde 1-2 kere filan otobüs var. taksim, arnavutköy, fatih e filan gidesin olsa ya birinin seni bırakıp alması gerekecek, ya yürüyeceksin ya da taksiye bineceksin yani.

    taksi binilemeyecek kadar pahalı. piyangodan filan para çıkmadıysa yani, kullanılabilir değil. o kadar.

    evlerle ilgili son birkaç şey söyleyeyim, hakikaten merkezi ısıtma bir çok evde de yok. "nası lan?" dediğinde de, çok doğuk olmuyo ya, auckland'da kar yağmıyo. diyolar. wellington'da yağmış bugün, güneyde de yağıyor. ama bişi söylicem, bu yalıtımsız, yazlık gibi camekanlı, çiçek gibi güzel evlerde kıçım donuyor. odamıza elektrikli ısıtıcı alıp, yatağa sıcak su torbasıyla girip evde de pofidik bot ve montla oturmaya alışıyor insan. şömine oluyor bazen evlerde o da açık şömineyi yasaklamışlar. kışın duş konusuna hiç girmiyorum. bizim banyoda da elektrikli ısıtıcı var ama ne kadar olsa bir merkezi ısıtmalı ev değil.

    evler de lüks değil. çok çok güzel evler gördüm, hele bu ara taşınıcaz çok ev geziyoruz, mahalleler çiçek gibi, yeşillik içinde, evler genelde bahçeli, varendalı, camekanlar, açık ferah salonlar vs ama lüks değil. yani lüks villa yok değil tabi ama demeye çalıştığım yeni zelanda zaten genel olarak lüks düşkünü bir ülke değil. genelde şirin, güzel evler göreceksiniz, lüks evler yerine.

    yiyecek konusuna geleyim, et burada aşırı lezzetli. yani anlatamam. buradaki kıymayla yaptığım yemek resmen başka lezzetli oluyo. biftekleri inanılmaz, balık desen, çeşit çeşit balık deniz ürünü var. fakat sebze konusunda kan ağlıyorum. domatesi elmaz gibi karatına göre alıyoruz resmen. salatalık desen, lübnan salatalığı denentombiş bir salatalıkları var, bir de telegraf dedikleri uzun bizim acur'a benzeyen bir salatalık var. taneyle satılıyor. telegraf salatalığın tanesi an itibariyle 5 dolar. yuh di mi? bence de. neyse kiwi ucuz, feijoa diye bi meyve vardı sonbaharda, o ucuzdu alıp ondan yedim hep. ıspanak yine şöyle böyle, dolmalık biberin tanesi de 4 dolar olmuş, ondan da almıyorum artık. maydonozdan anladıkları bizimle aynı değil. başka bir çeşit sert bir maydonoz var, bizim maydonoza italyan maydonozu diyolar. hem pahalı, hem de saksıda 4-5 dal satılıyo. yani saksıda alacan da gurme gibi yemeğin üstüne tek yaprak atacan. ah ah, kiloyla yıkayıp dolaba koyardımda her kahvaltıda avuçla otlardım türkiye'de, her salataya doğrardım. yumrukla lahmacun arasına sokuştururdum. :(

    ha onun dışında, türk kahvesi buldum hem de kurukahveci mehmet efendi kahvesi, sumak, nane, kimyon, çörekotu, pilavlık bulgur, köftelik bulgur, tahin, siyah zeytin, yoğurt... buldum bunları hep. sarmalık yaprak bile buldum. iyi ya da kötü, var. beyaz peynir ise elbette ki yok. ben feta'ya beyaz peynir demeyi reddediyorum. ben peyniri neyleyim, peynir ezine peyniri olmadıkça. o yok tabi.

    yeni rakı, efes bira da buldum. isteyeni götüreyim birlikte içelim:) kısır, köfte, bulgur pilavı, mercimek çorbası, biber dolması, ayşe kadın fasülye filan yapıyorum yani bazen. olmuyo değil. benim ev arkadaşları da ayılıp bayılıyolar. cacık amerikalı ev arkadaşının aklını alırken, maoriler kısırı kapış kapış yediler. benim hintli yaptığım barbunya pilakisini ısıtıp yiyo ama, öğretemedim niye onun soğuk yendiğini. varsın olsun ben de onun biryanisini yoğurtla yiyorum, ödeşiyoruz.

    insan mevzusuna geleyim. yabancı ülkedebir türk olarak enönemli konulardan biri ırkçılık. biz caucasian oluyoruz aslında ırk olarak ama beyaz olmuyoruz. ya da bilimsel anlamda beyaz kategorisine giriyor muyuz bilmiyorum ama bizi burada beyaz olarak görmüyorlar. beni ispanyol tahmin ettikleri kadar hintli de tahmin ettikleri oluyor. bir gün sordum size beyaz görünüyo muyum diye, sütlü kahve dediler. yani caucasian olduğuma eminim minimum 3 jenerasyon türk olarak, ama beyaz mıyım bilmiyorum.

    herneyse, zaten "türküm" dedin mi her yerde senle ilgili izlenim oluşacak. gerçi herkesle ilgili izlenim oluşuyor nereli olduğuna göre. o yüzden ırkçılık çok önemli bir kriter. yeni zelanda ırkçılığın minimum olduğu bir ülke. işin doğrusu ben avusturalya'ya gitmedim, ama tabi buraya yakın, komşu sayıldığı için buradan çok gidilip geliniyor avusturalya'ya. avusturalya nasıl? diye sorduğumda bana söylenen ilk şey şu:"çok ırkçı". yani eminim avusturalya bir çok dünya ülkesine göre az ırkçı ülkelerden biri ama yeni zelanda o kadar ırkçı değil ki, buraya kıyasla avusturalya baya ırkçı kalıyor. ben burada 9 aydır hiç ırkçılık görmedim, hadi ben yine beyazımsıyım, benim hintli baya kahverengi, 6 yıldır hiç ırkçılıkla karşılaşmadığını söylüyor.

    zaten avusturalya'nın aborijinlerine tavrıyla, yeni zelanda'nın maorilere tavrı arasında uçurumlar var. burada resmi e-maillarını bile "kia ora" diye atıyor insanlar, maori dilinde kelimeler illa öğrenmen en azından da mekan isimlerini, şehirleri filan söyleyebilmek için dile aşinalık kazanman gerekiyor, her yer maori dizaynları ve desenleriyle dolu, herşeyin yanında bir de maori dilindeki karşılığı yazıyor, haka kesinlikle komik birşey değil, çok gurur duyulan ciddi bir performans.

    maori kültürünü el üstünde tutuyor olmaları bir yana, farklı kültürlere de çok arkadaşça yaklaşıyorlar. hakikaten ben burada ne bir ırk esprisi, ne bir laf, ne bir söz, hiç bir ırka karşı duymadım. gül gibi geçinip gitmenin tanımı yeni zelanda.

    homofobi desen, ha keza. zaten eşcinsel evliliği burada yasal, fafafineler toplumun her katmanında karşına çıkabiliyor, insanlar "erkek arkadaşım, kız arkadaşım" gibi kelimeler yerine genelde "partner" kelimesini kullanıyorlar, kimse birbirinin heteroseksüel olduğunu bile var saymıyor. herşey olabilir, bana fark etmez diye yaklaşıyorlar. onur yürüyüşünde bir protesto gösteri oldu bu yıl, biz de onun belgeselini çektik, polis üniformayla katıldı yürüyüşe, o derece. bir kere bir kişinin ağzından homofobik birşey duymadım henüz. ne yaşlılardan, ne ergenlerden, hiç kimseden.

    kadın erkek eşitliği. aynen. burada dersine girdiğim hoca türk olduğumu öğrenince bana şunu söyledi, "benim ilk yurtdışına çıkışım türkiye'ye gitmek olmuştu. iş içindi, paşabahçe diye büyük bir markaya bir iş yapıyorduk. çok konuksever, çok arkadaş canlısı insanlardı ama misojeniden başım dönmüştü." bunu diyen 50 yaşında adam. türk iş adamlarının kadınlara bakış açısından aklı çıkmış adamın. türkiye diyince ilk söylediği bu oldu. he evet türkiye şöyle güzeldir, böyle cennettir derken boynumu büküp "evet o anlamda bok gibiyiz" demek zorunda kaldım. buradan bakınca çok çok kötü görünüyor. yeni zelanda aynı zamanda dünyada kadınlara ilk seçme ve seçilme hakkı tanıyan ülke.

    toparlamak gerekirse,

    lüks değil de rustik ve doğal ortamlar seviyorsanız, yeni zelanda tam size göre. şehirler çirkin, doğası inanılmaz, akıl almaz güzellikte. yeni zelanda tarihi yok, maori kültürü var. maori dilindeki adı aotearoa, buraya ayak basan ilk samoalılar (edit:bu 'samoalı' değil 'polinezyalı' olacak. 6 aydan fazladır duruyo entry bi kişi de dememiş ki sen ne cahilsin) hayatlarında ilk defa kar gördükleri için, karı buluta benzetip "uzun beyaz bulutun ülkesi" demişler. ırkçılık/homofobi/seksizm minimum. yaşam çok sakin, oturduğunuz ev illa ki herşeye uzak olacak, soğuk olacak, konser sergi gösteri seviyorsanız, onları da unutun. çok nadiren oluyor zaten de delicesine pahalı oluyor. doğa, doğa sporları, macera, hayvan seven insanların ülkesi.

    muhabbet için ise, yüzüklerin efendisi muhabbeti açmayın, burada o kadar modası geçik bir muhabbet ki insanlar sizin yerinize utanıyor. yaptım ordan biliyorum. maori kültürüyle ilgili, denizcilikle ilgili, kriket ve rugby'le ilgili muhabbetlerin çok gideri olur. yani, "aa yeni zelandalı mısın, yüzüklerin efendisini çektiler orada di mi?" diyeceğinize, "aa yeni zelandalı mısın, sizin rugby takımı çok taşaklıymış" derseniz çok daha sükseniz olur.

    bir de evet, çok koyun var. canım ben şehre gidiyorum, nerde görcem koyun demeyin. çok koyun var. çok.

    .
    .
    .

    ekleme: şahsen ben nereye gitmek istediğimi yıllarca araştırdım. en önemli kriterlerim, bir, ingilizce konuşulan memleket olsun tekrar dil öğrenmekle uğraşmayayım, iki, ırkçılık olmasındı. yaşam koşulları, insan hakları vs derken yeni zelanda hep açık ara farkla 1 numaralı tercih oldu benim için.

    şöyle düşünüyordum, yeni zelanda olmazsa avusturalya'yı denerim, o olmazsa kanada, o da olmazsa artık amerika belki ama amerika ya da ingiltere'ye gideceğime türkiye'de kalırım daha iyi diye düşünüyordum.

    ha bir de... türk komününe gömülmek istemedim. burada çok az türk var. avusturalya gibi değil. onun da etkisi büyük oldu. burada türk görünce mutlu oluyorum tabii, ama en azından türk olduğum için otomatik kategorize ediliyor değilim.
  • 7 yil avustralya'da yasarken surekli "bugun giderim, yarin giderim" diye oteleye oteleye bir turlu gidemedigim ulke. cok acayip yerlere gittim de nz'ye gidemedim... 2014 yilinda bana dolayli yoldan 2500 dolara mal olduklari icin negatif bir onyargi da tasiyordum ancak zamanla bu on yargim degisti tabi ki.

    (turkler abd'den nz uzerinden au'ya donerken transit vizesine ihtiyac duymuyorlar, ancak abd'ye nz uzerinden giderken, nz transit vize istiyor. ben ise mal gibi hic arastirmadigim icin ve nz transit vizesi almadigim icin, son dakika au'dan abd'ye direk ucus bileti almak zorunda kaldim. diger biletin iptali, son dakika bileti derken 2500 dolar girdi tabi... neyse neyse)

    yeni zelandali arkadaslar, muthis lezzetli sut ve et urunleri, harika basbakani falan derken sempati beslemeye basladim, ancak bir konu var ki, bu yeni zelanda'yi su an dunyada en saygi duydugum ulkeler kategorisine soktu. eger jeopolitik, ekonomi vesaire ilginiz varsa size de arastirin derim.

    kisisel olarak cok sevdigim guney kore ve tayvan'in son 30 yildaki basarilarini herkes tartisir ve hatta turkiye'ye ornek gosterir. "guney kore olabilirdik" lafini cok duyarsiniz. halbuki kimse "yeni zelanda mucizesi"nden bahsetmez.

    kisi basi gdp oranlarina bakarsaniz guney kore'den bile daha buyuk bir basari hikayesi yazildigina sahit olabilirsiniz. 30 yil icerisinde "gdp per capita"sini ikiye katlayan bir ulke! hem de bunu, guney kore veya japonya'daki gibi "conglomerate" 3 5 sirket uzerinden yapmamislar. aksine havasi, suyu, yasam sartlari, calisma saatleri, intihar oranlari, vesaire hersey 10 numara...

    soyle bir durum yatiyor bu degisimin temelinde; "good governance" (iyi yonetim) denen bir olaya gecmisler, hepsi bu... yani 80'lerde bakmislar adamlar, bu is boyle gitmeyecek, devlet ulkenin potansiyelini hic ediyor, zamanin basbakani bir tur politik hareket baslatmis ve bu o kadar basarili olmus ki, 80'lerden bu yana gdpsini katlamis. keske diyorum, nitelikli ve adil politikacilarimiz olsaydi da, bu ulkede yasanan degisimleri arastirip, bize uyarlasalardi bir sekilde... en azindan bazi iyi yanlarini ornek alabilirdik.
  • tek bir vaka (evet sayıyla 1) yüzünden sosyal izolasyon duyurusu yapan, covid-19 konusunda dünyanın en sert ve en acımasız önlemlerini alan ve tamamen kanıtlanmış bilimsel çalışmaları referans alan inanılmaz ülke. “nüfusları az ne var canım yani?” diyebilirsiniz ama dünyada benzeri yok uygulamalarının (hem son derece şeffaflar hem de bilimsel referanslı hareket ediyorlar).

    her vakanın takibini yapıp tamamının kaynağına ulaşmadan kısıtlamaları esnetmiyor; ekonomideki yıkıcı etkileri sağlık gerekçesiyle kabul edip destek paketleri açıklıyorlar.

    mesela dün auckland’de kaynağı bilinmeyen bir vaka tespit edildi ve vaka semptomatik olduğu halde şehirde gezip (uber kullanmış. işe gitmiş. müşteriyle görüşmüş) hastalığı yaymış olabilir diye downtown’da yaşayan onca insana evde kalın ve evden çalışın çağrısı yaptılar. vallahi inanılmaz. pandemi ciddiyeti hayli üst düzey bir insan olarak şoke olmuş durumdayım.

    https://www.interest.co.nz/…ay-if-possible-and-wear

    edit: anana akana dedi ki; "aslinda kaynaga ulasmadan degil, eger en son covid kapanin cevresindeki herkesi karantinaya aldiklarina inanirlarsa kaynaga ulasmadan karantinayi kaldiriyorlar. kaynagi belirlenememis clusterlari cok kapattilar, hatta en son auckland karantinasinda hala tam olarak nereden ciktigini bilmiyorlar.". teşekkürler! :)
  • çevre:

    * doğası filan vesaire güzel (ama denizi soğuk ve dalgalı) iklimler fena değil. ama güzel ılık bir ilkbahar yok.
    yazları kısa sürüyor, kışlar çok soğuk olmamakla beraber yılın çoğunu kapsıyor diyebiliriz. yağmur zaten hiç gitmez.
    (vedat)

    * doğal güzellik desen var. şehir içinde bile olsan 10 dakikada süper sahil şeritleri var.
    (vedat)

    * coromandel'ı nasıl kaçırırsın? en güzel sayfiye yerlerinden biri. kamp olayı güzel oluyor orada.
    (vedat)

    * bir fotoğraf kaynağı olarak gerçekten epey başarılı. auckland'ın (ve biraz da wellington'ın) ruhunu hissedebileceğiniz bir site. tavsiye ederim:

    [http://www.aucklanddailyphoto.com/ http://www.aucklanddailyphoto.com/]
    (cem)

    * kimsenin umudunu kırmak gibi olmasın ama yeni zelanda dediğin yer auckland,auckland dediğin yer sadece queen street aşağı queen yukarı queen aşağı queen yukarı queen başka bir şey yok
    gelirseniz anlayacaksınız.
    (divocan)

    * long bay beach, shakespeare park, wanderholm beach, piha, muruwai beach, takapuna beach, waiwera termalleri bunlar sadece yarim saat mesafedeki mükemmel beachler. (orcsun)
    .
    .
    .

    insan:

    soru: yeni zelanda daki yerel insanların yabancılara bakış açıları nasıl ? (celal_zanadu)

    * genelde olumlu. fazla art niyet beslemezler. tabi auckland veya wellington gibi yerlerde böyle. ufak merkezlerde durum daha farklı tabi. (vedat)

    * biraz komik olacak ama new york lu insanlar daha sıcak ve yardımsever. buradaki aile dinamikleri biraz değişik.(vedat)

    soru: aradığım şey sakinlik ve huzur. orda aradığımı bulabilecek miyim? yabancı forumlarda çok farklı yorumlar var. kimisinde bayanlar auckland da gece yarısı tek basına sokaklarda yürüyemezler diyor kimi yerlerde ise tam tersi söyleniyor. siz bu konuda ne düşünüyorsunuz? (cree)

    * güvenliğe gelince. genelde sakindir ama belli de olmuyor tabi. serseri burada da çok. (vedat)

    * herkes neden bu kadar iyi? marketteki kasiyerden sokaktaki yaşlı teyzeye kadar, bir mutluluk, bir güler yüz, "how are you, what a nice day"... alışkın değiliz, ilk günlerde çok garipsedim ben bu durumu. git migros'a, yap alışverişini, kasiyerle ya da herhangi biriyle en ufak bir diyalogun olmadan çıkıp gidersin marketten. samimi bulmuyordum bu ifadelerini, zorlama gibi geliyordu ama simdi anlamış bulunuyorum ki, yok samimiler. iyiler yani, ne diyeyim... (shire)

    * trafikte yayalara çok saygılılar. hele elinizde bebek arabası görünce zırt diye duruyorlar. (shire)

    * ama trafikte yayalara olan saygıya ben katılamıyorum maalesef. en azından auckland da öyle değil. tabi gene türkiye'den bir gömlek ileride olabilir ama gelişmiş ülke standardında değil. (vedat)

    * maori'lere gelince. aborjinler kadar dışlanmış ve geri bırakılmış değiller tabii ki. aborjinler yakın zamana kadar (1967) "flora and fauna" kanunları altında yaşıyorlardı. bunun anlamı insandan bile sayılmıyor olmaları, yani yerel hayvan muamelesi gördükleri. yani nüfus sayımında bile yer almamışlar.
    bunun aksine maoriler burada kendi haklarını baştan korumayı becermişler. maori dili resmi dil. okullarda öğretiliyor. kendi tv kanalları var, mecliste başarılı maoriler var. hala geleneklerine çok bağlı insanlar ve hala kabile kanunlarını kendi aralarında takip ederler. mesela yaşlılar çok büyük saygı görüyorlar. marai denilen ağaçtan yapılmış büyükçe kulübelerde bu kabile birlikteliğini yaşatıyorlar önemli günlerde veya cenaze olduğu zaman. herkes aynı yerde yatıp kalkıyor, aynı kaptan yemek yiyor. tabi bunun haricinde kabilesinden kopmuş maori'ler de var kentlerde. özellikle gençler artık pek takmıyorlar eski kanunları. bu yüzden hep gençlere yönelik programlar var kültürü yaşatmak için. çoğu beyaz, maoriler konusunda bilgisiz ve sadece tepkili. halbuki onlardan öğrenecekleri çok şey var. birincisi paylaşmayı bilmek, ikincisi aile bağları.

    maoriler kendi içlerine kapalı olmakla beraber topluma asimile olmuşlar diyebiliriz. gerçekten eşi benzeri olmayan antropolojik bir oluşum. görmeye değer.
    mesela buranın en klas caddelerinden birinde yürürken yüzü gözü döğmeli (moko) bir maori'ye rastlamanız normal. bu kültür hakkında bilgi edinmek isterseniz whale rider filmine bir göz atın. bir all black rugby karşılaşması öncesi haka'yı gördünüz mü? işte bu da onların milli marşı. (vedat)
    .
    .
    .

    ekonomi:

    * her yerde olduğu gibi burada da her koyun kendi bacağından asılıyor o yüzden kendi kendini idame ettirebilecek bir durumda gelmenizi tavsiye ederim.
    yani bir kaç ay işsiz yaşamaya hazırlıklı gelin! (vedat)

    * buranın ekonomisi küçük olduğu için alım gücü de düşük. ekonomi inişli çıkışlı ama güvenilir denilebilir. (vedat)

    * et ucuz (türkiye ye kıyasla) ama güzel sebze meyve pahalı.
    her şey de bulunmuyor zaten. (vedat)

    * arabalar da ucuz sayılır. (vedat)

    * kıyma kilo $13.
    * 12'lik bira $18-$19.
    * bir paket tost ekmeği(750gr) $4 (taze fırın ekmeği mevhumu yok)
    * benzin litre $1.8 filan. (vedat)

    * ikinci el düzgün bir araba $5000'e bulunur. (vedat)

    * şehir içi otobüs $1.60'dan başlıyor.
    * tren $6 filan galiba, o da her yere yok zaten.
    * hosteller $30-$50, moteller gecesi $100'dan başlıyor. (bunlar turistik tabi)
    * aylık elektrik $80-$100
    * internet dsl $30'dan başlıyor (ama çok yavaş) telefon hattı ayda $45 şehir içi bedava. (vedat)

    * 1.00 nzd=0.970125 try (2009.07.02 18:46:54 utc)

    burada trl bulamazsınız, türkiye'de de nz doları. dolarla gelin. (vedat)

    * buranın şarabı çok şahane ve hesaplı. (vedat)

    * kazandığınız parayı faturalara ve bilimum giderlere yatırmadan önce bankaya koymak adetten olmuş. (izzet)

    * özellikle hsbc'nin online bankası güzel. banka masraflarından en önemlisi eftpos kartına koyulan fee. biz bu iş için tsb kullanıyoruz (sadece taranaki'de var,) çünkü fee almıyorlar. burada eftpos (atm) harici bir şey kullanmıyorsun. normal cash gördüğün nadir. (vedat)

    * banka olarak en bol şubesi olan asb dir tercih edilebilir. (aucklander)

    * reserve bank of new zealand: new zealand's central bank http*

    * ikinci el eşya satılan yerler var mıdır auckland da, hani bit pazarı tadında. (izzet)

    * çok cool olmasa da takapuna'da pazarları oluyor 12'ye kadar. her şey var tabi sırf bit pazarı değil. burada insanlar kullandıkları şeyleri pek kolay kolay bırakmazlar. k'road/ponsonby civarı bazı dükkânlar var ama pahalı. ya da cash converters dükkânları var. (vedat)

    * istediğiniz yiyecekleri bulamadığınız gibi bulduklarınız da pahalı. bazı ürünler çok ucuz olabiliyor ama sıklıkla tükettiğimiz meyve, sebze, yoğurt, süt gibi ürünler memlekete kıyasla pahalılar. zaten sütün tadı da yoğurdun tadı da inanılmaz değişik geldi bize. en sonunda evde kendim yapmaya başladım yoğurdu. sütün de litre olanlarının bizim damak zevkimize daha yakin olduğunu düşünüyorum. diğer sütlerde yoğun bir şekilde yanık ve yağ tadı var. bu arada nüfusun 4 kati fazla koyun bulunan bir ülkede etin çok ama çok ucuz olmasını beklersiniz değil mi? maalesef öyle aman aman bir ucuzluk söz konusu değil. en son türkiye de 9.90'a kıyma almıştım. buradan 10-11'e alınıyor orta yağlı kıyma. 03-10-2008 (shire)

    * 10 nzd civarı şaraplardan çok memnunum. (vedat) (bu vedatta şarapçı çıktı*)

    * sitelerin sitesi, aklınıza gelebilecek hemen her şeyi bulabiliyorsunuz. ev kiralarına da bakabilirsiniz ayrıca.

    trademe
    [http://www.trademe.co.nz/ http://www.trademe.co.nz/]

    * elektronik/beyaz eşya

    dick smith electronics
    [http://www.dse.co.nz/ http://www.dse.co.nz/]

    noel leeming
    http*

    harvey norman
    http* (mobilya da satıyorlar)

    * mobilya:

    bigsave
    http*

    furniture city
    http*

    * market:

    woolworths
    http*

    ortaya karışık kıyafetten parfüme, yorgandan oyuncağa artık ne olursa...

    farmers
    http*

    warehouse
    http* (shire)

    * mobilyalar türkiye ile kıyaslandığında çok çok pahalı. (shire)

    * beyaz eşyalar çok pahalı değil. (shire)

    * etin kilosu genelde : $12-13, kıyma : $6-7, tavuk biraz daha pahalı. sebze meyve chinese vege shoplardan alırsanız ucuz (orcsun)
    .
    .
    .

    sağlık ve sosyal haklar:

    * sosyal güvenceler iyi. hastaneler parasız, ama beklersin tabi. çocuklara iyi bakıyorlar burada.
    işsizlik parası da var. (vedat)

    * yıllık izin 4 hafta. hafta sonuna düşen milli tatiller sonraki iş gününe alınıyor.

    * eşiniz hamileyse devlet size bir ebe tahsis ediyor ve hamilelik süresince bu hizmetten faydalanıyorsunuz. doğum da hastanede tam teşekküllü ve parasız. iki hafta da yatsa parasız. doğum sonrası devlet anneye 14 hafta asgari ücret tahsis ediyor.
    çocukların özel doktoru ziyaret $15, ilaçlar parasız. hastane zaten hep parasız. (vedat)

    * diyelim bir kazada bir yerinizi incittiniz. devlet sizin ihtiyacınız olacak bütün tıbbi ilgiyi sağlıyor ayrıca işten mahsur kaldığınız süreyi karşılıyor. üstüne bir de evinizin işini yapacak eleman gönderiyor. (vedat)

    * sağlık sistemi bölge doktorudur. önce ona muayene olursunuz daha sonra hastaneye. amerika dan kat be kat iyidir öğrenciler için tabi ki çünkü beleştir.(ne de olsa ingiliz sömürgesi) bölgedeki bütün adalarda buraya bağlıdır.
    adalarda yaşamayı düşünen varsa (romantik arkadaşlarımız) en yakın hastane bir helikopter mesafesindedir. (aucklander)

    * ama allah korusun ciddi bir hastalığınız varsa doktor kalitesi düdüktür(düşük demek istemiş olabilir) maaşlardan dolayı emin değilim ama avustralya da iki katı olduğu için kaliteli doktorlar orada. (aucklander)
    .
    .
    .

    :

    * mesleği olan birinin buraya gelmekte zorluk çekeceğini sanmıyorum. (vedat)

    * mesai saatleri uzun burada. bir de işverenler genelde sömürmeye bakıyor. (vedat)

    soru: yeni zelanda ya özel bir iş arama sitesi var mı? mesela kariyer.net gibi. (baron)

    http* (vedat)

    * asgari ücret 12.5 dolar. haftalık çalışma saati ise normalde 40 saat.

    kendini ezdirme, dünyaya bir kere geliyoruz. ama işini de sağlama al. (vedat)

    * buradaki mesleklerde genelde registration sistemi var. yani kayıtlı değilseniz o mesleği yapamıyorsunuz. kayıt yaptırmak için de belli başlı sınavlara girebiliyorsunuz veya ab veya commonwealth ülkelerindeki registration'inizi buraya çevirtmeniz gerekiyor. muhasebecilik, elektrikçilik, hemşirelik gibi meslekler bu şekilde. bütün bunlar yanında sağlık sektöründe de ielts'ten genelde 7 üzeri bir score istiyorlar. bu olmadan kayıt sınavına girebilirsiniz belki ama oturuma başvurmanız çok zor. (orcsun)

    soru: yeni zelanda da göçmen olarak gelip 1 yıl kadar vasıfsız islerde çalışarak, minimum hayat şartlarında geçinilebilinir mi? (denizsa)

    vasıfsız işte çalışarak tabi ki geçinilir. tabi ki şartlar biraz zorlayabilir. (vedat)

    * elektrikçi, tesisatçı, duvar ustası, badanacı, oto tamiri vs. sonra tıp alanı, eğitim vs. en öneml nokta ise ingilizce hâkimiyeti imiş.
    kendi mesleğinizin buradaki rağbetine immigration sayfasından bakın. (vedat)

    * bildiğim ve tecrübe ettiğim kadarıyla tıp alanında çok yüksek oranda elemana ihtiyaç var.
    hatta bu öyle bir boyutta ki mesela şimdi adını unuttuğum bir şehirdeki röntgen laboratuarında yeterli eleman olmadığı için röntgenleri hindistan'a vs gönderip oradan cevap alındığı bile var. tabi durum böyleyken mevcut elemanlara da yüklenme durumu da oluyor. (vedat)

    * paket ve dondurulmuş gıda sektörü baya gelişmiş durumda. her zaman da kalifiye elemana ihtiyaç var.

    http*

    adresine gidersen orada skilled migrant kategorisini inceleyin. kriterlere uyarsanız burada iş bulmanıza gerek olmadan vize almanız mümkün sanıyorum. (vedat)

    * ortalama maaş yıllık $30.000 (tabi bu vasıf arttıkça değişiyor, mesela ofis resepsiyonun da filan bu gibi ücretlerle başlanıyor) tabi bundan vergi alınıyor. 38000'e kadar olan maaşlardan %19.5 vergi alınıyor. ondan sonra %33. 60000'den sonrası da %39. bu vergi para senin eline geçmeden direk devlete gidiyor.

    adresinden başvuru yapabilirsiniz. (vedat)

    * mesleğinden hangisinde daha tecrübeliysen onu yaz. iki meslek kafa karıştırır. ama buraya gelince iki alanda da iş bulman mümkün. (vedat)

    * burada öğretmen açığı olduğunu duymuştum. benim gördüğüm kadarıyla okulların durumu güzel. hemen hemen hepsinde yüzme havuzu, çim saha, kapalı salon vs var.

    türkiye'de öğretmene gösterilen saygıyı buradaki çocuklardan beklemeyin. (vedat)

    * burada öğretmenlik yapacaksan illa ki hayat şartları hakkında tecrüben olması iyi olur. (vedat)

    soru: aşçılık bakımından ortam nasıl? akdeniz mutfağı üzerine ilgi bilgi var mı?
    oraya gelerek bir restoran yatırımı yapmayı düşünüyorum ben ,
    bu tip bir yatırımı mantıklı bulur musunuz , yada sermaye olsa siz yeni zelanda da nasıl bir iş kurmayı düşünürsünüz ? (sarp)

    * evet sarp kardeş benim düşüncelerime çok güzel tercüme olmuşsun bunu yapan arkadaşım var orada kebap ve döner işyeri açmak için gitti çok ta güzel oldu diyor tek sıkıntısı usta bulmak zormuş onuda türkiye den halletmiş ama o 2000 de gitti şimdi şartlar çok farklı (trakonya)

    * her yerde olduğu gibi burada da restoran işi tabii ki riskler taşıyor. ama işini doğru yapan tutuluyor. benim bildiğim auckland'da sahibi türk olan kebap zincirleri ve kafe zinciri var. başarılı olduklarını sanıyorum. (vedat)

    * burada da asçılık kursları bulunmakta tabi. kısa dönemli olanları da var yüksek okul olanı da var. ama çok detaylı bilgim maalesef yok.
    aşçıya talebe var tabi. özellikle kalifiye olanlarına. ufak bir örnek vermek gerekirse, benim çalıştığım mutfakta ortalama 15 aşçı çalışmakta, içlerinden sadece 1 tanesi kiwi. sanırım birşey anlatıyor bu durum. (izzet)

    * faydalı site

    http*

    (orcsun)

    * burada da it sektörü her yerde olduğu gibi elemana ihtiyaç duyuyor (vedat)
    .
    .
    .

    ev - barınma:

    * buradaki evleri bizim betonarme evlerle kıyaslayamayız bile. hele eski evler perişan durumda. 2000'lerin başına kadar yapılan evlerde sızıntı ve rutubet problemleri filan çok. nerede yaşayacağınıza göre ev fiyatları da ona göre. (vedat)

    * evlerin çoğu eski ve yalıtımsız. şehir içindeki apartmanlar ise ufacık. buranın iklimleri soğuk olmasına rağmen evlerin hemen hemen hepsi sobayla ısınıyor.
    modern evlerde bile durum budur. (vedat)

    * ev kiraları haftalık 300'den filan başlıyor (tabii aileye uygun evlerden bahsediyorum).
    bekar odaları (yani roommate filan) haftalık 150 gibi. bu rakamlar auckland'dan. (vedat)

    * ben evi parnell de tuttum stüdyo daire. haftalık 230+elektrik ödüyorum. biraz pahalı geldi ama 200 dolara ayakkabı kutusu büyüklüğünde yerde kalmaktan daha iyidir sanırım.
    (15-05-2008) (izzet)

    soru: yeni zelanda daki ev kiralama işi türkiyedekinden çok mu farklı? nasıl işliyor sistemleri? (evergreen)

    * iki haftalık kapora isterler. bir de bazı yerlerde referans istendiği de olur. (vedat)

    * türkiye'de olduğu gibi ucuz ve kaliteli motel bulamazsınız. (vedat)

    * evlerin yalıtımı berbat. (vedat)
    .
    .
    .

    internet ve tv:

    * internet servis sağlayıcıları: bütün servisler zaten telecom'un eline bakıyor. (vodafone hariç) ben xtra da denedim, slingshot ta, hatta şu anda slingshot extreme var iki ay bedava (web sayfalarındaki deal'i seçtim, öyle bir şey yok diye özür mektubu gönderdiler ve iki ay extreme bedava dediler) bu bile yavaş ötesi. reklamlarında dedikleri hızlar yalan. şimdi vodafone'a geçme hazırlığı yapıyorum tümden, ev tel dahil. (vedat)

    * internet bağlantısı için ben xtra kullanıyorum, hızından pek memnun değilim ama kullanım siniri yok (bilmiyorum hala veriyorlar mı bu sınırsız paketi, sonradan bütün paketleri sinirli download yaptılar sanırım). (okan)

    * burada tvnz (devlet tv si), tv3, c4, prime, sky diye firmalar var. tvnz çoğunlukla yerli yapımlara yer verir, bir de bbc dizileri vs. diğer kanallarda da yerli diziler, yarışma programları, belgeseller vs bulunuyor. nz on air diye bir oluşum var yerli yapımlara para desteği veriyor.
    yani sağlıklı bir tv endüstrisi var. hatta dışarıya satılan yapımlar bile var. (discovery, national geographic) (vedat)

    * auckland kütüphanesinde internet bedava. isterseniz kendi bilgisayarınızla da gidebilirsiniz. (izzet)
    .
    .
    .

    ulaşım:

    * şehir merkezinde yaşamıyorsan araba şart. (vedat)

    * stagecoach diye bir otobüs firması var. onlar illa ki gidiyordur sağa sola. ama varan turizm vs gibi güzel arabalar değiller. (vedat)

    * ehliyet kolay, sadece yazılı test aldım ben. ama new york ehliyetim vardı belki türk ehliyeti olana sürüş de yaptırıyorlardı. (vedat)

    * yeni zelanda'da içkili araba kullananların gözünün yaşına bakmıyorlar. (vedat)

    * araba ucuz, 5000nzd ye(yaklaşık 4800 tl) bir ton araba var (vedat)

    * şuncacık nüfusla bu kadar trafik, inanılır gibi değil. (shire)

    * çok uzak arkadaşlar, çookkk. nereye? tabi ki anadolu'ya. (shire)

    * şehir içi ulaşım pahalı. (orcsun)

    * otobüs fiyatları için, inanmayanlar şu linke bakabilir.

    http* (shire)

    * bir dezavantaj burda metro yok, trenler çok kotu. yani vaktinde gelen ve vaktinde ulasan bir tren dahi görmedim. ama otobüsler genelde duraklardaki o elektronik gps yönetimli otomatik saatlere uyuyorlar. genelde bir yerden bir yere ulaşımın en kolay sekli : kendi araban olması. park pahalı şehirde tavsiye etmem. benzin ucuz cidden. (orcsun)
    .
    .
    .

    eğitim:

    * arkadaşlar eğitim için geliyorsanız öncelikli konu hangi şehri seçmeniz gerektiğidir.

    *auckland da bol asyalı nüfusu vardır ve öğrenci ilişkisi kopuktur diğer yerlere göre ve diğer şehirlerden yüzde 20 pahalıdır (yiyecekte fark yok kirada) (aucklander)

    * yeni zelanda daki diğer önemli konu her üniversitede her bölümün olmaması tabi ki üniversitede ki örgencilerin sosyalitesini ve ilgi alanlarını da bu bolümler belirliyor yanı sayısal çoğunluk yere gidip aaa mal bunlar demeyin
    ama tabı o kadar yolu okumak için gidiyorsunuz bu konuyu es geçiyorum
    aotearoayla ilgilenenlerin temel sebebinin ekonomik olduğunu biliyorum bunun için ekonomiye değineceğim.

    * yeni zelanda için aylık öğrenci masrafı 1750 nz dolardır hayır minimum filan degil normal fiyattır haftalık 450 dolardır (aucklander)

    * wellıngton ve auckland hemen hemen aynı masraftır dunedın, hamılton aynıdır.
    dunedın(otago) biraz sapa ve soğuk olmak la beraber hamılton(waikato) tercih sebebidir hem aucklanda yakın hem de öğrenci profili daha düzgün asyalı sayısı daha az (hayır ırkcı degılım) gibi ve kaynaşma iyidir. (aucklander)

    * üniversite için şehir seçimi derken her bolum her şehir de yoktur. (aucklander)

    * çok kültürlü bir şehir olmanın çok da faydası var, internette bedava dil kursları bulmak çok kolay, korece,çince, ispanyolca vs vs bunları çok rahat öğrenebilirsiniz.. language exchange programları oluyor community centre'larin , siz türkçe öğretiyorsunuz karsınızdaki size kendi dilini. (orcsun)

    * üniversiteye giriş standartlarında en önemli noktalar lise not ortalaması ve dil (ielts, tofel, cambridge vs) genelde 1 senelik hazırlık programı okuyor türk öğrenciler. (muhammed)

    * http*

    university of auckland (muhammed)
    .
    .
    .

    vize:

    * benden duymuş olmayın ama yeni zelanda göçmenlik ofisi türklerin başvurularını incelerken hoş görülü davranıyorlarmış. (vedat)

    * yatırım karşılığı oturma vizesi detaylarını şu adresten bakabilirsiniz:

    http*

    en az 3.5 milyon nz doları gerekiyor. (vedat)

    * vizeye ankara'dan basvuruyorsunuz.

    iletisim bilgileri:
    yeni zelanda büyükelçiliği (ankara)
    adres: iran caddesi no 13 k4, kavaklıdere, ankara, türkiye
    vize bölümü e-mail: visaturkey@mfat.govt.nz
    tel: +(90 312) 467 9054
    faks: +(90 312) 467 9013

    vize bölümü saatleri:
    yaz aylarında (1 mayıs - 31 ekim)
    pazartesi-perşembe 13:45 - 16:30.
    cuma günleri vize bölümümüz tamamen kapalıdır.
    kış aylarında (1 kasım - 30 nisan)
    pazartesi - cuma 13.45 - 16.30

    turist vizesi başvuruları 1 haftada sonuçlanabiliyor. diğerlerini bilmiyorum. ancak su sıralar yoğunluk olduğu için çok daha uzun sürebiliyormuş. (shire)
    --

    göçmenlik:

    * ilk yapmanız gereken siteyi ezberlemek.

    http://www.immigration.govt.nz/ (mxm)

    * eğer skilled migrantta listenin içinde isen yapacağın şey, gereken bütün belgeleri toplaman. buna sağlık, sicil vs de dahil. immigration sayfasındaki bütün sayfaları hatim etmen gerekiyor. ondan sonra başvuru formunu (application form) doldurup sanırım londra'daki konsolosluğa göndereceksin. ondan sonra da bekleyeceksin. bunları yaparken de elde avuçta ne varsa satıp yapabildiğin kadar para yapman gerekiyor. (vedat)

    * buraya göç etmek o kadar zor değil. şimdi tv'de bir haberde bahsediyordu, burada 10 sene yaşayan bir insan toplumun bir parçası olarak kabul görüyor ve adam öldürme suçu işlese dahi sınır dışı edilemiyor. (vedat)

    * göçmenlik için başvuruyu ingiltere'ye postayla yapacaksın, kişisel değil. onun da artık masrafını gözden çıkaracaksın. sanıyorum oturma vizesi için rakam $500 filan, tam emin değilim. ama ıvırı zıvırı derken bir $1000 küsür gidiyor galiba. (vedat)

    * benim düşündüğüm sistem oraya geldikten sonra kalabilmek gelmek içinde en akıllıca yolu dil okulu olarak düşünüyorum! (gkndnmz)

    * senin düşündüğün yönteme ben şahsen sıcak bakmıyorum zira bu işleri dışarıdan yapmak daha sağlıklı. buraya öğrenci olarak gelip okullara bir yığın para vermek vs zaman kaybı. dediğim gibi eğer puanların tutuyorsa skilled migrant kategorisine direk ona uğraş. (vedat)

    * buraya gelecekseniz de elinizi çabuk tutun zira bütün dünyada yaygınlaşan göçmenlik yasalarına getirilen zorluklar buraya da yavaş yavaş gelecek. (vedat)

    * yeni zelanda da yapılan başvurular, aksine, buradan yapılan başvurular çok daha ince elenip sık dokunuyor diye duydum. sonra işin içine kaçak kalmak giriyor ki hoş bir durum değil. (vedat)

    soru: oraya gelmeye bugün karar veren biri nasıl başlayacak işlere? (tayox)

    * http*
    adresini hatim ederek başlayacak.. (vedat)

    soru: üniversite mezunu olmadan da göçmenliğe başvurulabiliyor mu, yada ne kadar şansım var böyle bir başvuruda? yani başvuruyu etkileyen birçok etken var ama üniversite mezunu olmamam çok fazla mı etkiler? (meric)

    * selam meriç, eğer mesleğin burada aranılan bir meslekse ve tecrüben varsa üniversite mezunu olmak şartı aranmıyor diye biliyorum.

    http*
    sayfasından puanlama yöntemine bir göz at istersen. (vedat)

    soru: başvurduktan sonra reddedilirsek daha sonraki başvuruda öncekinin reddedilmesinin etkisi oluyor mu, bu konuda bir bilginiz var mı acaba? (meric)

    * reddedilen bir başvurunun kesinlikle ikinci bir başvuruyu etkilemeyeceği. sadece detaylar aynı mı, durumda değişiklik var mı diye karşılaştırma yapıyorlarmış. yani sen ilk başvuruda mesleğini kasap yazıp ikincide astronot yazarsan olmuyor. (vedat)

    * turist olarak gelip buradan başvuru yapma tavsiyesi veremiyorum. riskli, ondan sonra kaçak kalırsın filan 10 sene beklemen gerekir oturma için. riskli derken vizeyi almak için çok bekleyebilir hatta alamayabilirsiniz. (vedat)

    * dışarıdan yapılan başarılı bir başvuru bence en iyisi. (vedat)

    * arkadaşlar bilindiği üzere yeni zelanda'da genel seçimler oldu ve sağ görüşlü parti national iktidarı eline aldı (diğer sağ görüşlü partilerle koalisyon).
    ben politika ile fazla haşır neşir değilim fakat national'ın politikalarının içinde göçmenlik yasalarında değişiklik olduğunu biliyorum.
    bu yüzden başvurularınızda elinizi çabuk tutmanızı öneririm. (vedat)
    .
    .
    .

    genel:

    * toplu taşıma olayı diye bir şey yok. (vedat)

    * ha bir de... çok uzak. her şeye. uçak parası da ona göre tabi.
    (türkiye'ye tek kişi gidiş geliş yaklaşık 2500nzd geçen sene) (vedat)

    * öncelikle yeni zelanda'yı gözünüzde romantikleştirmeyin. yoksa çeşitli şekillerde hayal kırıklığı söz konusu olabilir. (vedat)

    * burayı amerika ile kıyaslarsak burada yaşamın çok daha pahalı olduğunu söyleyebilirim. özellikle maaş seviyelerinin de orantısız olduğunu düşünürsek fark daha da artıyor. (vedat)

    * elektrikli aletlerle ilgili olarak. türkiye den getireceğiniz tüm elektrikli aletler adaptörsüz çalışmakta, yalnız fişlerde uyum sorunu var ki burada, 10 dolar civarında satılan bir transistorla o sorunu da ortadan kaldırabilirsiniz. (izzet)

    fiş konusunda haklisin o linkteki. buradan adaptör bulman kolay. 2 dolara filan bile var. (2 dollar shop). (vedat)

    soru: arkadaşlar tr den rakı getirmek istiyorum acaba h.alanından geçirebilirmiyim (forever_west)

    * bavulla gelirse sorun yok, ama emirates ile elde gelmiyor. (vedat)

    * nandos diye bir tavukcu var. (orcsun)

    * nando's u merak edenler buradan bakabilirler :

    www.nandos.co.nz/ (depeler)

    * www.kiwifm.co.nz/ (ozansari)

    ------------------------the end------------------------------

    kaynak: [http://www.yenizelanda.co.nz/ http://www.yenizelanda.co.nz/]

    düzenleme: lmss
  • yil 2014, yeni zelanda' da 5. ayim. wellington' da yasiyorum. brezilyali ve singapurlu arkadaslarla tuttugumuz evim var. ev arkadaslari super, ortam super. daire uni. ogrencilerinin kaldigi bir apartmanda, sen artik guzelligi hayal et. bize muhabbete gelen isvicreli arkadas bile eviniz muhtesem, american pie' da gibi hissediyorum sizin evde takilirken diyor. dusun artik, isvicreli adamin bile dibi dusuyor bizim ortama. dunyanin en yasanabilirler listesinde baslari ceken bu ulkede boyle bir arkadaslik ortami ve cevren var, herkes seni sayip-seviyor..

    asil sorun ise vizemin bitmesine bir ay kalmis. bu muhtesem ortami kaybetmek istemiyorum, vizenin suresini uzatmak icin her seyi yapiyorum ama olmuyor. alamiyorum vizeyi. hayatimda ilk defa depresif bir moda burunuyorum. nesem kaybolmus, umutsuzluk hep uzerimde, odadan zor cikiyorum. ev arkadaslari da farketmis, karla dedi git bir doktora gorun. senin gidisat sakat..

    turkiyedeki hastane cilesi nasil benligimize islediyse artik, en son care olarak doktora gitmek bile gelmiyor aklimiza. neyse, dedim kiz hakli yoksa tirlatcaz, bir gidelim bakalim. iste bu asamadan sonra insan oldugumu tekrar tekrar hatirladim..

    oncelikle sigortayi arayip uluslararasi ogrenci sigortasinin psikolog/psikiyatr muayene ucretini karsilayip karsilamadigini sordum, kadinin tepkisi su oldu; 'neyiniz var, benimle konusmak ister misiniz?'

    hic beklemiyorum bu soruyu. evet veya hayir de gec dimi, sana ne kimin neyi oldugundan. neyse ben saskinlikla tesekkur ettim, profesyonel yardima ihtiyacim olabilecegini dusundugum icin bilgi almak istedigimi belirttim bilgilendirdi beni sagolsun..

    sonra evin yakinindaki klinikleri arastirmaya basladim netten, bi saat falan gecti gecmedi telefonum caldi. tanimadigim numara. actim teli, sigorta danismani kadin. nasil oldugumu merak etmis, daha iyi hissediyor muyum diye aramis. vay babayin kemugune dedim, mevzuya gel. sasirdim da tabi, hastaneye gidecegimi soyledim, ilgisi icin tesekkur ettim kapadim.. soklardan ilkiydi bu.

    sonra klinigi buldum, gittim. giris yapildi falan, iki kisi var sirada. 10 dakkaya bana sira gelir diye turk usulu hesap yapiyorum kafamdan. ama orasi nz, yerler mi hic.. yarim saat oldu daha hastanin biri ilerlemedi. ben kendi kendime homurdanirken gorevli kadin geldi yanima hastanin isi uzadigi icin ozur diledi, bir kac tane dergi getirmis bunlari inceleyebilirsiniz dedi. akvaryumdan falan bahsetti gitti. bu arada burasi sadece psikiyatr klinigi falan degil ha yanlis anlasilmasin, o yuzden kibar davranmiyor kadin. benden once bekleyen adamin kolu alcida. her telden insan var yani. bizim saglik ocaklarinin gelismis versiyonu diyelim.

    neyse benim bekleme 1 saati buldu. lan dedim heralde operasyon yapiyorlar icerde. bi kisi icin beklenir mi bu kadar saat. bu arada gorevli kadin 2-3 kere gelip ozur diledi durumdan. bilgilendirdi falan. bi ara bana yazdigini bile dusunmeye basladim hani bu kadar ilgi gosterince :) memleket hastanelerinde insanlik gormedigimiz icin, garibimize gidiyor boyle seyler. bir de insan yerine konulup durum hakkinda bilgi verilince insanda sinir stres kalmiyor hatta iki saat beklesen bile calisan kadina bile empati yapiliyor, 'bunun da isi zormus be' diyerekten..

    neyse sadede geleyim bi ton bekleme ve ozurden sonra sira bana geldi. anladigim kadariyla pratisyen bir hekim bakiyor. dr. house bir durumu yok arkadasin. sordu anlattim durumu. eline kagit kalem aldi, dedemden basladi sormaya. dedim noluyoruz.. babaneme gecti, amcama, halama, teyzeme. amk adam cidden sulalemdeki onemli hastaliklari sordu, not tuttu. cekirdek ailede daha ayrintili sordu. adam hic usenmeden kalitsal olabilecek hastalik ihtimallerini hesapladi lan. vay babayin kemugune dedim yine. zaten 20 dakkayi yedi bu sorularla.

    sonra bi 20 dakkaya yakin benimle konustu, arkadaslarimdan, okulumdan, aile hayatimdan, tr deki hayatima kadar sordu da sordu, not tuttu. bu adam psikolog/psikiyatr falan degil ha tekrar belirteyim. pratisyen hekim gibi bir sey. bizim saglik ocaklarinda olanlardan.

    neyse muayene bitti, cikis islemleri, kadin yine ozur falan aciklama yapti bir ton..
    eve gittim dinleniyorum aksama dogru telefon caldi. sigorta danismani nasil oldugumu merak etmis. hastaneye gidip gitmedigimi sordu, nasil oldugumu sordu, herseyin duzelecegini falan soyledi. olm dedim nasil bir memleket lan burasi..

    vay babayin kemugune..
  • aralik ayinda denize girip, agustosda kar yagdigini gormek her ne kadar bunyeye ters gelse de yasanilasi yer. herkesin hala birbirine selam verdigi, yayanin gececegini gordugunde tum arabalarin durdugu, ise gitmek icin 15 dakika araba kullanmayi goze aldiginizda evinizin arkasindaki bahcede at besleyebileceginiz, haftasonunda atinizla kumsallara gidebileceginiz, her ne kadar spor manyagi olsalarda obeziteyle savas halinde olan, kumsaldan 10 kiloluk, tekneyle acildiginizda ise 200 kiloluk balik yakalamanizin normal karsilandigi, avusturalya'nin aksine tek bir yilanin yasamadigi, zehirli tek yaratigin kucuk bir orumcek oldugu, kucuk sehirlerinde geceleri insanlarin hala kapilarini kitlemeden uyuyabildigi, japonya'nin en buyuk 2.el oto pazari olmasi nedeniyle japon otolarini cok ucuza alabileceginiz, 16 yasinda araba kullanmaya baslayabileceginiz, universiteye basladiktan sonra neredeyse tum genclerin evlerinden ayrilip birkac kafadar ev tutarak yasayip hayatin tadini cikardiklari, yeni evli bir ciftin aldigi 4 odali evin 2 odasini kira vermelerinin normal bir davranis oldugu, futbolun bilinip-seyredilmedigi, rugby-kriket-golf gibi ulkemizde pek onemsenmeyen sporlarin tapildigi, dogal guzellikler ulkesi.
  • jeopolitik önemsizliğine hayran olduğum ülke. kudüs, roma ve mekke'ye eşit uzaklıktadır üç aşağı beş yukarı.
hesabın var mı? giriş yap