aynı isimde "yeraltı (film)" başlığı da var
şükela:  tümü | bugün
  • -"dostoyevski gerçek her şeyin anasıdır der. anasıdır ve üstündedir der. zavallı egolarımızın bile. hadi bakalım muharrem efendi, neymiş yıllardır yüzüme haykırmak istediğin şey ?"

    -"dostoyevski gerçek her şeyin anası değil, babası der. ama çok da önemli değil."
  • "kırkından fazla yaşamak ayıptır, aşağılıktır, ahlaksızlıktır. kim yaşar kırkından fazla? haydi, bana açıkça, elinizi vicdanınıza koyarak söyleyin! isterseniz size açıklayayım: aptallar, namussuzlar yaşarlar kırkından sonra.” zapiski iz podpolya.
  • --- spoiler ---

    sayın generalim ve kadirşinas yalakaları.
    şunu iyi bilin ki gösteriş budalası insanlardan,
    gösterişli laflardan,
    gösterişin kendisinden,
    nefret ederim, bu bir.
    yalakalardan,
    yalakaca edilmiş laflardan ve davranışlardan da nefret ederim bu üç.
    dördüncüsü,
    gerçeği, içtenliği, dürüstlüğü çok severim. ve dostoyevski'nin dediği gibi:
    gerçeğin, herşeyin üstünde, zavallı egolarımızın bile üstünde tutulmasını isterim.
    arkadaşlığın karşılıklı,
    açıksözlü, yalansız olanı ve içten olanı için canımı veririm. evet buna bayılırım. sayın generalim ve kadirşinas yalakaları.
    arkadaşlık hassaslık ve incelik isteyen bir iştir.
    hiçbir şekilde kabalığa, alaycılığa, özensizliğe gelmez.

    --- spoiler ---
  • "en iyisi hiçbir şey yapmamak! her şeyden iyisi, bir köşeye çekilip yalnızca seyirci kalmak. onun için diyorum ki, yaşasın yeraltı! gerçi biraz önce yerüstü insanlarını çatlayacak kadar kıskandığımı söyledim ama yine de onların bugünkü durumlarında olmak istemiyorum. (kıskanmasına yine kıskanacağım elbette ama hayır, hayır, yeraltı daha iyi elbette, daha kazançlı!) orada insan hiç olmazsa... eh!... şimdi bile yalan söylüyorum. yalan, çünkü iyi olanın yeraltı değil, başka, bambaşka, özlemini sürekli duyup bir türlü elime geçiremediğim şey olduğunu, iki kere ikinin dört ettiği gibi biliyorum. yeraltının cehenneme kadar yolu var!"**
  • yalnızlık bahçesindeki toprakların altına yerleştirdiği patatesleri bir hiç uğruna gürültüye atarken yazık etmiştir. haşlanmamış ve sert patatesleri düşüncelerindeki gürültüye atsaydı onları dağıtabilirdi belki de. dağıtıp yeni bir dünya kurar, benliğinde dilediği gibi patates ve kelime yetiştirebilirdi. olgunlaşan kelimelerden bir yığın cümle yaratır, acıkınca da patates haşlardı balkonunda. cam kırarak yeraltına ihanet etmezdi hüznün en muktedir basamağında.

    insan ve modern çağın teknolojik kuyrukları arasındaki uzayan caddede sessizliğiyle baş edemeyecek kadar kalabalıktı düşüncelerinin kıyısı. dur durak bilmeyen gemilerin sesleri virüs gibi yayılıyor, beyninin tam ortasındaki 4 numaralı zile ısrarla çalıyorlardı. evde yoktu. kapıda yolcularıyla bekleyen dev gemilere inat evde yoktu.

    hassas kalbine daha fazla dayanamayan zat, kalabalık ve dostlardan(!) oluşacak bir akşam yemeği öncesi kendi mezarını kazmış, kefene sarılmış, düğümünü düşünceleriyle atmış ve kazdığı mezara girerek toprak atacak birisini beklemiş! onca işi kendisi yapıyordu da toprağı neden kendisi atamıyordu? yeraltında yetişen bir patates bile olamıyordu...
  • onlar hep birlikte, bense tek başımayım.

    ben neden böyleyim acaba. değerli olanın farkına vardıkça neden bataklığıma daha çok gömülüyorum.

    bazen durduk yerde, en çok da bu mecburi eve dönüşler sırasında, bir olayın bütün yaşamımı değiştireceğine inanırdım.

    bir birinden karanlık yerlerde dolaşıyor; çirkin ve utanç verici olan herşeye karşı, söndürülemez bir istek duyuyordum.

    bu sayede iyi şeyler de olmuyor değildi. çamura batmanın bile bir anlamı olmalıydı.

    bu kadar tedirginliğin, bütün bu korkularımın mutlaka bir anlamı olması gerekiyordu.

    -tutku insanoğlunun en büyük gerçeği, tanrıya ulaşmanın tek kılavuzudur. (dostoyevsky)
  • dostoyevski'nin yeraltı adamındaki şiddet ve cinnet eğilimi, nihilist ve oldukça varoluşsal nedenlere dayanır. toplum tarafından kabul görmüş, ezbere hareketleri sorgulamadan kabul etmeyi kendine yakıştıramayan özgür koyunun trajedisi anlatılır. bunu trajik yapan, yalnızca benimseyemedikleri değil; benimseyemediklerinin yerine ne koyması gerektiğini bilememesidir.
    muharrem de görünürde problemli ve uyumsuzdur. ancak muharrem'in bunalımının sinematografik sembolü mastürbasyon ve alkolizmdir. hal böyle olunca da ne varoluşsal problemlerden ne de nihilist düşünceden kaynaklanan bir bunalımdır diyebiliyoruz.
    yine de ankaralı bir memur(?) hayatını ve bu hayatın sıkıcı griliğinin aktarımı açısından başarılı sayılabilir.
  • --- spoiler ---
    acı en üst sınırına ulaştığında, alçakçasına zayıflamaya, yerini daha önce hiç tatmadığım cinsten başka bir duyguya bırakmaya başladı. kendini olanca şiddetiyle hissettiren, diş ağrısına benzeyen, kısmen zevkli bir duygu. birden başıma gelen tüm felaketlerin nedeninin bu olduğunu anladım. artık değişemeyeceğimi, bunu kendimin de istemediğini, başka bir adam olamayacağımı söylüyordu.
    --- spoiler ---
  • alegorik ne kadar şerefsizlik varsa köklerini görmenin yolu yeraltı. herkesin yavaşça kendi yeraltına çekileceğini düşünüyorum. kadife rüyalar ve pürüzlü yollar. mümkünü olmayan bileşimleriyle oto-sansür sonrası dönemlerin tuhaf koridorları.

    dünyanın altında neler var acaba?
  • yeraltından notlardan aldığınız edebi zevki, zihninizde kalan estetik tadı yavaş yavaş yok eden sinemasal virüs.

    yav tamam kitap komple baz alınıp yazılmadı. ondan hareketle yazıldı. ama yok arkadaş. bu nedir yaa?
    bazı izlenimler insanın içinde kalmalı.