şükela:  tümü | bugün soru sor
  • durup durup aklıma gelen söz. sonrasında sia çalmaya başlıyor. sonra bi bakıyorum etrafımdaki oda kaybolmuş, üzerimi örten bir gökyüzü var sadece. etrafımdaki insanlar, sesler kaybolmuş, yüzüme vuran bir rüzgar var sadece. saçlarımı okşuyor usulca ve sessiz bir ıslık çalıyor bana. yan tarafımda darmadağın fotoğraflar, belli belirsiz silüetler. ama hepsi çoktan gitmiş. garip bir hüznü var bu sözün, garip bir huzuru, huzursuzluğu, garip bir mutluluğu var. yine de alıyorum elime makinemi, belki çekebilirim bu sefer fotoğrafı diye, olmuyor, it's already gone...
  • sol framede görmemle birlikte iki dakika boyunca bir noktaya sabit bakakalmama sebep olan replik.
  • izlediğim dizilerden çok fazla replik aklımda tutamam .belli başlı şeyler vardır ezberimde. onlardan biride budur.çok özeldir. çok anlamlıdır.öyle bir anda söylenir ki bu söz bir daha unutmanız cidden zordur. her fotoğraf çekildiğimde aklıma gelirdi replik diziyi ilk bitirdiğim zamanlarda.
  • ezberlenen dizi replikleri demek yavan bir tanım olur zira akla sık sık düşen sözlerden birisidir. zaten six feet under, izleyenin aklına sık sık gelen onlarca replikle doludur.
  • tanım: aradan kaç yıl geçse bile gördüğünüz anda aklınıza fisher & sons cenaze evini, fisher ailesini, brenda'yı, karakterlerin kafa karışıklığını ve haliyle tüm insani yanlarını anımsatan, izlediğim en güzel fakat ruhumu en çok yoran dizinin finaline ait cümle. [insert sia-breathe me.mp3 here] genel olay örgüsünde "timing is everything" cümlesini barındıran bir diziden, başka türlü bir final cümlesi de beklenmesi garip olurdu aslında bir bakıma.

    anlatim:

    deniz kenarında duruyorum. kocaman ve kuvvetli dalgalar çarpıyor. ayakta, elim kolum anılarla dolu halde dengemi sağlamaya çalışıyorum. gitmelerine izin veremem.
    bu durum çok garip aslında. ne olur, dünya mı yıkılır yani izin versem her şeye? daha fazla inatlaşmadan denizle, düşüversem öylece? hissettiklerimi anlatabileceğim kelimeler henüz tam yok ve dalgaların elimdekileri alıp gitme ihtimalini düşünmek bile çıldırtıyor beni. öylece duruyorum ve hatırlıyorum:

    anneannemle geçen çocukluk günlerimi, annemin hep ders çalışması gerektiği için babamla uyuduğum geceleri, oturduğumuz sitenin parkındaki diğer çocukları, kreşteyken yediğim ıspanak yemeklerini, kreşteki çarşafımın kenarına işlenmiş ismimi, belgrad ormanı'na yaptığımız haftasonu gezilerini, 939 kilometre süren ve bir noktasında mutlaka anneannemin üzerine kustuğum araba yolculuklarını, kardeşimin doğduğu günü, onu ne kadar sevdiğimi, babamın ne kadar genç, annemin ne kadar yorgun olduğunu. ekrandan çocukluk videolarımın görüntüleri akıyor. beş yaşındayım. nasıl kaprisliyim. nasıl cıvıl cıvılım. ailemin dışında bir dünya düşünemiyorum bile. aklım almaz yani. oysa şimdi onları yılda kaç ay görebiliyorum. her şey bir o kadar yeni ve geçmişte ki.. şaşıyorum. biliyorum, herkes bunu yaşadı. herkes ömründe iki aileye sahip oldu: birinin çocukları, öteki ailede ebeveyndi. ama çok saçma geliyor. yani hali hazırda zaten bir ailemiz varken, büyüyüp evlenince ikinci bir ailemizin olması.. aklım almıyor. bir daha asla 10 yaşında olmayacağım. anne babam bundan sonra hiç ilkokul alışverişine çıkmayacaklar. bu aile bitecek. ve tabi ki her ailenin bittiği yerde başka bir aile başlayacak.

    bir yerde, büyüdük. büyüdüğümde ben, eskisi gibi sevgi dolu değildim. babamın omzuna çıkıp, kafasına sarılmıyordum artık. kardeşime sımsıkı sarılıp, yüzünü avcumla sıkıştırmıyordum. annem telefonla konuşurken, kemikli ellerini dakikalarca incelemiyordum. ve bu bir kural. zamanın kuralı: dalga, o kadar güçlü ve sert ki dayanamayıp düşüyorsun denize. elinde, avucunda ne varsa, o da koca denize.. şu tarif ettiğim şeye yaşamak diyorlar. yaşamak, zamanın bizi yenmesine izin vermek demek. an'ı yitirmek. anıları yitirmek. herkesin başına geliyor. bir ben miyim? bir bizim ailemiz mi? hayır. ama kabullenmek, hiç kolay değil.

    annemi, babamı, kardeşimi sarıp sarmalayıp, o kadar çok içime koymak istiyorum ki.. kimsenin, özellikle şu güçlü dalganın ulaşamayacağı bir yere.
    ama kara parçası yok burada, her yer deniz.
  • six feet under dizisinin kalbi olan söz. göz sulandırma özelliği de vardır.
  • duydugum anda igne gibi kalbime batmis sozdur.
    bundan boyle her aklima geldiginde burnumu sizlatacak olandir.

    six feet under da cok alti cizilecek soz vardir, ama bu sanirim en agiri.
  • yer imlerine kayıtlı başlık.
    notebooktan her sözlüğü açmaya niyetlendiğimde önce buraya geliyorum. kafamda sia çalmaya başlıyor.
    o muhteşem dizinin, o muhteşem finali geliyor aklıma.
    mutluluk veriyor bu replik bana. çoktan giden anıların karelerini canlandırıyorum kafamda.
    diziyi izlerken hissettiklerim geliyor en önce. ne sevmiştim. ne sevmiştik.
    sonra tek tek hepsi. tüm dakikalar. saatler. günler. aylar. seneler.
    gülümsüyorum. çok güzeldi lan!
    https://www.youtube.com/watch?v=q0qbzx7zzbw
  • geçmişe bu kadar bağlı olan benim gibi bi insanı kat kat yaralayan cümle. tekrar tekrar dizinin finalini izlettirir. duygu durumuna göre gözlerden sıvı salınımına sebep olabilir
  • gece gece sol frame'de görünce insanı fena hissettiren replik.

    http://photos.vanityfair.com/…mrji6jy6id1qz4rgp.gif