şükela:  tümü | bugün
  • murat bardakçı'ya göre, xy kromozomlarından müteşekkil bir insan evladı.
  • âziyade.

    tüccar âbidin efendi'nin dört karısından biri olan çerkez hatice.

    //(...) devrin tanınmış ediplerinden birinin * türkçe'de bir ziyade kelimesi vardır; bunun a'sı ziyade!" diye alay ettiği âziyade ismi de oryantalist duyarlığa epeyce uygun. (...)//

    beşir ayvazoğlu ("küflerimize hayran fransız: pierre loti")

    iç. aksiyon, sayı: 270, 5 şubat 2000

    iç. "altın kapı" (makale ve denemeler), ötüken neşriyat a.ş., istanbul-2001, s. 79, 81.
  • sultanahmet'teki piyer loti'nin caddesine yakışacak isme sahip otel. o civarda kalınabilecek en düzgün otel denebilir burası için. 4 yıldızlıdır.
  • zamanında içi fransızlarla dolup taşan bir oteldi. ancak bünyesinde bulunduğu pacha tours'un mevcut pazarını kaybetmesi sebebiyle artık bir ''acente oteli'' olmaktan çıktı... şimdilerde hemen hemen her milletten insanın konakladığı bu otel, sultanahmet bölgesinde kalınabilecek en iyi müşteri odaklı otellerden birisidir kanımca.. herşeyiyle birinci sınıf bir 4* dır..

    ayrıca.....

    bu otelin en üst katında bir sabah kahvaltısı yapmak, görüp görebileceğiniz en iyi istanbul manzaralarından birini de size hediye edecektir..
  • pierre loti’nin 19. yy istanbul’unu anlattığı için önem kazanan kitabının adıdır aziyade. ingiliz zırhlı gemisi deerhound’da görevli bir teğmen olan protogonist önce selanik’e gider gemideki tüm personel gibi. ama diğerlerinden farklı olarak müslüman-doğu kültürünü tanıyabilmek için tebdil-i kıyafetle halkın arasına karışır. bunu ilk önceleri turistik bir hevesle yapar fakat sonraları içine düştüğü bu dünyayı iyiden iyiye benimsemeye başlar. arkadaş edindiği samuel isimli bir kayıkçı ile de gayet iyi anlaşır. onun yardımları ile bir çok doğu geleneğini öğrenir. tam bu arada selanikli bir kişinin hareminden aziyade’ye aşık olur. nasıl ve nerede aşık olduğunu anlayamayız ama bu aşk

    iskeletini oluşturur. bir zaman sonra görev icabı istanbul’a gelen kahramanımız biricik sevdiceği aziyade’yi beklerken istanbul’a alışmaya başlar. şehrin pera tarafından uzaklaşıp eyüp taraflarında bir eve yerleşir. ismini arif olarak değiştirir. civarda herkes onu arif efendi olarak tanır ama hakkında başka da bir şey bilmezler. aziyade istanbul’a gelince hayatı daha da renklenir loti’nin onunla devamlı buluşup hasret giderir. onunla beraber olmadığı zamanlarda uşağı ahmet ve samuel ile birlikte istanbul’u gezmeye çıkar. tabir yerinde ise, istanbul kazan onlar kepçe - köşe bucak dolaşırlar. hatta bir ara ankara’ya bile giderler.

    istanbul’da geçirdiği yaklaşık iki sene loti’nin bu şehre ve türklere alışmasına yetmiştir. bu şehre kendini tam anlamıyla vermeye çalışan loti arasıra memleketinden gelen kız kardeşi ve birkaç arkadaşının mektupları mütereddit bir adam şekilde arada kalmasına sebep olur . yaklaşık iki seneden sonra, içi kan ağlasa da loti ülkesine geri dönmek zorunda kalır. istanbul’da kalmanın tek şartı olan osmanlı ordusuna iltihakı reddeder. ülkesine döndükten bir sene sonra tekrar istanbul’a gelme şansını yakalar. fakat geldiğinde hiçbir şeyi yerinde bulamaz. ne aziyade, ne aziyade’nin kalfası, ne de kendi uşağı.. herkes bir sene içinde darmadağın olmuştur. en hüzünlüsü ise, aziyade loti gittikten sonra kahrından ölmüştür.

    edebi değer açısında çok da iyi bir metin olmamasına rağmen aziyade yazıldığı zamanın istanbul’u, şehir halkı ve daha bir çok şey hakkında bilgi verdiği için önemini yitirmemiştir. kurgu konusunda hiç de başarılı değildir kitap. baş kahramanın seyrini takip edebilmeniz için hayal gücünüzü kullanmalısınız. en başında loti, kitaptaki kahramanının ingiliz bir teğmenin günlüğünden canlandığını söyler bize. ama zamanla bu teğmenin kendisi olduğunu açık eder. bu açıktan rahatsız olmamış olacak ki düzeltme ihtiyacı duymaz. kitabı ilk okumaya başladığımızda kahramanımız herhangi bir teğmen iken bitirdiğimizde loti’nin kendisidir.

    kitabı çekici kılan, o zamana dair enstanteneler ise okuyucuya pek değerli gelir. kurgunun verimsiz halini, yazarın kafa karışıklığını unutup eski istanbul’dan manzaralarla karşı karşıya kalmanın zevkini yaşarsınız. örneğin bir eylül günü padişah’ın kılıç kuşanma merasimine tanık olur. eyüp halkının tepelere, yollara, sultanlarını görebilmek için dizilişini biraz hayretle karışık hayretle anlatır bize.

    ya da 1. meşrutiyeti kendi algı ve ağzından okuyucularıyla paylaşır:

    "birden seraskerlik tarafından top atışları duyuldu.ihtiyarlar anlamlı ifadeler ve gülümseyişlerle birbirlerine baktılar.

    “mithat paşa’nın meşrutiyet’i şâd olsun!”içlerinden biri alaylı bir eda ile eğilerek.

    bir başka yeşil sarıklı mırıldandı: “mebuslar! bir kanun-i esasi! bir zamanlar halifeler mebuslara ihtiyaç duymazdı.”

    …..

    bu top atışları, müslümanlara padişahlarının onlara bütün avrupa meşrutiyetlerinden daha geniş ve daha liberal bir meşrutiyet bahşettiğini bildiriyordu. bu ihtiyar türkler hükümdarlarının bu hediyesini çok isteksiz karşılıyordu."

    aziyade, kaliteli bir roman kategorisine girer mi? bana göre çok zor.. lakin değeri, o zamanın istanbul’unu, osmanlı’sını anlatan nadir kitaplardan olması..

    yani sanırım..
  • lise birdeyken kızım olursa vermek istediğim isim.
  • ntv yayınları'ndan çizgi roman şeklinde yeniden yayınlandı. güzele benziyor.

    louis marie julien viaud, namıdiğer pierre loti’nin yazma merakı okul yıllarında başladı. 15 yaşındayken deniz harp okulu’na gitmek için evinden ayrılıp paris’e giden loti, yalnızlıktan kurtulmanın yolunu yazmakta buldu. 1866 yılının kasım ayından itibaren tutmaya başladığı bu günlük yazarlık serüveninde hayli önemli rol oynadı. zira pierre loti, otobiyografik unsurlar barındıran hemen bütün kitaplarını günlüklerinden yola çıkarak kaleme aldı.

    1872 yılında fransız donanmasına katılan pierre loti’nin gemisi önce tahiti, ardından da senegal’e uğrar. tahiti’de kraliçe vi. pomané’nin huzuruna çıkılır. işte bu ilk seyahatte kraliyet ailesi bu genç subaya yıllar sonra yapıtlarını imzalayacağı “loti” lakabını takar.

    tahiti’den senegal’e, mısır’dan çin’e, hindistan’dan amerika’ya kadar birçok ülkeyi gezen; gördüğü yerler arasında sadece ve sadece istanbul’u “ikinci vatan” olarak benimseyen pierre loti, yaşadığı sürece yedi kez ziyaret ettiği istanbul’da bugün yalnızca yapıtlarıyla değil, adını taşıyan tepeyle de ölümsüzleşti.

    aziyade ile, bir türk asilzadesinin haremindeki o genç kadınla 1877’de karşılaştı. kısa ama çılgınca bir aşk yaşadılar. neden sonra yeniden istanbul’a döndüğünde genç kadının kahrından öldüğünü öğrendi. kalbinden asla atamadığı kadının yüce hatırasına duyduğu saygının gereği olarak 1879’da aziyade’yi, 1892’de ise fantome d’orient / doğudaki hayalet’i yayınladı.

    aziyade’den sonra ikinci romanı rarahu ya da tahiti adıyla da bilinen le mariage de loti, ardından da üçüncü kitabı le roman d’un spahi / bir sipahi’nin romanı geldi. 1886’da yayınlanan ve en beğenilen romanı pêcheur d'islande / izlanda balıkçısı ise loti’nin tanınan ve okunan bir yazar olmasını sağladı.

    kaynak: http://www.kitapyurdu.com/…sp?id=476153&sa=61021173
  • önce biraz bilgi vereyim: roman, bir ingiliz subayı olan loti'nin 1876'da selanik'e gelmesiyle başlar, 1877'de osmanlı'nın tabutuna çakılan ilk çivi olan 93 harbi'nin (türk-rus savaşı) patlak vermesi ve loti'nin arif yüzbaşı namıyla osmanlı safında katıldığı ve kaybedilen bu savaşın acı izlenimleriyle biter. roman kişilerinin yaşadıklarına ve dönemin atmosferine uygun olarak kitap ölümün zaferiyle biter. arada osmanlı, müslüman, istanbul kültürü tanınır, izlenim bazında tanıtılır, batının kuralcı hayatından bunalan bir garplının ipini koparıp ahlaki ikiyüzlülüğün müslüman başkenti istanbul'da afyon alemlerine, oğlan pazarlayıcılarına, zinaya, aşka, cinselliğe dalıp bohem bir hayat yaşaması anlatılır. görünen o ki memlekette batı avrupalı olunca her yol mübahmış, bugün de üç aşağı beş yukarı öyle.

    şimdi şahane izlenimlerimi aktarayım: tırt bir roman, bu kadar.

    o zamanların doğal tavrı olan oryantalist bakış açısı sapına kadar loti'nin içinde yer etmiş. nedir bu oryantalist bakış? kısaca, gördüğü, karşılaştığı kendine yabancı herşeyi, içinde yetiştiği kültüre göre değerlendirip nihayetinde daha aşağı, tıfıl bir kültür olarak damgalaması ve kendi üstünlüğünü perçinlemek için bir basamak olarak kullanmasıdır. doğulu olanı, elindeki çöple rahatsız edip yolunu kestiği bir böcekle oynar gibi oynadığı, arada merakla bakıp incelediği egzotik bir oyuncak haline getirmesi ve kendi kültürel kodları içinde bu şekilde nesilden nesile aktarmasıdır. kendi batılı dünyası gerçek dünya iken, geri kalan doğu hayvanat bahçesi gibi bir yerdir. orada macera yaşanır, sıkıntı giderilir, şaşırılır, sömürü yapılır vs. ancak oranın kültürü ve insanları hep aşağıdadır, küçümsenebilir, ona hayran olunabilir ama batı rasyonalizminin, teknikte ve felsefede ulaşılan noktanın yanında bir hiçtir. özetle yabancı bir kültürü (genellikle batıya göre doğuda kalan bir kültür) kendi iç dinamikleri, tarihsel gelişimi, özellikleri, toplumla ve zamanla ilişkisi babında ele almadan, bir başka ve tamamıyla farklı bir geçmişten gelen batılı kültürü mükemmellik ölçüsü olarak alarak değerlendirme hatasıdır. dönemi itibariyle oryantalizm iyi bir şey olarak kabul görülüyordu, işin rezilliği 20. yüzyılda ortaya kondu.

    neyse dönelim kitaba. kitabın en önemli yanı edebi değil tarihsel yanıdır. istanbul'da her deliğe girip çıkma özgürlüğüne sahip, yeri gelince osmanlı tebaasındanmış gibi rol yapabilen bir ingiliz subay aracılığıyla toplumsal hayat, kadın erkek ilişkileri, istanbul'un muhafazakar semtlerinden manzaralar, osmanlı'nın dağılmaya koşar adım gittiği bir dönemde ii. abdulhamit'in tahta çıkışına tanıklık gibi yerli edebiyat ürünlerinde bulamadığımız ayrıntılı tarifler, kitaptaki geri kalan herşeyden daha önemli bana kalırsa.

    kitabın adının aziyade olması, muhtemelen sadece bir pazarlama taktiği. neticede bu romanın hedef kitlesi fransızca okuyan insanlar, bunlar da batıda. doğulu, egzotik, erotik çağrışımlı kadın ismi her zaman dikkat çekicidir. kitabın içeriğine bakılınca adının "ingiliz ambalajlı bir teğmenin doğu izlenimleri ve maceraları" olması gerektiği açık. zaten aziyade barbie bebek gibi bir köşede ağlamak, şaşırmak, itaatkar bir metres olmak, gel deyince gelip git deyince giden köle olmak dışında fazla bir işleve sahip değil. kitapta da taş çatlasın 80-90 sayfa kaplıyor olmalı, oturup hesaplamadım. kitaba adını verecek kadar merkezi bir karakter değil. kitap esasen loti'nin kendini bulma arayışı, çabaları ile ilgili yaşadıklarını anlatıyor. bu baş karakterin, gerekli "düşünme yetisine" sahip batılı mektup arkadaşları (bir kızkardeşi) aracılığıyla öğrendiğimiz derin psikolojik dünyası, selanik ve istanbul'daki doğulu karakterlerde namevcut. onlar anca ipleri çekilince kıpraşan kuklalar.

    sonuç olarak türk edebiyat tarihi için önemli bir kitap ama edebi yanından ziyade, tarihsel muhtevası nedeniyle. dünya edebiyatı içinse herhalde bir önemi kalmamıştır artık. bir zamanlar kopardığı gürültü, çektiği ilgi dönemsel eğilimlerin kaybolmasıyla kaybolmuştur.
  • kasım ayında restorasyona girecek oteldir.

    restoran katındaki manzara paha biçilemezdir.
  • oryantalizm esintileri mevcuttur.