şükela:  tümü | bugün
  • dünya vatandaşlarını bir tarafa koyarak sadece türkiye'deki insanlar üzerinden yorumum: bu kalıbı kullanmayanı sanki dövüyorlarmış gibi herkesin dilinde olan söz öbeği.
    bunun gibi bir çok klişe var. örnekler gırla.

    hayatımda karıncayı bile incitmedim
    yalandan nefret ederim
    haksızlığa tahammülüm yok
    ben paraya değer vermiyorum
  • diyeni veya alenen demese de hali tavrı ile diyeni kürekle dövmek istediğim kalıp. haketmek için çalışmak gerekir bu gerzoların düşüncesi "ben daha iyisini hakediyorum ve bunun için çalışmama gerek yok çünkü güzelim, yakışıklıyım, sülalem ebesinin bilmem neresinden geliyor (ki o da bi bok değil afedersin), çünkü tek ayak üstünde dururken zıplayarak milli marş okuyabilyorum, hede hödö" .

    konu basit. dünyaya hakim düzen hoşuna gitse de gitmese de kapitalizm. daha iyisi orada, gidip almak da senin elinde. edinebilmek için çalışıp çabalayıp uğraşman gerek. hangi yolla edindiğinin de önemi yok. herkes elinden geldiği kadarıyla sermayesini ortaya koyuyor. güzelim diyorsan güzelliğini pazarlayacaksın ama o şekilde ama bu şekilde. götünü yayıp oturana ekmek yok.

    ha anlıyorum senin istediğin düzen ortaçağ krallıklarındaki gibi, sen prens veya prenses olacaksın ve herkes istediğini önüne dökecek ama sana kötü bir haberim var: ortaçağda olsak sen kral değil köylü olurdun bebişim.
  • insan ihtiyaçlarının sınırsızlığı neticesinde herkesin dönem dönem aklını kurcalar bu düşünce. görmek ve kabul etmek lazım ki biz insanlar, çoğunlukla sağlıklı ve hayatta kalmamıza yetecek temel ihtiyaçlarımızı gidermekle yetinemiyoruz artık. aklımızı çelen çok fazla unsur var.

    bu yeni düzenin gereği olarak "ben" duygusu / düşüncesi olabildiğince yoğun biçimde bünyelerimize aşılandıkça, ait olduğu toplumun şartlarına göre rahat bir yaşantı sürenlerimiz dahi kendini sonu gelmez bir hırsa kaptırıyor.

    böyle böyle de kaybediyoruz işte. verdiklerimizden çok aldıklarımıza bakarak, mutlak sahibi olamayacağımız, tükenen -çoğunlukla zarar vererek- ya da raf ömrü bizi aşan metalara gereğinden fazla kıymet vererek, aynı yolları arşınladığımız insanları kırarak, kullanıp atarak, önümüze gelen her şeyi acımasızca öğütüp tüketerek yaşıyor, zamanla biz de tükeniyoruz.

    bir yunan atasözü diyor ki, "toplum, ancak yaşlıları gölgesinde dinlenemeyeceklerini bildikleri ağaçları dikerse gelişim gösterir". *

    kendimizi "ben daha iyisini hakediyorum" diye motive edip dişlinin bir çarkı haline geldikçe, sorunun da bir parçası haline geliyoruz.

    çözüm nedir çok da iyi bilmiyorum, "yetinmek" değil elbette, "yetinmek" de toplumu farklı yönlerden vuran bir başka canavar.

    fakat bu döngünün neresinde olursak olalım, çıkarlarımızı, hesaplarımızı bir kenara bırakmak, özverili olmak ve birbirimizi anlamak için karşılıklı ve samimi bir çaba göstermek, daha mutlu bir yaşamın, daha iyi bir dünyanın anahtarıdır belki de...