axellennox

  • 3889
  • 0
  • 0
  • 0
  • 4 yıl önce

babadan azar işitirken halının desenini incelemek

her gencin başına gelir. işlediğiniz kabahatten ötürü babanızdan dayak yemişinizdir veya dayak atma gibi bir huyu olmadığından sinirini atmak için size bağırıp çağırmaktadır. parlama kısmı geçildikten sonra azarlama kısmı gelir. babanız sizi karşısına oturtur (daha sonra "hadi şimdi sktir git karşımdan gözüme gözükme" demek için belki de). zaman zaman tatlı dille, zaman zaman alevlenip parlayarak bir yarım saat boyunca sizi paylar.

işte bu sırada, boynunuz kıldan ince halde suçunuzu kabul ettiğinizi belirtircesine başınızı önünüze eğip, öylece yere bakmaktan başka çareniz yoktur. yerde de halı vardır tabi. babanız aynı uyarıları elli beşinci kez tekrar ettiği için sıkılır ve halının desenlerini incelemeye başlarsınız. soyut desenleri somut nesnelere benzetirsiniz, çiçek desenlerinde uzaylı kafaları görürsünüz ya da "vay anasını, nasıl da dokuyorlar şu halıları" diye hayret edersiniz.

işte ona geleceğim. efendim, türkiye'de halı dokumacılığı ve kilimcilik dünya standartlarının çok üstünde bir konumda gelişmişse, bunun nedeni apaçık ortadadır. yüzyıllardır babalardan işitilen azarlar, bazılarımızın halı-kilim dokumacılığına merak salmasına ve bu alanda önü alınmayan bir gelişmeye yol vermiştir.

ayrıca bu durum kimi doğu medeniyetlerine özgü bir hadisedir. çünkü doğu ailesi son derece ataerkil olup, baba kudretinden sual olunmayan mutlak otoritedir. o ne derse o olur. çocuğun söz söylemeye hakkı yoktur (bak bir de cevap veriyor!.. çaaat!!). başını eğip halıya bakar ve kararın açıklanmasını bekler.

batının bireyci toplumunda ise babadan papara yiyen çocuk hemen kendi özel odasına koşar. kapıyı kitler. baba da ne söyleyecekse kapalı kapının ardından söyleyip kös kös salona döner. gerçi zaten o evde incelenecek halı, kilim falan da yoktur ama neyse.

devamını okuyayım »
14.08.2007 22:23