loosey

  • azimli
  • mangal yürekli rişar (500)
  • 1644
  • 7
  • 1
  • 0
  • geçen hafta

ünal aysal

son açıklaması bir galatasaray taraftarı olarak bana ters gelmemiş olsa da, rahatsız olanları da anlayabiliyorum.

rahatsız olan arkadaşların çıkış noktasında fenerbahçe'nin son iki yönetiminin (ali şen ve aziz yıldırım yönetimleri) "başarı için her şey mübahtır" yaklaşımlarının ve kaostan beslenme eğilimlerinin önemli bir rol oynadığını düşünüyorum ki, bunlara aslında ben de katılıyorum. düzenli olarak federasyon ve kurumlarıyla savaş halinde olmak, medya üzerinden rakibi yıpratacak polemikler yaratmak, rakibin hatalarının üzerine mümkün olduğunca yıkıcı eleştirilerle gitmek, geçmişe baktığımızda yukarıda bahsi geçen yönetimlerin temel enstrümanları oldu hep.

bugün gelinen noktada, özellikle 3 temmuz ve sonrasındaki yönetim zaafiyeti üzerinden ciddi güç kaybına uğramış bir fenerbahçe var. görünüşe göre aziz yıldırım yönetimi, iktidarda kalmaya devam ettiği takdirde bu durum çok da değişmeyecek.

son 1 haftada, 3 temmuz sürecinden bu yana en gergin periyodlardan biri yaşandı.

önce alkış konusu ile ortalık gerildi, derbiden bir gun once fenerbahçe mali genel kurulunda aziz yıldırım artık klişeleşmiş parametrelerle ve belki de yılların getirdiği gerginlikten beslenme alışkanlığıyla galatasaray'a saydırdı; galatasaray yönetimi gecikmeden "kaale almıyoruz" mesajı verdi. arkasından derbi, maç içindeki gerginlikler, futbolcuların kavgaları ve hareketleri tartışma konusu oldu. maç sonunda yaşanan olaylarda 19 yaşında iki "çocuktan" biri mezara, diğeri hapishaneye gitti ve son olarak da ırkçılık mesajları ve sallanan muzlar tartışılmaya başlandı.

geçmişte fenerbahçe yönetiminin davranış kalıplarına baktığımızda, şu anda yaşanan durumun tersi bir durum yaşansa nasıl bir tepki verileceğini buradaki herkes üç aşağı beş yukarı kestirebilir. cemal nalga meselesinde "takipçisi olacağız" diyen bir yönetim anlayışının, 3 temmuz sürecini galatasaray yaşamış olsa nasıl bir tavır takınacağı son derecede açıktır. ırkçılık tartışmasında da kitleler üzerinden nasıl yorumlar geliştirilebileceği de yine aynı kalıplar üzerinden rahatlıkla yorumlanabilir.

aslında burada asıl sürpriz, fenerbahçe yönetimi'nin yükselen ırkçılık tartışmaları konusundaki savunma stratejisini kurarken yaşadığı zaafiyet oldu zira kimse tüm savunmanın iki tane nereden geldiği belirsiz insanın söylemleri üzerine kurulacağını tahmin etmiyordu. nitekim daha aradan bir iki saat geçmeden, fenerbahçe yönetimi şu anda kadar yaşadığı skandalların en önemlilerinden birinin içinde buldu kendini.

yukarıdaki empati örneğiyle yola çıkacak olursak, yani dün yaşananlar noktasında rolleri değiştirirsek büyük bir ihtimalle fenerbahçe yönetimi ve aziz yıldırım, bugun ünal aysal'ın söylemlerinin tam aksi yönünde hareket edeceklerdi. kısacası galatasaray'ın yönetim beceriksizliğinden, taraftarının ırkçı olmasına kadar bir çok konu, yüksek sesle tartışılacak, kulüp ve camia bir şekilde bu malzemeyle yıpranacaktı.

ünal aysal böyle davranmadı. biraz da özhan canaydın gibi birleştirici bir tavır sergilemeyi tercih etti. bunun nedenleri bence;

- batılıların algıladığı şekilde bir ırkçılığın orta vadede fenerbahçe üzerinden tüm türk futboluna bulaştırılması, özelikle niyet bu yönde olduğunda çok zor bir iş değil. konu olimpiyatlar gibi hassas bir eksende cereyan ederken bu alanda herkes sinekten yağ çıkarmak derdinde ve türk futboluna şikeden sonra ırkçılık etiketinin bulaşması orta vadeli hedefler açısından can sıkıcı olabilir.

- şu anda kaybedilecek bir şey yok. galatasaray futbol takımı bu yıl sportif hedeflerinde başarıya ulaştı. önümüzdeki yıl şampiyonlar liginde oynayacak ve maddi olarak da rakiplerine göre önemli avantajları var. şu anda içine girilecek bir kavga, bir işe yaramayacağı gibi "biz kendi üzerimize düşeni fazlasıyla yaptık" mesajını verme kozundan feragat etmek anlamına geliyor.

- aziz yıldırım yönetiminin geleceği meçhul. yargıtay kararı büyük bir ihtimalle 2013-2014 sezonu öncesinde açıklanacak ki görüntü kararın fenerbahçe'de köklü bir değişikliğe yol açacağı yönünde, bu bakımdan ortamı germenin mantıksal/stratejik anlamı oldukça azalıyor.

- geçmişe baktığımızda galatasaray gerginlikten beslenen bir kulüp olmamıştır. başarılı dönemlerindeki başkan profilleri de buna iyi bir örnektir. maddi açıdan rahat hareket eden ve marka değerini geliştirebilen bir galatasaray, sakin bir ortamda hedeflerini daha rahat kovalayacaktır zira ezeli rakibinin en önemli özelliği kendi krizlerini hiçten yaratabilme yeteneğidir.

unutmadan, ünal aysal tarz olarak bugüne kadar görmediğimiz türde bir başkan ve yaptığı hemen hemen tüm hamlelerde başarılı oldu. bugun getirdiği tek bir oyuncu üzerinden (drogba) ezeli rakibi bu kadar yıpranabiliyorsa, muhtemelen bizim düşünemediğimiz bir şeyler vardır aklında diye iç geçirmekten kendimi alıkoyamıyorum.

bence ünal aysal'ın açıklamasında muallakta kalan ve rahatsız edici asıl nokta, "muzlu eylemi" gerçekleştirenlere yönelik herhangi bir girişimin yapılıp yapılmayacağının belirsiz olması zira ırkçılığı bir camiaya mal etmek hakkaniyetli br davranış olmayacağı gibi, açık seçik ırkçılık eyleminde bulunan bir güruha göz yumulması da kulübe emek veren insanlara açısından en hafif tabirle "saygısızlık" olarak adlandırılabilir. kendi adıma, bu eylemi gerçekleştiren kişilere kulübün tüm olanaklarıyla hesap sorulması gerektiğine inanıyorum ki bu sanırım bir şekilde yapılacaktır.

ünal aysal bu açıklama yüzünden istifa etmeli yaklaşımını ise kesinlikle akılsızca ve kötü niyetli buluyorum. yapılan açıklama bir hata bile olsa (ki ben hatalı oldugunu da dusunmuyorum), geçtiğimiz 2 yıl içerisinde kulübe bu vizyonu kazandırabilmiş, çoğunluğun özenerek baktığı bir başkan böyle ucuz bir şekilde kaybedilmemeli ve hatta böyle bir olasılık dahi düşünülmemeli. yıldırım demirören ve aziz yıldırım türünde başkanların 8-15 sene arası görevde tutuldukları bir ülkede ünal aysal'a bir söylem üzerinden 2. yılı dolmadan git demek ne akıl ne de mantıkla bağdaşabilir.

devamını okuyayım »