siktir et gitsin derim ben

  • anadolu çocuğu (334)
  • 807
  • 35
  • 7
  • 0
  • evvelsi gün

makedonya

1-5 ekim tarihleri arasında ziyaret ettiğim, küçük, sevimli ve geceleri götkesen soğuğu yaşatan ülkedir. şimdi anlatayım ama yazdıklarıma göre büyük düşünmeyin. en minimali aklınıza getirin, e mi?
efenim şöyle oluyor, en başından anlatayım vizesiz olduğu için pasaport almanız yetiyor. pegasus ayirlaynsla 1 saat 10 dakika sürüyor ve büyük iskender havaalanı’na iniyorsunuz. havaalanı derken en fazla 5 uçak sayabildim. küçük çünkü minimal düşünün. mesela bir tane duty free var o da 15 adımda baştan sona geziliyor. sigara içme alanı yok.

havaalanından merkeze gitmek çok da zor olmamalı diye düşünüyorum çünkü ben ballı bir insan olduğum için uçakta bulunan türkler,* benim kankimin komşusu çıktı eve kadar bıraktılar sağ olsunlar. yol boyunca çoğunluk bozkır eşlik etti öyle belgrad ormanı beklemeyin. küçük, minimal.
havaalanından merkeze 20 dakikada rahat gidilir, kapı otobüsler ve halkbank bankamatikleri karşılayacak. üsküp’e giderken de yolda zaman gazetesinin şubeleri, adım başı halkbank, cami ve beko göreceksiniz sakın şaşırmayın.

makedonlar herhalde inanmıyorlar mıdır nedir birçok yere ülkenin adını yazmışlar. değişik.

neyse ülke bir başından bir başına taş çatlasın 4 saatte varılabilecek 3 milyon kişi barındıran minnak bir yer. aralarında makedonu, türkü, makedon türkü, müslüman türkü, hristiyan türkü, müslüman makedonu, hristiyan makedonu*, arnavutu, bulgarı, yunanı, kosovalısı… çok karışık yani. tamam biz de karışığız ama 80 milyon kişide pek anlaşılmıyor. bunlarda biraz net çizgiler var açıkçası.
ama türkler çok genelde, ya makedonca ya türkçe sesler geliyor.
üsküp meydanda harbiden büyük bir büyük iskender heykeli var. tırmanmaya kalkmayın inemezsiniz. kenarlarından sular fışkırıyor bir de gece ışıklanıyor olayı bu. bu meydanın 2 kilometre çapına yayılmış, türk çarşısı, hanlar, park, stadyum, arkeoloji müzesi, ikisi heykellerle dolu vardar nehri üzerinde üç köprü, henüz inşaat aşamasında olan üç gemi restoranı, vardar deresi'nin ortasında neden orada olduğu bilinmeyen ağaçlar, çakma beyaz saray, yahudi müzesi, rahibe teresa müzesi, hamam ve kale yer alıyor. kale güzel şehri görüyorsunuz zaten yürüyerek çıkılıyor. oradan inince de mustafa paşa cami var gidin, dua edin, sevaptır. adamlar yapmış.

şehir genel olarak heykeli ve çeşmesi bol bir yer. adamlar eski roma’ya dönmek istiyorlar belli ama biraz rio’ya da şaapmak istemişler ki bir dağın* tepesine hayvan gibi haç koymuşlar teleferikle çıkılıyor.* çeşmelerden su içiliyor. için, ölmezsiniz.
ben orada work and travel’dan tanıdığım makedon bir arkadaşın yanına kalmaya gittim. onun evden merkez yürüyerek 10 dakika. otobüse yalnızca bir kere bindik “çok uzak” dediler. 35 dakika tuttu. (otobüs derken, merkezde londra’daki iki katlı otobüsler var her nedense ama benim bindiğim bildiğin 90’ların kırmızı otobüsleri, farlar yuvarlak falan)

gittiğimiz yerin adı matka. kanyon gibi dağların arasından dere akan hoş, sakin, huzurlu bir yer. orada 1826’dan kalma st. andrew adında bir kilise var. bir de otel ve restoran var. bu kadar. kanoyla ya da kayıkla gezebiliyorsun galiba ama biz binemedik yağmur yağdı götümüz dondu.

üsküp’te ramstore diye bir marketleri var bildiğin migros amk kangurusu bile var. bir de başka bir alıveriş merkezi var* zaten orada da koton, lcwa, flormar, polaris var, marketlerinde de sütaş, eti, ülker var. yalnız makedonca yazmışlar sütaş'ın inek yamulmuş ahahhahaha. yani dışa bağımlı kendilerine özgü pek bir şey yok. çarşıda da keza yok anam yok. magnet var, pirinç üstüne yazı yazan şizolar var. sikindirik.

yemeklerine gelirsek… skopsko diye harika bir biraları var ben sevdim güzel. ajvar diye yazılan ayvar diye okunan salçalı bir sosları var kahvaltılık süper. tafçe grafçe denen kuru fasulyeleri var güzel. bozaları var bir tuhaf ama güzel. kebap dedikleri şey bildiğin inegöl köfte. rokana mıydı neydi değişik bir salataları var, rokalı mehh. bir de mini pani ve börekleri var ruhunu satarsın o derece.
ha bir de mavi fanta var la. fena değil.

bu arada yemek sonrası çay krizi tutanlar için çarşıdan* merdivenlerle yukarı bir yol çıkıyor orada bildiğin türk kahvehanesi var gidip çay içebilirsiniz ince bellide. adamlar zaten türk. biz üç makedon bir türk gittik. siparişi falan verdim ehu. starfucks ve fuckdonalds yok. burger king havaalanında var başka var mı bilmiyorum.

havası güneşte 25, gölgede -10 derece. geceleri çok afedersin bir götkesen soğuğu var insanı ağlatır. lan zaten kıç kadar ülke ne kadar soğuk olur diye düşünmeyin, ben bursalıyım ve bence baya soğuk.*
havası da pek nemli olmadığı için şahsen ben 15 dakikada bir ellerimi kremledim. siz de yanınıza krem alın ki çatır çatır çatlamayın anam.

gece hayatı hareketli. bir bara ya da puba gitmedim ama neredeyse her gece şarap festivalleri vardı onlara katıldım. bir de evde parti yaptık. çalan şarkılar preslava, azis, serdar ortaç, hande yener, athena, sertab erener* ve tarkan. insanlar iyi, sakin. içiyorlar eğleniyorlar, bu. ama geceleri soğuk. *

genel olarak pahalı mı derseniz 1 dolar = 68 makedon dinarı. yani 5 doları veriyorsunuz, parayı yağdırıyorlar cüzdan kapanmıyor. ben yanımda 100 dolarla gittim. 5’lik 10’luk 20’lik yaptırdım. çarşıda harcayacaksanız ki öyle pek bir yer yok, o adamlar da muhtemelen türktür, türkçe konuşup pazarlık yapın. ben son kalan 3 doları havaalanında harcadım. ama arkadaşta kaldım ve çoğunluğu o ödedi. o nedenle tam bilmiyirim. gidiş geliş bir ay önceden aldım bileti 385 tl.

son sözlerime gelirken eğer bir hafta kalmayı düşünüyorsanız çok bile gelebilir. her yerini gezersiniz. bana bakmayın ohrid'ye kumonova'ya falan gidemedim hepsi tembelliğimden… tekrar da gitmeyi düşünüyorum gitmeye yer kalsın istedim.

başta dediğim gibi, biraz küçük bir ülke. tabii ben istanbul'da yaşıyorum ondan şaapmış olabilirim. ama kötü insana denk gelmedim. hatta bir kadın yolda çevirip çantamı beğendiğini ve nereden aldığımı sordu. makedonca…
ben sevdim. öneririm. beklentiyi düşürün ama.

bu arada dost insan @ramesses'e de tişikkirlir:)

ha bir de yalan yanlış makedonca birkaç bir şeyler öğrendim. çok sert bir dil, bir saatten sonra baş ağrısı yapıyor ama belki işinize yarar.* siz konuşamayınca gülüyorlar. aman bırakınız gülsünler bırakınız geçsinler. siz de gülün annem fena mı :)

zdravo = merhaba
kako si? = nasılsın?
dobrasum. = iyiyim
ti kako si? = sen nasılsın?
dobro = iyi
doydi = gel
tuka = burada / buraya
minedosdigej = seni özledim
te sakam = seni seviyorum `:evet küfreder gibi. burada söylesen göte pıçağı yersin`
şto? = ne?
zaşto? = niye?
da = evet
ne = hayır
mnogu = çok
ubava/o/i = güzel (kadın) / (erkek) / (çoğul)
kakokekajej = sen ne dersen / nasıl istersen
izvinizdi = müsaade eder misiniz? izninizle…
blogadaram = teşekkür ederim
fala = sağol *
nişto = bir şey değil / yok bir şey
soprug = koca
soprugata = karı
muyot = benim
poleka = yavaş
dobranoki = iyi geceler
boje = hey yarabbim!
boje gospidi = hasbinallah gibi bişi:)

soru cümlesi kurmak basit…
ya sakam voda / kafe = kahve / su istiyorum
ne sakam = istemiyorum
sakaj voda? = su ister misin?

bir de nesneleri belirtirken…
masa = masa
masata = oradaki masa *
masati = masalar

bildiğim en uzun yalan yanlış cümle…
kakosevaşitadetsaisoprugata? = eşiniz ve çocuklarınız nasıllar?

ohalan ben baya biliyormuşum. sevmişim demek. ehu. fala.

devamını okuyayım »
13.10.2015 11:33