smax03

  • azimli
  • mülayim ama sempatik (533)
  • 3946
  • 22
  • 5
  • 0
  • evvelsi gün

ahlat ağacı (film)

yazayım yazayım dedim vakit olmadı. bir on onbeş dakikada şöyle bir toparlamaya çalışayım.

filme vizyona girdiğinin 2. haftasında gidebildim. filmle ilgili çok spoiler olmayan birşeyleri de okudum ama ana temaya çok girmedim okurken.

öncelikle birincil tespitimi credits kısmında, senaryo için nbc ve ebru ceylan'ın yanında akın aksu ismini görünce yerine oturtabildim. akın aksu ile ilgili sözlükte de bilgi verilmiş ama görmemiştim öncesinde. hemen akın aksu'ya baktığımda, filmdeki rolünü de görünce, filmin gerçekçiliği ve vuruculuğunun altında, tıpkı bir zamanlar anadolu'da filmindeki ercan kesal etkisini idrak ettim.

nbc arada kış uykusu'nu çekip büyük başarılar elde edince, yukarıdaki vuruculuğu kaybetmesine sebep olacak bir hamle olabileceğini düşünmüştüm. bunda iki gerekçem vardı. birincisi, daha önce de cannes'da başarıları olmasına rağmen, ebru ceylan ile birlikte yazdığı bir senaryoda, bugüne kadarki en büyük başarısını elde etmiş olmasının onu yine kendi orijinal hikayesini yazmaya sevk edeceğine inanıyordum.

bu arada şunu belirteyim, ben kurgu anlamında ahlat ağacı'nı kış uykusu'nun önüne, bir zamanlar anadolu'danın arkasına koyuyorum. fakat nbc cannes'dan ödülsüz döndüğü için, sıradaki filminde yine kendi hikayelerinden birine dönme hissine kapılabilir.

hikayeye girmeden önce ahlat ağacının kendisine değinmek gerekiyor sanırım. kekremsi tatlı armuta benzer bir meyvesi olan, şekilsiz bir ağaç. o kadar şekilsiz ki, kendine has bir şekli var ağacın. metafor olarak kullanılmasındaki temel gerekçe de sanırım buna dayanıyor.

--- spoiler ---

filmde kısa da olsa buna değiniliyor sinan ile idris'in muhabbetinde.

--- spoiler ---

metaforun bu ağaç seçilmesinin temelinde de, aslında hep var olan, ama diğerlerinden ayrı olan, aykırı olanın dikkat çektiği, hakkında önyargıların eksilmediği insanlar yatıyor.

--- spoiler ---

bu kısım tam spoiler olmayabilir ama yine de burada yazmak istedim. bence başrolde murat cemcir ve doğu demirkol'un olma sebebi de, biraz tipsiz olmaları. dünya sinema tarihinde de, komedi oyuncularının tipsiz olanları genelde bu tip dramalarda başarılı oluyor.

ağaç gibi tipsizler, insanların dikkatini çekecek kadar aykırılar, doğru olsun ya da olmasın haklarındaki önyargılar bitmiyor.

--- spoiler ---

gelelim hikayeye ve onun işleyişine:

--- spoiler ---

filmin kurgusunda aslında bir problem var. o da yan hikayelerin kurguya etkisi. imam ile olan diyaloglar, yazar ile olan diyaloglar filmin vurucu diyalogları. buna karşın, kız ile olan diyalog ve kızın eski sevgilisi ile olan diyalog ve kavga ise, hikayeye hiçbir şey katmıyor. yani o kadar katmıyor ki, o kadar olur. öyle ki, zaten o diyalogların tamamı filmde bir 10-15 dakika oluyor ve bitiyor. bir daha o hikayeye dönüş de yok, gönderme de yok.

vurucu olan kısımlar ise, sinan'ın ailesi ve babası ile ilişkilerinin, imam ve yazar ile olan diyalogları üzerinden değişimi. bu kısmı çok açıp, filmi izlemeyenler için sıkıntı vermek istemiyorum ama, filmin finalinde nbc'nin bugüne kadar çok yapmadığı yine de bir umut var finali, sinan'ın değişimini çok iyi açıklıyor.

--- spoiler ---

karakterlere bakacak olursak, alttaki kısım yukarıya göre ağır spoiler içeriyor notunu yazmak istiyorum.

--- ağır spoiler ---

bir kere bu filmde, önceki filmlerindeki kadar derin karakter analizleri yok. hatta sinan dışındaki karakterlerin hiçbirinde çok derine inilmemiş.

hakkında çeşitli önyargılar olduğunu bildiğimiz ama ne olduğunu anlayamadığımız bir baba var. sinan'dan sonra da ona biraz iniyoruz.

ama, anne, kardeş, hatice, onun eski sevgilisi, kuyumcu, madenci, dede, anneanne, diğer dede gibi karakterlere o kadar girilmemiş.

her karakteri dibine kadar irdele demiyoruz ama, anne ve hatice çok açıkta kalıyor. en azından onlara girebilirdi nbc.

sinan: sıradan bir okulun, sıradan bir bölümünü bitirmiş ama edebiyat aşkı olan bir genç. arkadaşı atanamadığı için polis olmak zorunda kalmış. bu detay şu anlamda önemli: bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim. bunun da atanmak gibi bir derdi yok fazla. gerçekten yazar olmak istiyor. bunun için hem kendi imkanlarını zorluyor, hem çevresine bunu hissettiriyor. ama o da çevresindekiler gibi önyargılara sahip. herkesin önyargıları vardır doğru, ama herkesinkine benzer önyargıların varsa, o zaman sıradanlaşıyorsun. o da çevresindekiler gibi babasına karşı benzer önyargıları taşıyor.

idris: filmin en ilginç karakteri, asıl hikayenin başrolü. herkese göre, kumarbaz ve at yarışı bağımlısı. film boyunca bir defa bile at yarışı oynamıyor, kumarını da görmüyoruz. tüm maaşını eşi alıyor cebinde kuruş yok. belki bir kaçış olarak, belki parasızlıktan, belki de en yakın dostu olan köpeği için, sessiz, sakin ve uzak bir köy evinde son bulacak bir hayat hayal ediyor. kimseyi önyargılarından dolayı ydırgamıyor, kendine karşı olan önyargılar dahil. hatta sinan'ın cebinden çalınan para konusunda yaptığı akıl oyunu ile herkesin yüzüne vuruyor ikiyüzlülüğünü.

yazar: belediye başkanından, madenciden, anneden, zerre farkı olmayan, ida'nın kayıp çocukları'ndan öte gidemeyen yöresel yazar.

anne: adı filmde geçiyordur illa ki ama hatırlamıyorum. ve hatırlamadığım için hiç de pişman değilim. güya ailesinin geleceğini düşünüyor, güya evinin ekonomisini yönetiyor, güya oğlunu herkeslerden çok seven o. ama nbc öyle bir darbe vuruyor ki, bir cevap ile, boş, bomboş bir cahil olduğunu anlıyorsunuz. oğlunun herşeyin en büyük mimarı minvalinde bahsettiği ve kitabını imzaladığı, duygulardan duygulara savrulan anne, oğlu o arada askere gidip gelmesine rağmen, üstelik kendisine ithaf ettiği kitabı açıp okumamış bile. hatta evde sobadan dolayı bir kısmı yanan kitapları da, çıkarmış atmış bir kenara.

kızkardeş: anasına bak kızını al. izleyici olarak bizim de önyargılarımız olmalı değil mi? bence hırsız kesin o.

imam: bağlaç. bir zamanlar anadolu'dada muhtar neyse, bu filmde imam o. hikaye onunla değişiyor. işini gücünü sürekli aksatır ama haktan hukuktan bahseder. borcunu ödemez ama motosikletini alıp getirmeyen adama laf sayar. laf saydığı adam bir işinin daha olduğunu söylediğinde "tamam işine bak" diyip arkasından laf eder. din konusunda, biraz farklı bakan biri olursa hemen susturur.

babanın babası olan dede: tipik yöre insanı.

annenin babası olan dede: elinden öpülesi dede.

nine: sevimli nine, yaşını başını almış ama dünyevi dertleri bitmemiş.

hatice: gereksiz ayrıntı.

eski sevgilisi: daha da gereksiz ayrıntı.

kuyumcu: daha hikayenin en başından baba hakkındaki önyargıları oluşturan kişi. diyaloglar kısmında yazacağım çakal esnaflık örneğini çok beğendim.

alternatif imam: bu adam, ideal dinin tarifini yapan, daha memurlaşmamış kişi. o diyaloglarda, ana imam'a "yeter lan bir sus da alternatif imam konuşsun" dedirten güzel insan.

polis arkadaş: türk polisinin özeti.

--- ağır spoiler ---

oyunculuklara tek tek girmenin gereksiz olduğunu düşünüyorum. zira nbc'nin youtube'daki, önceki filmlerindeki çekimlerle ilgili videolarına bakarsanız, onun filminde sırıtan oyuncu olmamasının sebebini net anlarsınız.

filmde çok hoşuma giden birkaç diyalog var. onları da şuraya sıkıştırayım:

--- spoiler ---

kuyumcu: babanın altın borcuna istinaden: "bak altın fiyatları düşmüşken ödesin, ben onu düşünüyorum"

sinan polis arkadaşına: "he geldim amına koduğumun çan'ına"

yine polise: polislik için "atanamayan öğretmenlerin buluşma noktası" demesi

imam'a yaptığı tüm göndermeler ve imamın hiçbirini anlamaması ve hepsini anlaması

imam: "o konuya girersek çıkamayız"

ve bence zirve için: yasak elma. aslında tüm filmi yasak elma üzerinden değerlendirsek o bile çok acayip yerlere gider. imamın çaldığı elmalar dinin yasak elması ise, ahlat ağacı da filmin yasak elması bir bakıma. yaklaşmazsan sorun yok, ama ahlat ağacı isen, bilgiye sahipsin ve dışlanmaya mecbursun.

--- spoiler ---

on beş dakika dedim bir buçuk saat olmuş.

tanım yapayım: benim tanımıma ihtiyaç duymayacak bir film.

devamını okuyayım »