spincrus

  • 10473
  • 3
  • 1
  • 0
  • geçen hafta

2015 ekonomik krizi

yalnızca ismi konmamıştır, ancak aslında çoktan gelmiştir.

turizm sektöründe olan biri olarak söyleyeyim ki, güney otelleri özellikle rusya'nın etkisi ile erken rezervasyon dahi alamama sıkıntısına girdiler. bunu bir-iki ay önce de başka mecralarda dillendirmiştim, "yerli turiste dahi ciddi indirim sağlıyorlar, tatile gidecekler erken rezervasyona yönelsinler" demiştim.

şehir turizmi şu anda ciddi oranda arap pazarı ile dönüyor. taksim/talimhane otelleri yalnızca arap turist ağırlamakta. ancak "van minüt" olayı ile zirve yapan arap turizmi, özellikle 2013'de başlayan suriye krizi ve burada türkiye'nin takındığı tavırdan dolayı gerileme mevcut. en azından döviz kurlarını dolar'a endekslemiş körfez (gcc) ülkeleri için dövizdeki değişim sıkıntı yaratmıyor, ancak petrol fiyatlarının düşüşü tabii ki bu ülkeleri de etkilemiş durumda. arap pazarında da düşüş yaşanacağı söyleniyor.

otelciler ağlıyor. şubat normalde zaten ölü aydır, ancak mart ayı da çoğu yerde kötü geçmekte. oteller iyi fiyatlar veriyor, vermek zorunda, yoksa ayakta kalamazlar. online bookingler'e bel bağlamış durumdalar. güney resort otellerinin rus pazarı nedeniyle kıvrandığını zaten söylemiştim.

bunun dışında, ekonominin kötüye gidişine istinaden üretim ve pazarlama sektörlerinde çalışan tanıdıklardan hep "piyasada para yok, tamamen çeklerle dönüyoruz" sözlerini işitiyorum. bu çek olayı türkiye'de genelde hep böyle olmasına rağmen, bu sene gerçekten nakit dönmede sıkıntı yaşanıyor. nakit akışları alt üst olmuş durumda.

yine kendi sektörüme dönecek olursam, transfer/araç hizmetleri veren şirketler hiç olmadığı kadar "abi nakit sıkıntısı çekiyorum, en azından kısmi ödeme çıkabilir misin" diye yalvarmaya başladılar. tamam, hep alacak takibi için veya ödemeleri geciktirmek için "abi para yok" numarası çekilir, normalde de herkes bilir bunun palavra olduğunu, ancak bu sene biraz ciddiye binmiş durumda ve kimin daha önce "kurt diye bağıran yalancı çoban" olduğu önemini yitirmiş durumda. yoksa 3500 tl'lik faturanın en azından nakit dönebilmek için 500 tl'sini yalvar yakar isteyen kimseler eskiden çok olmazdı.

benim pozisyonum biraz daha "peşin satan" olduğu için nispeten daha rahat. ışid olayları nedeniyle de suriye'ye olan yakınlıktan dolayı özellikle avrupalı ve amerikalı turist (hatta özellikle amerikalı diyeyim, zira daha "dünyadan haberdar olmayan ve medyadan kolay etkilenen" bir kitledir) türkiye'ye gelmekten çekiniyor.

rehberlere turizm bakanlığı'nca belirlenen baz günlük ücretlerin altında ödeme yapıp rehber çalıştıran acentelerin var olduğunu biliyorum. bu her zaman vardı, ama ofise gelen her rehber bunun telaşıyla gelip iş arıyor. hepsi cruise vasıtası ile gelen gruplara bel bağlamış durumda. kimi yazın tası tarağı toplayıp kuşadası'na gidiyor, tüm yaz orada çalışıyor. kokartlı rehberler anlayacaktır dediğimi, cruise işleri en yorucu ve can sıkan tur işleridir.

hanut (hakediş) desen, kuyum ve halı bitmiş durumda. ancak bu krizden ziyade biz acentelerin ve tur operatörlerinin kendi çirkefliğimizden dolayı oldu diyebilirim. sadece lokum, bal gibi şeylerden para kazanılıyor.

bit gibi üreyen alışveriş merkezleri bile son birkaç senedir "bize getirdiğin kafa başına 4 tl veririm" gibi şeylere yönelmiş durumda.

kapalıçarşı'da hiç siftah yapamadan günü bitiren dükkanlar var, ama bunu sırf ekonomiye bağlamamak lazım. çoğu ucuz, dandik, çakma ve hep birbirine benzeyen ürünlere yönelmiş durumda. kendi ayaklarına sıktılar. onları geçiyorum.

burada tek adam akıllı strateji izlemiş olan firma -ki çalışanına yaptıkları apayrı bir meseledir, ona girmeyeceğim- thy'dir. global bir oyuncu olma yolunda açmış olduğu rotalar ile istanbul'u bir hub haline getirmeye, uzakdoğu'dan ve ortadoğu'dan avrupa'ya istanbul üzerinden insan taşımaya başlamasalardı, muhtemelen onların da hali içler acısı olacaktı. zaten low cost airline konseptinden dolayı charter uçuşların devri yavaş yavaş kapanmaya başlamışken, yalnızca türkiye'ye gelecek turisti taşıyarak ayakta kalması düşünülemezdi bu devirde.

kısaca demek istediğim, para politikalarının yanlış yönetimi olsun, dış politikanın iflas etmiş oluşu olsun, orantısız ve vizyonsuz büyüme trendleri olsun (katma değer sağlayacak treking yolları, golf sahaları, spa/kür bölgeleri yapmak yerine kolay para kazandıracak inşaat, alışveriş merkezi vb. şeylere yönelmek) gibi devlet/hükümet eliyle olan krize katkılara ilaveten, bizim çuvaldızı biraz da kendimize batırmamız lazım. kalitesiz mal, kalitesiz ürün, kalitesiz hizmet ayyuka çıkmış durumda.

son olarak, bir başka indikatör olarak genel olarak hizmet sektörüne bakmak yeterli olur diye düşünüyorum. gerek grafik, yazılım, tasarım işleri olsun, gerek reklam, film işleri olsun, bunlara olan talebin ne kadar azaldığına ve geçmiş yıllara oranla olan iş hacimlerine bakarak ekonominin durumu çok iyi analiz edilebilir. zira bu tür reklam/pazarlama işlerine yönelik işlerin azalması, işverenlerin bu tür hizmetlere olan bütçelerini kıstıklarının bir numaralı göstergesidir. bütçe de sıkıntı döneminde kısılır. pazarlama olmazsa satış olmaz, kar olmaz, iş yürümez. ama pazarlamanın dahi bütçesi kısılıyorsa, ortada bir sorun var demektir.

türkiye'nin en kısa zamanda silkinip kendine gelmesi ve artık kaynaklarını kısa vadeli gelir elde edebileceği yerlere aktarmaktan ziyade, uzun vadeli yatırımlara yöneltmesi lazım. dış politikasını düzeltmesi, normalize etmesi lazım. para politikasına ve bürokrata seçilmişlerin karışmaması lazım.

devamını okuyayım »
05.03.2015 12:04