şükela:  tümü | bugün
  • eskiden kafanızda kalanlara geri dönüş niteliğindedir. hatırlamaya çalışırsınız, unutmuş olsanız bile. zaman artık daha fazla acı vermektedir. her gün anımsarsınız ama artık bir geri dönüş yoktur. güzel bir hatıradır eskide kalan. o ordadır hala unutulmaya çalışılan yerde.
  • bazen sadece bir zamanlarki halinizi özlemektir..
  • o birisini tekrar görme olasılığıyla ters orantılı olarak acı ya da umut verici bir şeydir.
  • zamanla delirip özlenileni karşında oturuyor sanıp, onunla konuşuyormuşcasına kendi kendinle konuşmaktır.
  • bir daha asla görmeyeceğinizi düşündüğünüz birini rüyanızda görüp sabah kalktığınızda onun ölmüş olabileceğinizi düşündüğünüzde hissettiğiniz o doruk noktasıdır.

    o anda anlarsınız ki aslında hep bir kez daha onu göreceğinizi ummuşsunuz. bir anda onu gerçekten ama gerçekten bir daha asla göremeyecek olduğunuzu düşündüğünüzde içiniz paramparça olur. o duygunun zamanla geçeceğini düşünmek istersiniz ama özlem bu. zamanla azalmaz ki...
  • öyle özlemek ki aslında,her nefes alışında genzinin yanmasına eşdeğerdir...

    her histen daha da farklı bi olay bu.insanın canı yansa daha da iyi gelir aslında...özlem duygusunun yanında ölüm bile acı biber tuz.
    bir mektubun ilk cümlesiydi adı bir zamanlar.." sevgili " !
    hem herkes bilirdi,hem herkes bilmezdi adını. baş harfiyle onu unutamadığım dillenirdi her daim.yokluğu bir yara gibiydi,gün geçtikçe kabuk bağlar,yerinden kopartmaya bir cesaret isterdi gönül.
    acıtırdı olduğu yeri,kalbimi...
    bir ismi yok aslında... yıllar önce bi soru sorulduğunda sadece baş harfini söylemiştim..gerçekçiliği aşikardı.

    aslında benim hikayem bir varmış bir yokmuşla başlamadı.sadece yokluk vardı bende..
    bir yokmuş ve yine bir yokmuş...
    2010'un mayıs ayları gibi bişeydi,bir anda tutukluk boy göstermişti içimde..
    her nefes alış onun için yaşama sebebiydi sanki.adı mutluluk,varlığı göz bebeklerinde oluşan bir damla acı gözyaşıydı.
    arada olan şey sadece zaman değil,nitekim kilometreler idi. 400 km!
    2 farklı insan,2 farklı şehir,2 farklı okul ama yalnız başına atan bir olmuş tek bir bütün olan kalp!

    istanbul - eskişehir arasında mekik dokunan onca hayal..
    ve sonra hayatımı değiştiren bir kararla,hayallerin gerçek olması...
    ve herşeyi bir kenara bırakıp,hayatımdaki belki de tüm kararları yok edip gittim yanına..
    bir yanlış anlama,bir ansızın düşünüp sonunu hayal edemeden oluşan kırgınlıkla ayrıl düşmek hayallerin ortasında...kokusu değmemişken bile burnuma.

    bir rüya ile gerçekleşmişti oysa ki tüm bu duygular. bir şişe içerisinde duran sarhoş edici bir sıvı,ve onun tadından öteye bile gidemeyecek olan bir tatlı tadından ziyade bir rüya.
    başka tenlerde onu aramak yıprattı benliğimi aylarca.
    kayboluş manasına gelen bir ruhun erimesi gibiydi aşkı içimde.her yastığa baş koyduğumda bembeyaz tavanda gülen yüzüyle aydınlatmak kararmış ve parçalanmış olan yüreği.
    her nefes alış,hıçkırık tutmuş bünyeyi susturmak gibi zordu bir nevi.. onsuz her saniye yıllar gibiydi,onsuz her sessizlik bir kalp atışı suskunluğuydu mesela.

    zordu zaman geçişi...

    bir cappuccino eşliğinde yeniden alevlendi duygular...
    sanırsam 25 haziran gibi bi gündü,belki de zevk aldığım son sigaramı içmiştim o akşam,izmaritini hiç sevmediğim şekilde kırmızı kupanın içine atmıştım.son kalan 2 yudum bulanmıştı içerisinde.
    tadını ilk defa o gece almıştım...
    aylarca süren o büyük hezimetin acısını pamuk gibi yumuşak,cennet kokan dudaklarında geçirmiştim...
    sahi o ne güzel bi andı.filmlerdeki gibi bir anlık el kol hareketlerinden savunma ve vucudun asla hayır diyemeyeceği bir pozisyonda dudakların birleşmesi.
    cappuccino tadı gelmedi bile.sigara kokusu bile yoktu genzimde..

    kokusunu ve tadını ilk defa o gece saklamıştım kalbimin en ücra köşesinde.
    sonra bi ara sigarayı bıraktım ben. o gece sigara kokan bedenim ona eşlik etmişti nasıl olsa.başka bünyede o kokuyu hatırlatmak mantıksızdı. benim kokum o gece sigaralıydı halbuki.başkasına vermemekti o kokuyu aslında.ben onunla o gece sarılıp kokmuşken nasıl verebilirdim ki bir başkasına kokumu?
    "nefes bile almadan seviyorum seni "... o gece bu şarkı çalarken gözyaşları aktı susuzluktan kurumuş dudaklarıma,tuzlu ve acılıydı geçen onca zamanın arkasında...
    kokusu ayrı güzel,dudaklarının tadı ayrı bir unutulmazdı...
    sıcaklığı narindi,kalp atışlarını ilk defa göğüsümde duymak nasıl bir duygu bunu anlatamam bile...
    yıllar süresince denk gelen onca kişiden apayrı bir hazi apayrı bir zevkti onunla yaşanan...

    geçen unutulmaz onca zamandan sonra yine bir ayrılık... bitmek bilmeyen özlem duygusu...
    martıların çığlığını bilirmisin sen? belki bilmezsin ya hani,adamın içini bitirir resmen. gün batışında bir kaya üzerinde otururken duyarsın da kaybolursun ufukların en parlaklığında.
    senden bir anı gelir de aklıma ya eritirse içimdeki lavları,beyaz çitli bir parkın yeşilçimlerine uzanmışken sırt üstü.bulutlara anlam verip,adının baş harfi gibi gerçekçiliğinde kaybolmaktan hayatta.

    bir kelebek olmak isterdi gönlüm,benimleyken hislerin uyandığında içinde uçuşan.ömrü bir günde olsa,ömrünü ömrüme adamak.
    terimizin karıştığı o andaki gibi sıcak ve içten adeta...

    hiç birşeyden korkmuyorum da,ya eğer birgün tadını başkasında bulursam ?

    -tiramisu-beyaz şarap hikayesi-
    *2010
  • zamanla aşılabilir olup olunmadığını deliler gibi merak ettiğim.
  • birini uzaktayken ozlemek iyi de, yanindayken bile ozlemek, iste en cok o koyuyor.
  • insanın nefes alırken genzinin yandığı, suratın ağlamakla gülmek arası bir yerde sıkıştığı, anıların film şeridi gibi göz önünden geçtiği içli hadisedir.
  • bazen bu duygunun ne kadar yoğun ve şiddetli olabileceğini bilemezsiniz; ama bir gün fazlasıyla yoğun bir şekilde içinize yerleşebilen bir duygudur.

    özlediğim kişi daha giderken onu özleyeceğimi biliyordum; ama bu kadarını asla beklemiyordum.

    birlikte geçirdiğimiz son geceyi hatırlıyorum da gerçekten bütün bir akşamı ve geceyi ve hatta sabahı birlikte geçirdik. ona yanına geleceğimi söz verdiğim halde gidemeyeceğimi biliyordum sanki de ne kadar vakit geçirirsek o kadar iyi diye biraz daha vakit geçirelim istedim. biraz daha hep dolaştığımız yerlede dolaşalım, biraz da hiç gitmediğimiz yerlere gidelim. en sevdiğimiz içkileri içelim; hiç bilmediklerimizden deneyelim. biraz söylenelim, biraz fazla gülelim. yapabileceğimiz kadar dedikodu yapalım. hiç yapmadığımız bişi yapıp dans edelim. ve tabii ki sarhoş olalım.

    sabah 5 buçukta eve döndüğümüzde ne kadar yorgun ve sarhoş olduğumu hatırlıyorum. tamamen tükenmiştim. yani banyoya gidip yüzümü yıkayıp aynaya baktığımda ne gördüğümden emin değilim; ama suratımı görüp şok olup fuck me dediğimi anımsar gibiyim.

    sonunda biraz toparlandığımı düşünüp onun yanına döndüm. biraz daha konuşuruz diye. ertesi günümün yüzde %90'ı zaten yolda geçecekti, günlerdir zaten uyumuyordum. fazlasıyla yorgundum ve en önemlisi ben gece uyuyan bir insanım. yok o gece biraz daha vakit geçirebilirdik.

    çok net hatırlamıyorum. sadece biraz daha konuşup yanyana sızdığımızı hatırlıyorum. sonra sabah saat 8'de zorla uyandığımda evdeki diğerleri tarafından dalga konusu olduğumuzda bir şeylerin beklediğim gibi olmayacağını anlamalıydım; ama kafam çok güzeldi ve uykusuzluktan ölüyordum. tek yapabildiğim salak salak gülmek oldu.

    gece sızdığımızda el ele tutuşup uyumuşuz. yani kimse de bizi kaldırmamış; tek yaptıkları sabahında dalga geçmek oldu. ve durumu ciddiye almadım; aslında en son ne konuştuğumuzu da bilmiyorum. çok büyük ihtimalle duygusal bişilerdi...

    neyse şimdi ise onu özlediğimi hissediyorum. ve son akşam bi altı yapamayacağımız şeyleri yapmaya çalıştık. fakat şimdi hep gittiğimiz bir kafeye gittiğimde sevdiği bişiler yediğimde böyle bir eksiklik var. ya da bir şey duyuyorum ve onunla gitmemiz gerekirdi diye düşünüyorum. yani tabii ki depresife bağlayıp her şeyden elimi eteğimi çekmedim; ama onun eksikliğini hissediyorum. ve yaptığım yeni şeyleri bi kenara yazıp döndüğünde onunla da yapmalıyız diyorum.

    ve gitmeden önce iyi arkadaş olduğumuzu biliyordum; ama bu kadar yakın olduğumuzu anlamam için uzakta olması gerekiyormuş meğer. neredeyse her şeyimi anlatıyormuşum, ya da haftanın yarısını birlikte geçiriyormuşuz bir şekilde.

    sonuçta birini özlemek genel olarak hüzünlü bir duygudur. yanınızda olmasını istersiniz. mesaj atarsınız saatler sonra bir cevap gelir, siz saatler sonra geri dönersiniz, arada facetime yapıp son olanları paylaşır. biraz hayal kurarsınız gelecek ile ilgili.

    ve tabii ki tekrar görüşeceğiniz günü beklersiniz.