şükela:  tümü | bugün
  • bu takım taraftarları shakhtar donetsk, metalist kharkiv, cluj, braga, hapoel tel aviv gibi örnekler varken hala tecrübe kazandık diye avundukları sürece türk futbolu, marka değeri, züper lig, türklerin ayak sesleri filan hikayedir aga. hala mesut özil e türkiye yi seçmedi diye söverken, adam ispanya da osursa manşet yapan bir zihniyet var bu ülkede. adamın alman olduğunu kabullenemeyip ıslıklayanlar var. guti, quaresma, niang, baros gibi isimleri kasap havası taktiğiyle biçip sakatlayarak anadolu devrimi yaptığını sananlar var. "bizans" ın lokomotifi olmadığı bir yapısal dönüşümün hiçbir halta yaramayacağını görmemekte ısrar edenler var. bir kere şampiyon oldum diye 5 büyükler havasına girersen, trabzonun 4 büyükler kavramının ortaya çıkmasını sağlayan tarihini incelemeyip haksızlık edersen, avrupa da böyle eline verirler işte, eve dönüş biletini.
    biz* gittik 8 yedik 6 yedik 5 yedik, ama barcasını, chelsea sini, marsilyasını, liverpool unu en beklenmedik zamanda yenmesini de bildik. keza, galatasaray kendi evinde 5 yedikten sonra gitti uefa kupasına uzandı, çeyrek final, prekazi, monaco, bilbao, milan, real madrid, bunları yazdırdı galibiyet hanesine.
    fenerbahçe tur atladı, çeyrek final yaptı, sevilla, inter maçlarını yaşattı. o sıralar malesef trabzon rum kesiminin kasaba takımlarına elenmekle, bursa da kendi mallığıyla düşüp beşiktaşa mal ederek masturbasyon yaptığı 2. lig de sürünmekle meşguldu.

    o yüzden 3 büyük istanbul takımını yok sayarak gidilebilecek nokta burdan çok ötesi değildir. tıpkı, alman futbolunda bayern münih i; italya da milan, inter, juventus u; ispanyada barca, real, atletico, valencia dörtlüsünü, adada manchester, arsenal, liverpool, rangers, celtic i yok sayamayacağımız gibi.

    sen hem bizans dediğin takımların avrupa daki rezilliklerinden dem vurup hem de onların müsvedde yaptığı futbolculardan aynı alanda başarı beklersen, ben de bizanslı olarak sen fark yiyince götümle gülerim arkadaşım. wederson la ömer le sercan la ne bekliyordun ki farklı olarak?insan bari defansa taş gibi bir yabancı alamaz mı? türklerin pozisyon alma ve temel savunma konularındaki başarısını(!) bilmiyor muydu adam gibi adam ertuğrul hoca? 5 maçta da 5 yeseydin ama schuster i haklı çıkarmasaydın keşke be hoca. bu vizyonla müstehak valla bulunduğumuz yer.
  • küme düşmesinin sebebi, ibrahim yazıcı'nın vefatından sonra belediye tarafından inşa edilen yeni stadyum sebebi ile ak parti ve ona bağlı büyükşehir belediyesinin kucağına oturtulmasından doğan yönetim kaosudur. ibrahim yazıcı'dan sonra gelen her başkan bursa büyükşehir belediyesi başkanı, ve tayyip'in asker arkadaşı recep altepe'nin altında ezildi. ak parti bursaspor yönetimine sızdı ve kulüp iç işlerinde bağımsızlığını kaybetti. istenilen yapılamıyor, yapılanlar istenenler değil.

    erkan körüstan diye bir adam başkanlığa geldi. cristoph daum'u ve onun geçmişte çalıştırdığı ne kadar ipsiz sapsız adam varsa kadroda topladı. berbat bir yönetim, berbat bir teknik kadro, berbat bir futbolcu kadrosu ile bugünlerin tohumlarını ekti.

    sonra recep bölükbaşı başkan oldu. kulübe önce fernandao, sonra da şenol güneş kazandırıldı ve kaliteli bir teknik adamın nasıl "sıradan" bir kadroya bile dehşet verici bir hücum futbolu oynatabildiğini tüm türkiye gördü. ancak recep bey hunharca kasadan yiyordu ve kulübün her gün gitgide açılan mali açığından çok rahatsız olan şenol güneş kaçtı. mali açık da kulübün o sezonki başarısının 4 temel futbolcusunu satarak(fernandao, ozan tufan, volkan şen, şener özbayraklı) kapatıldı... mı? hayır! aksine recep bey gitti, akla mantığa sığmayacak pahalılıkta futbolcular(balasz dsudszak) transfer ederek kasanın amına koydu.

    plansız düzensiz harcanan paradan hayır gelmez. sırf "kariyeri var" diye rasgele alınan bir avuç dolusu futbolcudan ertuğrul sağlam bir cacık yaratamadı, akabinde ilk yakılan ertuğrul oldu.

    sonra başkan değişti ve ali ay ile hamza hamzaoğlu geldi. hamza altyapıyla sinerji içinde çalışıyordu. anlık başarıya değil, inşa edilen ve zamanla olgunlaşan başarıya inanıyordu ve ona yatırım yapıyordu. ancak eldeki kadronun bokluğuna kendi yanlış transfer tercihleri(bilal kısa, merter yüce) de eklenip üstüne kimi futbolcular disiplinden kopunca(deniz yılmaz, yonathan del valle), eldeki tek altın değer pablo martin batalla da bir noktadan sonra tüm yükü tek başına kaldıramaz oldu ve ardından çöküş geldi. ilk yakılan tabi ki hamza oldu.

    hamza'nın yerine adam bulamadılar. buldukları, kariyerindeki en büyük başarı ertuğrul sağlam'ın bursaspor şampiyonluğunda yardımcılığını yapmış olan mutlu topçu oldu. adamla anlaşmadan önce bir kariyerine bakmak gerek, gaziantepspor'u ne hale getirmiş bir farkına varmak gerek. ama yok. burunlarının dikine gittiler, facia büyüdükçe büyüdü.

    ardından adnan örnek'i bu ağır yükün altına soktular, o da tüm gayreti ile batan gemiyi yüzdürmeye çalıştı. ama geminin batmasının esas sebebi içindeki mürettebatın kendisi ise, dünyanın en iyi kaptanı bile onu yüzdüremezdi.

    futbolcular oynamak istemiyor. birçok yabancı futbolcu türkiye'deki sosyopolitik olayları bahane ederek gitmeye yer arayıp futbol ile ilgilenmez olmuştu. bu da sahaya yansıyınca, zaten sabıkalı olan taraftar bu özverisiz futbolculara tepkisini daha da barbarca yaparak otobüslerini bastı, bıçak çekti. işte o zaman kayış koptu.

    ne iş yaparsam yapayım, benim işyerimde bana herhangi bir saldırı olursa anında defolur giderim.

    bursaspor'un teksas grubu, afedersiniz hayvandır. modifiyeli tofaş'a binip lamborghini gibi ses çıkarsın diye şehrin amına koyan gürültü kirliliğini yapan maganda tiplerdir. hepsi oto yan sanayi işçisidir bunların. koyu ak particidirler. düzenli bir hayatları yoktur dolayısıyla bir futbol kulübünü hayatlarının merkezine koyarlar.

    sırf bir kimlik olsun diye beşiktaş'tan nefret ederler. ben bursasporluyum. ve açık olmak gerek, bursasporun fanatik taraftarının beşiktaş nefreti o 2004 senesindeki küme düşme olayını çoktan aştı. o hadise, sadece bir "varoluş sebebi" yaratmak için kendi kendine ortaya çıkmış bir katalizör haline evrimleşti. bursasporluluğunu beşiktaş nefreti üzerinden yaşayan tipler var bu şehirde artık.

    dolayısıyla çürük ve içine zehir kaçmış bir yönetim, kötü futbolcu transferleri ve en kötüsü de iğrenç bir taraftar grubu, bu kulübün hep beraber bu duruma düşmesinin başlıca sebepleri oldular. kendi kendilerini yaktılar.

    daha önce birinin dediği gibi, 16 maçın 12'sini kaybedince bursaspor düşmesin de ben mi küme düşeyim? her koyun kendi bacağından asılır. adnan örnek'in dediği gibi bu kulübün bir şoka ihtiyacı var, tek panzehir bu. o panzehir de, küme düşmek. ayağa kalkabilmek için önce düştüğünü kabul edeceksin.
  • dangalaklık ve cahillik nasıl harmanlanır görmek isteyen şöyle buyursun:

    (bkz: bursaspor/@haldun akyol)

    --- spoiler ---

    değil türkiyenin dünyanın en büyük takımı olabilecekken küçük olsun benim olsuncu kafa yüzünden sürünen kulüp.

    --- spoiler ---

    gerçekten ithamda ya da benzetmede bulunmak istemiyorum ama yazmak zorundayım; bu kafanın ülkesini ve reisini dünya lideri zanneden akp'liden farkı yok. dünyada futbol bi' yağlı güreş, curling seviyesine inmedikçe herhangi bir türk takımı dünyanın en büyüğü olmayacak, değil dünya'nın avrupa'nın 2. sınıf şampiyonasının bile en büyük takımı olamazsın, ezer geçerler. ki avrupa'nın en büyük kupasını kazanmakla bile en büyük avrupa kulübü olunmuyor, asıl olan kalıcılık ve belli bir seviyede devam edebilmektir. gs örneğinden bunun başarılamadığını gördük. ben büyüğüm demekle dünyanın en büyük takımı olsaydı sezonda çeyrek milyon forma satamayıp 30'ar milyon taraftarı olduğunu iddia eden 3 büyükler çoktan olmuştu.

    --- spoiler ---

    ve bu şehrin futbol takımı sürünüyor. akhisar, alanya, beşiktaş gibi ilçe takımları, fenerbahçe, kasımpaşa gibi mahalle, galatasaray gibi lise takımları bile bursasporun üzerinde ligi bitiriyor ve bursalılar bundan gocunmuyor, neden biz bu hallerdeyiz diye sormuyor.

    --- spoiler ---

    bak burası çok tatlı. paşamız bunlar ilçe, semt ve hatta okul takımı; nasıl olur da şehir takımının önünde olurlar diyor. önceki paragrafta da bursa'da sanayi olmasına değiniyor; aklı sıra bursa'dan bi' liverpool, dortmund çıkaracak. güzelim, bursa'da sanayi varsa gebze, kocaeli, manisa, eskişehir'de de var ve bunların hiçbirisinin takımlarından bir cacık olduğu yok, acı ama gerçek. öyle almanya'daki bayernli bmw, mercedes; saksonyalı volkswagen kullanır olayı yok türkiye'de. bu ülkede ayvalık'ta zeytin yağı üreten işletmeci de, samsun'da balık işletmesi olan iş adamı da, manisa'da televizyon toplayan fabrikatör de istanbul'a çalışır. resmi olmayan rakamlarla bu ülkenin çeyreği istanbul'da yaşıyor.

    --- spoiler ---

    eğer kulüp satılmazsa solcu kafa yüzünden gittikçe daha da batağa sürükleneceksiniz. zaten borçlu olan kulüp soyguncu yöneticiler ve siyasiler tarafından iliğine kadar sömürülmeye devam edecek. oysa derdi para kazanmak olan bir iş adamı asla parasını çaldırmaz, dandik futbolculara para kaptırmaz. başarılı olmak için var gücüyle çalışır. o parasını kazanır, siz de şehirinizin takımının başarısı ile övümüş olursunuz. yoksa 50 senede bir gelecek şampiyonukla kendinizi avutmaya devam eder alt liglerde sürünürsünüz.

    --- spoiler ---

    buraya bayıldım. hali hazırda kapitalist çarkın kör topal dönmesini sağlayan bir kulübün satılmasının solculukla sağcılıkla ne ilgisi olduğunu anlayan varsa beri gelsin. günümüzde başta bursaspor olmak üzere türk kulüplerinin menajer ve kulüp yöneticileri tarafından söğüşlenmesi niçin solcunun doğrudan ilgi alanına girsin ki? şayet bu kulüplerin transfer, sözleşme, maaş ve sponsorluk gelir ve giderlerinin kişiler arasında kırışılmasına bir ad koymak istiyorsan cahilim, çok arama, buna literatürde middle eastern capitalism denir. etkin bir denetim mekanizmasından yoksun, yetkili organlarla çıkar ilişkisi içerisinde bulunan, yetkisi bol, sorumluluğu olmayan kuruluş ve hatta devletler bir süre sonra öyle ya da böyle batar. bunun sol ya da sağ ile ilgisi yoktur.

    satılma konusu açılmışken, öyle bir algı var ki şirketleşmiş kulüpler uçacak, kaçacak, kalanı da sürünecek deniliyor. e bakalım o zaman;

    - 4 büyükler: uzun zamanda beri anonim şirketi kimliğindeler. ne uzadılar, ne kısaldılar, bir tanesi avrupa'da 2 kupa aldı, diğer üçü çeyrek final, yarı final, namağlup grup liderliğiyle övünüyor. tarafsız bakış açısıyla yaklaşırsak bi' yol olmamış kısacası.

    - göztepe: şirketleşeli epey oldu, doğrudan para girdisiyle üst liglere çıkmayı başardılar ama "profesyonel" yönetimin becerisiyle bu sezon ligde zor tutundular.

    - başakşehir: ülkede görüp görebileceğini en "profesyonel" kulüp; ibb'nin bünyesinden ve çevresinden gelen sponsorların siyasi baskıyla akıttıkları sponsorluk gelirlerine karşın yıllardır yerel bazda bile bir kupa kazandıkları görülmemiş. edirne'den ötesi zaten şaka gibi.

    - kasımpaşa: bir başka siyasal asansör takımı, geçiniz.

    daha epey şirketleşmiş türk kulübü var ama başarılı olmuş bir örnek yok.

    satılma konusunda uluslararası örneklere bakalım:

    - monaco: rus milyarder dmitry rybolovlev tarafından satın alındı. takımın sahibi 2018'de tutuklandı. takım fransız liginde düşme hattının bir basamak üstünde.

    - malaga: katarlı iş adamı abdullah al thani tarafından 2010'da satın alındı. epeyce pahalı transfer ve sponsorluk anlaşmasına karşın başarı gelmedi, takım 2013'te uefa'da avrupa kupaları yasağı yedi. 2019 itibarı ile kulüp alt ligde.

    - 1860 münchen: kulübün hisselerinim %49'u 2011'de ürdünlü hasan abdullah ismaik tarafından satın alındı. 2014–15 sezonuna bundesliga 2 şampiyonluğu hedefiyle çıkıp sezon sonunda playout oynamak zorunda kaldılar ve elenerek 3. lige düştüler. ne var ki kulübün baş hissedarı ismaik kendisine bundesliga düzenlemeleri uyarınca kulübün çoğunluk hisselerinin verilmemesini bahane ederek 3. lige katılım ödemesi için kaynak sağlamayı reddetti. son ödeme tarihini kaçıran 150 küsür yaşındaki kulüp bölgesel lige düşürüldü. takım şu an 3. ligde.

    yani neymiş akıllım; öyle şirketleşmeyle, kulübü satmayla olacak işler değilmiş bunlar. sen dernek iken ve pek çok yasal yaptırımdan uygulamada muafken ve onca yüksek bedele satılan oyunculara karşın ligden düşüyorsan, kulübü çapsızın tekine sattığında 3 sezonda amatörü boylarsın, sonra da kapanırsın. uefa'dan ffp yaptırımları gelinceye kadar aziz yıldırım fb'nin bilfiil sahibiydi, parayı bastırıyordu, çalıyordu düdüğü; kaç kupa kazandı futbolda? avrupa'da ne yapabildi? yurt dışına sattığı oyuncuların toplam değeri neydi? geçin bu işleri...
  • 3 sezondur düşmek için uğraşıyorlardı sonunda amaçlarına ulaştılar. trabzon maçı vermeseydi iki sezon önce düşeceklerdi. bugün göztepe’ye yenilen takım kankileri ankaragücü değil de başka bir takım olsaydı ezeli düşman ilan etmişlerdi ama şimdi laf da edemiyor sürüngenler. amatöre kadar yolunuz var beter olun.
  • çok değil daha 4 ay önce, 21 ocak 2019 bursaspor fenerbahçe maçı nda "fenerbahçe kümeye" diye tezahürat yapan taraflarına sevgilerimi gönderiyorum.
    seneye birinci lig'de başarılar.
  • "siz orada sadece beşiktaş'ı değil, anadolu'nun makus talihini de yendiniz."
  • tüm varlık sebebini beşiktaş düşmanlığı üzerine kuran kulüp.
  • o dinlenme tesisinde ailesinin yanında dövdüğünüz beşiktaş taraftarının ahı çıkar umarım. hakettiğiniz yer 2. lig değil amatör lig. ilahi adaletin yerini bulması dileğiyle...
  • ıstanbul-hegemonya, kadının ev içi emeği, bunlar etkili güzel kelimeler.

    seneye kurulan fişek gibi kadro, 3 maç kaybedince taraftar tarafından dövülecek futbol takımı.

    yapılan işten, ne kadar para kazanılırsa kazanılsın "emeğe" saygı duymak gerekir.
  • o degil simdi haftaya yeneriz bunlari kirk yil siz yendiniz ondan kume dustuk diye bize kin tutarlar.