şükela:  tümü | bugün
  • big bang teorisine göre, evren kütleçekimin etkisinde şekilleniyor ve madde evrene eşit dağılımlı olarak yayılmaya ve genişlemeye devam ediyor.. ancak kütleçikimi gibi sonsuz erimli ve ondan binlerce kat güçlü elektro manyetizma gözardı ediliyor.. (bkz: plazma evren modeli) (bkz: plazma) (bkz: olbers paradoksu)
  • televizyonda yayın yokken oluşan karıncalı görüntünün bu patlamanın yankısı olduğu varsayılıyormuş.oha diyoruz çünkü patlama 13 milyar yıl önce gerçekleşmiş..ayrıca patlamada meydana gelen yayılımın dış yüzü gelecek ,sınır şimdiki zaman ve iç kısmı ise geçmiş zamanmış..yani zaman kavramı big bang ile başlamış..
  • evren'in sifir olcekli bir faktore denk dusen baslangic evresi.
  • 0 ile 0,1 saniye arası disinda her hareket bilimsel olarak hesaplanmistir fakat o 0 ile 0.1 saniye arasi ne vardi, ne oldu bunu kimse bilemiyor.
    benim gorusume gore tanri ordaki starter gorevi goren "sey" di...
  • scary movie'de filmin basrol erkegi ile basrol kizinin sevisme sahnesinde erkegin bosalmasi da büyük patlamaya örnek gösterilebilir.
  • ing. big bang
  • bilimsel olarak "ismi tanrı olmayan bir yüce güç tarafından gerçekleştirilmiş" eylem olarak tanımlanmamış olgu. turgut özal ve asrımıza damgasını vurmuş diğer büyük bilim adamlarınca (mehmet keçeciler, yaşar nuri öztürk) tanrının varlığına kanıt olarak gösterilmiş, kuran da geçtiği iddia edilen bir hadisedir. işin ilginci yunan mitolojisinden de, hristiyan inanışlarından da big bang teorisine benzerlikler görebilirseniz.
  • uzayın git gide daha derinlerine hubble teleskobu ile bakan ulu bilginler.. acaba uzayın sonuna ya da zamanın başlangıcına ulaşabilir miyiz?sorularını kendilerine sormuşlar... evrenin bir başlangıcı varsa, acaba nasıldı? sonu olacak mı?bu işin sonunda erecekmiyiz muradımıza?demişler.. tüm bunlar, kozmolojiyi, bir bütün olarak evrenin yapısı ve evrimini inceleyen astronomi dalını ilgilendiren sorulardır...bu sorulardan bazılarını ben bizim köşedeki bakkalın ağzındada duymustum o baska...
    bununla beraber her kültür, kendine özgü bir kozmoloji icat etmiş dönemsel aralıklarla... aristoteles'in evreninde,üzerine yıldızların tutturulmuş olduğu büyük, kristal bir küre olarak düşünülen uzayın kenarları vardı... ama bu evrenin ne başlangıcı, ne de sonunun oldugunu aristoteles biliyordu nede bu fikri anlattıgı arkadaslari..olay aslında durağandı...eski eserlerini incelediğimde,gökyüzüne ilişkin adlı eserinde aristoteles şöyle dile getirmiş derdini: "en temel cisim, sonsuzdur; büyümez, küçülmez, yaşlanmaz, değişmez ve hareket ettirilemez"... aristoteles, tanrısal ve ölümsüz olan evrenin, temel cisim olan eter'den oluşması gerektiğini düşünüyormuş... hıristiyan dünya görüşü ise sonsuzluk kavramından vazgeçmekle birlikte evrenin değişmez olduğu fikrine sahip çıkmış ve sürdürmüştür... bu geleneğe göre evren, tanrı tarafından yoktan var edilmiş ve o günden bu yana hiç değişmemiştir...öle oldugu gibi kalmış yani.. 1543 yılında dünya'nın evrenin merkezi olmayıp yalnızca güneş çevresinde dönen bir gezegen olduğunu gösteren copernicus efendi çok şeyi değiştirmekle birlikte,o zamanlarda kendisine yeni yeni telaffuz edilmeye başlanan gay unvanıda halk tarafından kendisine bahşedilmiş..copernicusun bulguları, evrenin uzaysal olarak sınırlı, zamansal olarak ise sonsuz olduğu yolundaki aristoteles inanışını değiştirememiştir...cunku halk kendisine inanmamaktadir...(yuzyıllar sonra ibne olmadıgı kabul edilmiştir)
    büyük fizikçi isaac newton aynı problemi yüz yıl kadar sonra yeniden ele aldı... tek tek gezegenlerin hareket halinde oldukları kesindi ama çok büyük zaman aralıklarıyla bile bakılsa evrenin değişmez olduğu bilime inananlarca düşünülüyordu..bu dilim o yuzyılda ve bırkaç yuzyıl takibinde %5 falandı...
    newton, büyük ölçekte evreni tanımlayan asıl kuvvetin evrensel kütle çekim kuvveti olduğunu anladı ve herkese bunu anlatmalıyım hırsı ile yanıp tutuşuyordu... bunun ötesinde, kütle çekim teorisi ile newton, evrenin bir bütün olarak hesaplamalara dayanan modelini yapan ilk insan oldu... bununla birlikte yillar sonra yani,1917'deki albert einstein'ın modeline kadar böyle bir modelden söz edilmemişti,hatta zihinlerden ge¢irilmesi engizisyon mahkemelerince yasaklanmıştı... einstein da newton gibi genel görelilik adı verilen kütle çekim teorisini yeni geliştirmişti... newton gibi einstein da kozmolojideki temel kuvvetin kütle çekim kuvveti olduğuna inanıyordu...daha sonra 19 yuzyılda da mevcut olan örumcek beyinlilerin einsteininda ibne torunu oldugunu soyledıklerını duyduk..ama iplemedik...
    genel görelilik teorisi, madde ve enerjinin kütle çekimini nasıl ürettiğini, buna karşılık madde ve enerjinin kütle çekimine nasıl tepki verdiğini anlatan oldukça karmaşık ve matemetiksel bir teori olarak fizik bolumlerinde hala okutulmaktadır... bir bütün olarak evren teorisiyle ilgili zor denklemleri çözebilmek amacıyla einstein olayı şöyle anlaşılır bir dilde açıklamıştır, dahada bsite indirgeyip iki basitleştirici varsayım yapmıştır; evren zamanla değişmez ve madde evrende düzgün bir biçimde dağılmıştır gibi kısa bir cumleyle olaydan sıyrılma yolunu seçmiştir... bunun yanında einstein'ın başlangıç varsayımları ile ilgili gözlemsel hiçbir kanıtı yoksa da, einstein bu varsayımların tatminkar sonuçlar verecek ölçüde gerçeğe yakın olduklarına inanıyordu... einstein'in sonuçta yer verdiği "kozmoloji modeli" ise durağan ve homojendi..
    fazla arasi soğutulmadan, başka kozmoloji modellerinin de olası olduğu ortaya çıktı... 1922 yılında alexander friedmann, zamanla değişen evreni tanımlayan bir kozmoloji modeli olan durağan olmayan evren modelini ortaya attı... bir rus matematikçi ve meteorolog olan friedmann, işe einstein'in çekim teorisi ile başladı ama homojenlik varsayımını kabul ederken durağanlık varsayımını sorgulamaya basladi... hollandalı astronom wilhelm de sitter'in de dediği gibi, ne kadar büyük bir teleskopla
    bakarsak bakalım evreni görüşümüz bir fotoğraf karesinden başka bir şey değildir,(bencede öle,makinanın zoom ayarı iyi olursa belki super olur o ayri) dolayısıyla da evrenin uzun dönemli davranışları konusunda çok az fikir verir demiş wilhelm de sitter... friedmann,oturup düşündüğünde genel görelilik denklemlerinin alternatifi olabilcek başka bir çözümü bulmuştur.. bu çözüme göre evren, yoğunluğu son derece yüksek bir durumdan başlayarak zaman içinde genişliyormuş...
    bilimsel açıdan tarihin dönum noktası olabilcek bir olayla beraber 1929 yılında durum kökten değişti... o yıl, teleskopla gözlem yapan amerikalı astronom edwin hubble, evrenin genişlemekte olduğunu keşfetti...buna göre galaksiler sürekli olarak birbirlerinden uzaklaşıyorlardı...
    aslında edwin hubble teleskopla baktığında galaksilerin birbirlerinden uzaklaştığını görmedi; böyle hareketleri doğrudan görmek için milyonlarca yıl gerektiğini kendiside biliyordu ama sölemek istememiş(arşivlerden demeclerini okudum ordan biliorum).. hubble, doppler kaymalarına bakarak galaksilerin hareket ettiği sonucuna vardı: galaksilerin renkleri tayfın kırmızı ucuna doğru kayıyordu... kırmızıya kayma olarak bilinen bu kayma, uzaklaşma hareketinin bir sonucuydu aslında... bütün galaksiler samanyolu'ndan uzaklaşıyordu... birçok kozmik bulutsunun kırmızıya kaymaları 1900'lerde arizona'daki lowell gözlemevi'nde çalışan vesto slipher tarafından ölçülmüştü...ama slipher daha genç bir bilim adami oldugu için teorilerim kımse tarafından kaale alınmaz diyerekden sölememişti bu olayı,bir söylenceye göre ise mahalleden kanka olan hubble ile slipher aralarında çöp çekmişler ve hubble kazanmış bu teorının isim hakkını...bununla beraber hubble'ın slipher'in çalışmasına eklediği tek şey, cepheid yıldızlarını kullanarak uzaklaşan galaksilerin uzaklıklarını saptamak oldu... hubble, galaksilerin uzaklıklarının, uzaklaşma hızıyla doğru orantılı olduğunu ise kendi başına keşfetti...bu hareketıyle kendısıyle gurur duymuş sonraları..herneyse, başka bir deyişle, bir galaksinin bize olan uzaklığı bir başka galaksinin iki katıysa, uzaklaşma hızı da iki katı oluyor demiş... bu sonuç, her yönde düzgün olarak genişleyen bir evren için beklenen sonuç hanesine yazılmıştır..
    hubble'ın gözlemleri bir yandan çok açık bir biçimde fiedmann'ın durağan olmayan modelinin einstein'ın durağan modeline göre üstünlüğünü ortaya çıkarırken, öte yandan da hubble'ın gözlemleri görünüşe göre her iki bilim adamının da öne sürdüğü temel varsayımı doğruluyordu: evren hemen hemen homojendir... yalnızca evren eğer homojense galaksilerin uzaklaşma hızları uzaklıkları ile doğru orantılı olabilir...(homojenlikden kasıt budur işte) homojen evren her noktanın diğer noktalardan farklı olmadığı anlamına gelmekle beraber, nasıl şişen bir balonun, balon yüzeyinde bir genişleme merkezi yoksa, evren de genişliyor olmasına karşın bir genişleme merkezi yoktur mantıgıyla dogru orantılıdır... bir balonun yüzeyine her biri bir galaksiyi temsil eden noktalar koyduğumuzu düşünürsek balon şişerken herhangi bir noktadan bakıldığında diğer noktaların uzaklaştığı görülecektir...burdan hiçbir noktanın merkez olmadıgını anlıyoruz..
    eğer galaksilerin uzaklaşma hızları uzaklıkları ile doğru orantılıysa, bütün galaksiler için hızın uzaklığa oranı sabit olmalıdır... hubble sabiti adı verilen bu oran evrenin şu andaki genişleme hızını vermektedir... en duyarlı ölçümlere göre şu andaki genişleme hızı ile evrenin boyutları yaklaşık 10 milyar yıl içinde iki katına çıkacaktır.. daha net konuşmak gerekirse, birbirlerinden uzakta bulunan iki galaksinin aralarındaki uzaklık, yaklaşık 10 milyar yıl sonra iki katına çıkacaktır...
    zaman geçtikçe galaksiler birbirlerinden uzaklaşıyorlar ve dolayısıyla geçmişte birbirlerine daha yakın olmaları gerekmektedir..olması gerekende budur... eğer evren filmini geriye doğru oynattığımızı düşünürsek, galaksiler gittikçe birbirlerine yaklaşarak kalabalıklaşacaklar...geçmişte öyle bir an olacak ki evrendeki bütün madde, yoğunluğu sonsuz olan bir noktaya sıkışmış durumda bulunacak... astronomlar bu durumun gerçekleşmiş olduğu zamanı hesaplayabiliyorlar: günümüzden 10-20 milyar yıl önce, bu ana big bang adı veriliyor...kulagına 3 kez ezan okunuyor... büyük patlamadan önce ne olduğu, halen teorik fizikçiler arasında yoğun tartışma konusudur ayrıca..

    alan lightman ile yapmış oldugum sohbetten bir parçadır...
  • albert einstein in modeliyle şekillenmiş teori, evrenin oluşmaya başlamasındaki ilk an.. ilk ürünü en hafif element olan hidrojen'dir.