şükela:  tümü | bugün
  • krzysztof kieslowski'nin on emir işlemesinin 56 dakikalık ikinci ayağı.
    "tanrı'nın adını asla boş yere anmayacaksın" temalı ikinci emri işler.
    bardak fetişisti kieslowski'nin alışılagelmiş deneysel makro çalışmaları göze batar. trois couleurs bleu'da da gözümüze çarpan çay bardağı oyunları bu filmde de kullanılmıştır.
    melek karakteri bu bölümde teknisyen doktor olarak karşımıza çıkar.

    dekalog serisinin diğer filmleri için lütfen;
    (bkz: dekalog jeden)
    (bkz: dekalog trzy)
    (bkz: dekalog cztery)
    (bkz: piec dekalog) *
    (bkz: dekalog szesc) *
    (bkz: dekalog siedem)
    (bkz: dekalog osiem)
    (bkz: dekalog dziewiec)
    (bkz: dekalog dziesiec)
  • ilişkilendirildiği emir ile konusu arasında bir ilişki yok gibi...
  • "tanrı’nın ismini boş yere ağzına almayacaksın" temasının işlendiği dekalog'un 2. filmi.

    (bkz: mısır'dan çıkış bölüm 20)
  • tanrı'nın adını asla boş yere ağzına almayacaksın.

    --- spoiler ---

    dekalog 2

    dorota gelle, tıpkı dekalog 1'deki pavel ve ailesi gibi iç karartıcı kooperatif evlerde yaşamaktadır. oturduğu apartmanda kocasının hasta olarak yattığı hastanede doktor olan yaşlı bir adam vardır. birkaç kere kocasının durumunu sormak adına bu adamla görüşmeyi denemek istemiştir dorota. fakat, kendinde yeterli cesareti bulamayınca vazgeçtiğini düşünmüştür. fakat bizi şaşırttığı gibi kendisini de şaşırtarak beklenmedik bir anda doktorla konuşmaya cesaret etmiştir.

    konuşma biraz tatsız başlamıştır. çünkü dorota 2 yıl önce doktorun köpeğine çarpmıştır -tıpkı rouge'daki valentine'in yargıcın köpeğine çarpması gibi- daha sonra doktor dorota'yı kocasının durumun öğrenmesi için randevu saatlerinde hastaneye gelmesi gerektiğini söylemiştir. birkaç başarısız randevu denemesinin ardından ve kocası hakkında sorduğu cevapsız soruların ardından dorota gerçeği doktora açıklama gereği duymuştur.

    kocasının kesin olarak yaşayıp yaşayamayacağını sormuştur. bunun kendisi için neden önemli olduğunu ise gerçeği açıklayarak anlatmıştır. dorota başka bir erkekten hamiledir. kocasının yaşayıp yaşayamayacağını merak etmiştir çünkü eğer kocası yaşarsa çocuğu aldıracak yaşamazsa çocuğu doğuracaktır.

    yaşlı doktor birden bire kendisini bir başkasının hayatı için karar vermek zorunda bırakılmış hisseder. ona yüklenen bu tanrısal görev, aslında tanrı'nın yaptığı gibi birisini öldürmekten ya da yaşatmaktan daha zordur. çünkü tanrı bunu tanrı olduğu için yapar, bu onun görevidir aslında. fakat doktor sadece bir insandır ve masum bir bebek adına vereceği bu karar cinayetten öteye gitmeyecektir. başkasının hayatının seçimlerinin yükünü omuzlarında hisseden doktor, sert mizacının altında sakladığı yumuşak kalbini ortaya çıkarır ve kadına kocasının kesin olarak öleceğini çocuğu aldırmasına gerek olmadığını söyler.

    bölüm sonunda ise, anrej'nin -dorota'nın kocası- çıpkı çilek kompostosunun içine düşen ve kurtulmayı başaran sinek gibi yavaş yavaş hastalığın pençesinden kurtulmaya başladığını görürüz. doktorun yanına giden andrej dokota ile çocuklarının olacağı müjdesini doktora verir, onun tekrar yaşamasını sağladığı, hayatını korkunç hastalığın pençesinden kurtardığı için doktora teşekkür eder. doktor tüm bunları soğuk bir yüz ifadesiyle karşılar ve andrej doktora çocuk beklemenin ne demek olduğunu doktorun bilmediğini söyler, ailesini savaşta kaybeden ve yaşadıklarını yardımcısına duygulanarak anlatan doktor bu soruya yanıt vermez.

    ***

    çilek kompostosunun içindeki sinek sahnesi, dorota'nın bardağı yere attığı sahne ve kocasının %15 yaşama ihtimali olduğunu öğrendiği sahnede sigarasını kibrit kutusunda söndürdüğünde kutunun alev alması insanların yaşadıkları olaylar ve karşılaştıkları durumlar çerçevesinde nasıl tepki verdiklerini, içlerinde neler hissettiklerini anlatan zekice bir kompozisyonla çekilmiş alegorik sahnelerdir bana göre.

    --- spoiler ---
  • dekalog serisinin ikinci filmdir.

    --- spoiler ---
    tipik kieslowski çekimleri ve kompozisyonlarıyla beni büyüleyen serinin ikinci filmi olan dwa'dan kısaca bahsedecek olursam.
    dorota hanım kızımızın kocası ölüm döşeğindedir ve kendisi zamanında başka bir adamdan hamile kalmıştır, çocuğunu aldırabilecek bir durumdadır kendisi tıpkı ilk filmdeki gibi soğuk ve donuk bir apartman dairesinde dışardan standart görünen bir yaşama sahiptir. her kieslowski filminin ilk dakikalarında olduğu gibi karakterlerimizi kısaca günlük rutinleri ve ağızlarından çıkan bir iki kelimeyle tanıyoruz. derken; dorotayla aynı apartmanda kalan ve kocasının yattığı hastanede olan doktor amcamız ise ailesini savaşta kaybeden ve bu anılarını onun evine gelen yardımcısına anlatan, tanrıya olan inancını kaybedeli çok olmuş ve kendi tanrısını kendi içinde yaratmış bir adamdır. '' tanrıya inanıyor musun.? bana özel bir tanrı var. mutlaklığı sorar mısın ona. '' laflarıyla dorota ve doktor amcamızın sohbetleri derinleşir. dorota doktordan onu görmek istediğini , bilgi edinmek istediğini söyler ve doktor da randevu saatlerinde gelebileceğini söyler. dorotanın kocası andjre nin durumu git gide kötüleşir ve dorota çocuğu doğurma ve diğer adama kaçma planları yapar fakat vicdan ve mutlaklık denilen olgular içini kemirmektedir,kocasını sever ama çocuk sevgisini de içinden atamaz. bu sorgulamaları, çocuk sevgisi yarım kalmış olan doktorla birlikte yapar, bu arada andjrenin ölmesi yakındır sonuçlarına göre. doktor da kadının vicdanını rahatlatmak için tanrı görevini üstlenmektedir, bir adamın ölümü ve bir çocuğun hayatının kurtulması ikilemi arasında tanrı ve azrail arasında durmaktadır. en sonunda kadın çoçuğu aldırıcam der ve doktor bunun olmaması için andjrenin kötü olduğunu ve ölüceğini söyler kadına hayatına devam etmesini söyler. filmin sonunda ise, andjre adeta küllerinden doğar , tıpkı o mükemmel bardak sahnesinde sineğin sekerek çilek kompostosu dolu bardağın içinden çıkması gibi. burada dorotanın kendi içinde sorguladığı mutlaklık kavramına değinir yönetmen, mutlak bir kader varsa er ya da geç en mucizevi şekilde de olsa gerçekleşir. andre cocugu olucağına sevinirken, geri döndüğüne sevinirken, acaba dorota ne yapmıştır diyerekten bilinmezliğe bir selam çakar yönetmenimiz filmin finalinde.
    --- spoiler ---
  • dwa, dekalog serisinin ikinci filmi. dwa’da ilk bakışta kieslowski’nin alışıgelmiş çekimleri ve ustaca oluşturduğu kompozisyonlar göze çarpıyor. dwa, on emir ikinci emri olan ‘tanrının adını boş yere ağzına almayacaksın’ söyleminin etrafında gelişiyor. bu bölümde ynı apartmanda yaşayan iki komşunun kesişen hayatlarına tanıklık ediyoruz. dorota geller ve consultant aynı apartmanda yaşayan fakat yakın olmayan iki komşu. filmin başlarında dorota’yı binanın içinde sürekli sigara içerken görüyoruz. consultant ile denk geldiklerinde sadece bakışıyor ve selamlaşıyorlar. bu soğukluğun sebebinin dorota’nın iki yıl önce consultant’ın köpeğini arabasıyla çarparak öldürdüğünden kaynaklandığını öğreniyoruz. bu süreçten sonra hiç sohbetleri olmayan dorota ve consultant bir gün dorota’nın kapıda belirmesiyle yıkılıyor. dorota, aslında bir doktor olan ve kocasının tedavi gördüğü hastanede çalışan consultant’a kocasını sorması ve durumu öğrenmek istemesiyle hikaye başlıyor.
    çarşamba günleri ziyaret saatinin olduğu belirten doktor o gün gelirse görebileceğini söylüyor. istediği yardımı alamayan dorota kızgınlıkla sizden yardım dilenmeyeceğim diyerek gidiyor. ertesi gün yine apartman koridorunda karşılaştığı dorota’ya hastaneye gelebileceğini ve kendisiyle eşi hakkında görüşebileceğini belirtiyor. bunun üzerine dorota hastaneye eşini ziyarete gidiyor. görüyoruz ki eşi epey ağır bir hasta ve dorota’nın getirdiği yemeklerden dahi yememiş, solgun bedeni kan ter içinde yatakta yatıyor. dorota eşinin başında biraz bekledikten sonra doktorla konuşmaya gidiyor. doktora durumu soran dorota doktordan istediği cevabı alamıyor. bunun üzerine dorota doktorun peşine takılıyor ve eve kadar ona eşlik ediyor. ardından doktorun dairesine çıkan dorota konuşmak istediğini söylüyor. doktor onu içeri davet ediyor. dorota kocasının durumunun gerçekte ne olduğunu bilmek istediğini ve bunun kendisi için çok önemli olduğu belirtiyor. doktor yine kesin bir şey söyleyemeyeceğini fakat kocasının kötü bir durumda olduğunu söylüyor. bunun üzerine dorota sırrını doktorla paylaşıyor. bu sahnedeki çözülme önemli çünkü dorota aslında başka bir adamdan hamile ve eşini de çok seviyor. bu yüzden eşi iyileşecek ise çocuğu doğurmayacak fakat eşi iyileşir ise eşinin haberi olmadan çocuğu aldırmak zorunda olduğunu söylüyor. hatta burada önemli bir noktaya da değiniyor. aynı anda iki kişiye aşık olunabilir mi diye soruyor doktora. doktorun cevabını bilmediği bir soru bu ama eşini durumuyla alakalı daha açık bir cevap vermek zorunda olduğunu düşünerek dorota’ya eşinin yaşama şansının çok az olduğunu ve kurtulma ihtimalinin yüzde 15 olduğunu belirtiyor. yine de bu durumda iyileşen hastalarında olduğunu ve beklenmedik hastalarında ölebileceğini belirterek kesin konuşmaktan kaçınıyor. dorota evden çıkarken ‘insan her şeyi istememeli, bu kibirdir’ diyor ve doktora soruyor ‘tanrıya inanıyor musunuz?’ ve doktorda ‘bir tanrı var, sadece bana yetiyor. bu özel bir tanrı.’ cevabını veriyor. dorota burada son olarak ‘ona mutlaklığı sorun’ diyor ve evden ayrılıyor. burası önemli bir vurgu çünkü dwa’nın on emir’den konu edindiği emir olan tanrının adını boş yere ağzına almayacaksın söylevine burada dokunuyor dorota. bu yaptığı konuşmayla aslında tanrının adını boş yere ağzına almış oluyor.
    aşık olduğu ve hamile kaldığı adam ile görüşen dorota yaşadığı ikilem ve belirsizlik içerisinde adamla konuşuyor ve tartışıyor. adam dorota’ya konseri için yurtdışına gideceğini ve isterse onu da yanında götürebileceğini söylüyor ama dorota reddediyor. sonra kontrole giden dorota doktoruna çocuğunu aldırmak istediğini söylüyor. aynı akşam telefonda bebeğini beklediği adamla görüşen dorota durumdan bahsediyor ve adamdan kesin bir cevap alıyor. adam dorota’ya eğer bebeyi aldırır ve kocası da ölürse tekrar beraber olamayacaklarını söylüyor. bu önemli telefon konuşmasında dorota kararını veriyor ve kesin olarak bebeği aldıracağını adama belirtiyor. ertesi gün tekrar hastaneye bu sefer eşinin doktoru ve komşusu olan consultant’la konuşmaya gidiyor. doktora kararından bahsediyor ve doktor bebeği aldırmasına gerek olmadığını çünkü eşinin durumunun kesinleştiğini ve kurtulma şansının olmadığını belirtiyor. bunun üzerine dorota doktora yemin etmesini söylüyor. doktorda yemin ediyor. bu konuşmada da doktor tanrının planını bilemeyeceği ve hiçbir şeyi önceden kestiremeyeceği halde tanrı adına yemin ederek emir’i çiğnemiş oluyor.
    süreç devam ederken dorota’nın eşi iyileşmeye başlıyor ve kieslowski başta da belirttiğim gibi güzel bir kompozisyonla bu durumu bize gösteriyor. önce dorota’nın eşini ardından çilek kompostosu içine düşmüş bir arıyı gösteriyor. arı çilek kompostosunun içerisinde boğulmamak için kavanozun içinde bulunan bir kaşığa tutunuyor ve yukarı çıkmak için var gücüyle savaşıyor. en sonunda kaşığında yardımıyla dışarı çıkmayı ve kendini kurtarmayı başarıyor. bu sahne gerçekten takdire şayan bir sahne çünkü bir durumu bu kadar incelikli ve net bir biçimde belirtmesi ve durumu özetlemesi oldukça başarılı. dorota’nın eşi iyileşiyor ve doktorla konuşmak için doktorun odasına varıyor. doktora nasıl bir durumun içinden geçerek sağlığına tekrar kavuştuğundan ve çektiği acılardan bahsederken adeta bir kafkavari bir sahneye tanıklık ediyoruz. son olarak doktora bir bebek beklediklerini söylüyor ve soruyor ‘bir çocuk sahibi olmanın bizim için önemini anlıyor musun’ ve doktor hem üzgün hem mahcup bir yüz ifadesiyle sadece ‘anlıyorum’ diyerek cevap veriyor. dwa’da vurucu bir final sahnesiyle bitiyor. doktorun yine yaşadıkları acıları da yardımcısıyla arasında geçen konuşmalardan adeta bir flashback gibi gösteriyor kieslowski. doktorda savaşta ailesini kaybetmiş yalnız bir adam aslında. dwa yoğun bir anlatımdan ziyade daha görsellik ve kompozisyonlar örülmüş, yaşanılan ikilemleri ve seçimleri karakterler üzerinde başarılı bir biçimde kotarmış bir film.
  • kieslowski bu dekalog'unda 3. emir -"efendin olan tanrı'nın adını boş yere anmayacaksın"- ı işler.

    daha önceki entrylerde değinildiği için düzeltme gereği duydum: 2.emir "kendine yukarıda gökyüzünde, aşağıda yeryüzünde ya da yer altındaki sularda yaşayan herhangi bir canlıya benzer put yapmayacaksın /.../ çünkü ben kıskanç bir tanrı’yım ve babaların günahlarını çocuklara yüklerim" dekalog jedende 1.emir ile işlenmiştir.

    --- spoiler ---

    emir ve konu bağlantısının filmde gözden kaçabilmesi olasıdır. senaryonun aksine üzerinde diretilmeden izleyiciye sunulmuştur.

    kocasının yaşayıp yaşamayacağı konusunda mutlak bir cevap arayan kadının diretmesi üzerine doktorumuz, biraz da bile bile yalan söyler ve kürtajı önlemek için tanrı'nın adını anarak yemin eder. senaryodaysa bu durum çok daha bariz bir şekilde gerçekleşmektedir:

    "hiç şansı yok"
    "tanrı adına yemin et"
    (sessizlik...)
    "tanrı adına yemin et!"
    "yemin ederim!"...

    ayrıca dekalog'da 4. ve 9. dekaloglarla birlikte -huzuru korumak ya da bir insanı işleyeceği günahtan kurtarmak üzere yalan söylemek (hatta bazı durumlarda yalanı yaşamak) kabul edilebilir mi?- sorusuna değinilmiştir.

    --- spoiler ---
  • kadın, hasta kocasının yaşaması için başkasından olan bebeğini aldırmak ister,
    adam ölecektir, kadın bebeği aldırmaz, adam yaşar, kadın tanrıyı oynar ve başarısız olur, doktor tanrıyı oynar ve başarılı olur, herkes kaybeder ve herkes kazanır..

    https://i.ytimg.com/vi/l0vawlmqq-0/hqdefault.jpg
  • insanın kadim problemi trajedi.
    gerçek mi ,anne karnında ki bebeğin hayatı mı?
    huzur mu, anlatılamayan o derin arzu mu?
    nasıl anlatılabilir ki bu, elbette imgelerle.
    --- spoiler ---

    ilk sahne, köhne binalar ve ekrana sol köşeden giren, otları tırpanlayan bir görevli.
    doğayı çirkin bir şekilde şekillendiren insanı görüyoruz.
    bu çirkin binalarda evinde bitki ve hayvan besleyen doktor ve bu doktorun hastası olan adamın eşi olan kadın yaşamaktadır.

    görevli, bahçeye atılmış bir tavşan ölüsü bulur. saksı bitkisini parçalamasından, bardağı zevkle masadan yuvarlamasından dolayı kadının yaptığını düşünüyorum. arayışı simgeleyen tavşanı öldürür kadın önce.

    eşini ve çocuklarını eve düşen bomba sonucu kaybeden doktora, komşusu olan kadın eşinin ölüp ölmeyeceğini sorar. bunu bilmesi gerekmektedir çünkü karnında ki bebek eşinden değildir ve eşi yaşayacaksa aldırması gerekmektedir. hem eşine, hem sevgilisine aşıktır. neyi seçeceğini bilemez. kadının trajedisi.

    doktor, adamın yaşayıp yaşamayacağını bilmemektedir. ama kadına bunu söylemeye devam ederse kadın bebeğini aldıracaktır. burada da doktorun trajedisi başlar.
    emin olmamakla beraber doktorun mikroskop başında asistanından da fikir almak için kan örneklerini gösterirken, kan örnek sırasını değiştirdiğini düşünüyorum.
    sonunda bilimin gösterdiğini söylemeyi değil bebeği seçer ve kadına kocasının kesinlikle öleceğini söyler.

    kocası hastalığı boyunca sanki her şey ağlıyor gibi etrafına damlayan su görmektedir. belkide anne karnında ki bebeğin göz yaşlarıdır bunlar.
    doktor kadına, kocasının öleceğini söylediğinde bu ağlama kesilir ve adam hayata döner.

    ilk filmde bilimi seçen baba, çocuğun ölümüne sebep olurken, bilim yerine vicdanını dinleyen doktor çocuğun ve adamın hayatını kurtarmıştır. "sadece x ışınlarıyla tedavi
    yapmadığımızı kanıtlamış olduk" derken kast ettiği bu geldi bana.
    rasyonel düşüncelerimiz, anlam veremeyecek bunlara ki zaten hayata da insana da anlam veremiyor.
    fark ediyoruz bambaşka bir sır var kelimelere dökülemeyen, anlayamadığımız fakat fark ettiğimiz ve daha çok fark edebileceğimiz.
    tek umudumuz şüphesiz ki bu sır.
    --- spoiler ---
  • ..