şükela:  tümü | bugün
42 entry daha
  • tarih boyunca nice devlet kurulup yıkıldı; nice dil konuşuldu.
    ilkel zamanlarda tercümanlar, köleler ve esirlerden oluşuyordu bunu biliyoruz.
    ben, osmanlı imparatorluğu'nda tercüme işleri nasıl yapılıyordu? tercümanlık nasıldı? sorularını yanıtlayacağım.

    osman gazi döneminde bizans ile yürütülen ilişkilerde tercümanların rumlardan oluştuğunu biliyoruz. çünkü bu dönemde osmanlılar, hristiyan ülkelere yunanca yazılmış belgeler göndermişlerdir. orta çağ'da avrupa'da türkçe bilen tercüman sayısı oldukça azdır.
    lâkin adamlar moğolca bilen tercümanlar yetiştirmişlerdir. meselâ yine orta çağ'da türkler, avrupa ile arapça üzerinden resmî ilişkiler kurmuşlardır.
    yani avrupalı bir tercüman var ve hem anadilini hem de arapçayı biliyor; bizdeki de hem türkçe hem arapça biliyor ve metni arapça yazıyor yahut karşılıklı görüşmelerde arapçaya çeviriyor söyleneni, karşıdaki de o arapçayı kendi diline çeviriyordu.

    osmanlı imparatorluğu'nda tercümanlığın resmî bir görev hâline gelmesi ise fatih sultan mehmet döneminde gerçekleşmiştir. istanbul'un fethinden sonra türkçe bilen rumlar, tercüman olarak istihdam edilmişlerdir sarayda.
    ve tabii ki artık avrupa da türkçe bilmenin gerekliliğini idrak ederek bu dilin eğitimine başlamıştır 15. yüzyıldan itibaren.

    tabii bu demek değildir ki öncesinde tercüme olayı yokmuş. hayır!
    meselâ 16 temmuz 1414 tarihli cenova noterine ait bir belgede " sakız adası'nın türkçe tercümanı cristoforo picenino, adı geçen sipahi bayezid'in türkçe buyruğunu latince'ye tercüme etti " şeklinde kayıt vardır.

    yine istanbul'un fethinden sonra şehrin anahtarı fatih'e verilirken bu bizans heyetinin içerisinde nicolo pagliuzzi adında türkçe bilen bir tercüman da vardır.

    bizans tarihçisi ducas da ikinci murad'ın tercümanlığını yapan curac isimli bir sırp esirden bahseder.

    1479 osmanlı - venedik antlaşmasında da lütfi isimli bir kişinin tercümanlık yaptığı ve aynı zamanda elçi olduğu görülür kayıtlarda. hatta venedikliler " büyük türk'ün elçisi " demişlerdir bu rahmetli tercüman lütfi'ye.

    1500'lü yılların başından itibaren artık osmanlı imparatorluğu tercümanlar için " dragoman " kelimesini kullanmaya başlayacaktır.
    meselâ 1525'te venedik'e görevli olarak giden ali isminde birinden osmanlı kayıtlarında dragoman ali diye bahsedilir fakat ilginç olan bu ali'nin veba salgınında öldüğünü osmanlı sarayına haber veren venedikli elçinin de dragoman ifadesini kullanmış olmasıdır. kısa bir dönem de olsa avrupa'da türkçe etkisi diyebiliriz buna ki kelime türkçe değildir esasen.

    15. ve 16. yüzyıllarda en parlak dönemlerini yaşayan osmanlı tercümanlarının önemi ise 16. yüzyıldan itibaren azalmıştır. çünkü venedikliler, özel bir teşkilat kurarak burada bütün doğu dillerini öğretmeye başlamışlardır tercüman adaylarına.
    daha sonra fransa da aynı şeyi yapacaktır ve avrupalılar yüzlerce kaliteli tercümana sahip olacaklardır kısa sürede. burada dil eğitimi veren kişilerin adı nedir peki derseniz: " hoca "
    evet, doğu dilleri eğitimini veren kişiler osmanlı'dan geldiği için avrupalılar, asırlar boyunca dil eğitimcilerine " hoca " demişlerdir.

    gelin görün ki osmanlı imparatorluğu'na baktığımızda 17. yüzyılda sarayda sadece " dört adet " tercüman bulunmaktadır.

    17. yüzyıldan itibaren ise bu tercümanlık işleri tek bir gürûha verilir olmuştu ve bu kişilere " fenerliler " denilmiştir. sebebi ise ortodoks olan bu kimselerin aynı mahallede yani fener mahallesinde yaşamaya başlamalarıdır.

    iç bürokraside bu tercümanlara " dil oğlanları " adı verilmiştir. ve hepsi rum kökenli olan bu tercümanlar cizye adlı vergiden de muaf tutulmuşlardır.
    tâ ki 1821 rum isyanı'na kadar!
    bu tarihten sonra bütün gayr-i türk tercümanlar görevlerinden alınmışlar ve sadece türkler bu göreve getirilmişlerdir.
    zaten bu rum tercümanların yabancı devletler bilgi sızdırdıkları da ortaya çıkacaktır daha sonra.

    bu isyandan sonra osmanlı devleti " tercüme odası " adında bir teşkilat kurar.
    e günaydın!

    avrupalılardan yaklaşık iki yüz yıl sonra aklımıza gelmiş bu!

    tabii ki bu teşkilatı kuran padişah adam gibi adam sultan ikinci mahmut'tur.

    resmî belgeleri sızdırdıkları ispatlanan tercümanları idam ettirdikten sonra mühendishâne-i berr-i hümâyun'un baş hocası ishak efendi'yi tercüme odasını kurmakla görevlendirir padişah.
    teşkilatta iki yapı vardı:

    lisan odası ve tercüman odası.

    lisan odasında başta fransızca olmak üzere çeşitli dil eğitimleri verilirken tercüman odasında eğitimini tamamlamış kişiler görev yapmaktaydılar.

    ikinci mahmut gerçekten tam bir devlet adamı idi. meselâ sadrazam yeni kurulan tıbbîyede zaten fransızca öğretildiğini, bir de lisan odasında bu eğitime gerek olmadığını söylediğinde padişah sadrazamı azarlamış ve eğitimin devam etmesini istemiştir.

    tercüme odası, osmanlı imparatorluğu son bulana dek tercüman yetiştirme görevine devam etmiştir.
    dilimize de büyük bir etkisi vardır esasen. özellikle tanzimat dönemi'nde burası artık türkçenin ve türkçü düşüncelerin gelişim merkezi hâlini almıştır.
    osmanlı türkçesinde yaygın şekilde görülen upuzun cümle başlangıçları, dualar, övgüler terk edilmiş; süslü cümlelerden uzak, düşüncenin öne çıktığı kısa cümlelerle türkçe konuşup yazmak bu kurum sayesinde kendini gerçekleştirmiştir.
1 entry daha