şükela:  tümü | bugün soru sor
647 entry daha
  • bunu, yaşadığımız ülkeden ve yetiştirilme tarzından bağımsız düşünmeyi denedim, olmadı. bu direkt insanoğluna ait bir özellikse, şiddet, vahşet, hepimizde varsa, neden ben kimseyi öldürmek istemiyorum mesela? neden yaralamak, incitmek istemiyorum? neden burnumu kıran birine karşı bile kendimi korumak için elimi kaldırmıyorum? bunun bir seçenek olduğunu düşünmemiş olabilir miyim? hani yetiştirilirken? yani öyle yetiştirilmişimdir ki kendimde o hakkı görmemişimdir. öyle bir ihtimal yoktur.

    üniversitedeyken bir hocamız anlatmıştı: "oğlumuza silahın ne olduğunu anlatmamıştık. öyle bir oyuncak da almadık ve mümkün olduğu kadar uzak tutmak istedik. bir gün misafirliğe gittik, oğlum evin çocuğu ile birlikte içeride oyun oynuyordu. bir süre sonra elinde oyuncak tabanca ile geldi. anne bu ne diye sorarak. ben tam ne cevap vereceğimi düşünürken, haa anladımm deyip tabancayı saçlarına tuttu vuu sesi çıkararak. bir kere daha kurtarmıştık, saç kurutma makinesiydi tabanca."
    işte öyle. o çocuk bir insanın başka bir insanı yaralayabileceğini, öldürebileceğini bilmeden büyüdü.
    belki derslerini dinlemiyordum ama bu hikayeyi kafama yazdım. bir gün oğlum olursa oyuncak tabancası olmayacak, su tabancası da. bilmeyecek hiç. çünkü böyle bir şey yok. olamaz da.

    ancak bu durumu son 5 sene, 10 sene ile sınırlandırmak da çok akla yatkın değil. hükümet şu anda kadına şiddeti daha bir kamçılıyor olabilir. yargılama ve cezalar trajikomik hallere gelmiş olabilir. fakat ben kendimi bildim bileli bu ülkede tecavüz var. insanlar uzun yıllardır kız çocuklarını hep korku içinde büyütüyor. nasıl koruyacaklarını şaşırıyorlar. bundan 22 sene önce, 9 yaşındaki arkadaşım tecavüz edilip, bıçaklanıp, kafasına bir poşet geçirilip boğularak öldürüldü. 9 yaşında. ve cesedini de oyun oynayan çocuklar buldu bir kutuda. ben bununla büyüdüm. biz bununla büyüdük.

    istisnasız tüm kızlar erkeklerden gelebilecek tehlikelere karşı radarları açık bir şekilde dolaşıyor bu ülkede. nasıl ki ben bir gün "aman ya bir şey olmaz" deyip tanımadığım birinin arabasına bindiysem özgecan da minibüste yalnız kalınca bir şey olmaz ya dedi. endişelenmedi değil, eminim minibüste tek kaldığında endişe duyduğuna, huzursuz olduğuna. ama nereye kadar arkadaş, nereye kadar ya. nelerin hesabını yapmak zorundayız, hale bak. en çok cep telefonunun bozuk olmasına üzüldüm. sağlam bir telefon olsaydı yanında, bir şekilde haber verirdi, bir numara yapardı kendini kurtarırdı. gibi geliyor, bilmiyorum. ben o tanımadığım kişinin arabasına bindiğimde, ki deniz otobüsünde yanıma oturan bir adamdı, konuştuk, aynı yere gittiğini beni bırakabileceğini söyledi. aman ya ne olacak dedim, bindim arabasına. sonra iç çamaşırlarından bahsetmeye başladı, kolunu koluma sürtmeye, etkilendiğini söylemeye vs. o sırada tesadüfen yolun kenarında bir adam duruyordu. aa dayım dedim, el salladım, adam da el salladı bendeki o heyecanlı tepkiyi görünce herhalde. ve indim. inemeseydim ne olurdu bilmiyorum. bizde bu hikayelerden bir sürü var. hepimizde var. ne güzel değil mi? ne hoş bir hayat.

    kimileri de diyor ki ülkeyle ne alakası var. yahu var işte var. ülkedeki müze sayısıyla bile alakası var bunun. viyena'da 4-5 yaşındaki çocuklar bir tablonun karşısında yarım saat kıpırdamadan oturup öğretmenlerinin resimle ilgili söylediklerini dinliyorlar. yok mu yani alakası? bilmiyorum. insan özü gereği kötü ve cani bir varlık olabilir ancak şundan da eminim ki bu cani varlığı ehlileştirmek çok mümkün ve bazı ülkeler bunu çok iyi yapıyor. biz yapamıyoruz. ya da biz hali hazırda iyi olan insanoğlunu bozuyoruz. sonuç olarak özgecan ölüyor.
363 entry daha