şükela:  tümü | bugün
  • kısa sürede çözülebilecek mülteci krizimizi uzun sürede tavşanlar gibi çüküşerek çözelim diyenleri de görmemizi sağlayan, olmayan haklılık.

    kafalar tertemiz.
  • kendisinin türk nüfusun azınlık durumuna düşmesine dair bir korkusu, çekincesi olsaydı o kadar mülteciyi almazdı zaten. hayır 80 milyonu doyuramıyoruz şu topraklarda, her şeyimiz ithal, daha fazla çocuk mu bunun çözümü? bir insan nasıl daha kalabalık olmanın sorunları çözmeyeceğini anlayamaz, ben de onu anlamıyorum.
  • (bkz: kavgaya adam toplamak)
    değil tabi ki...
  • ilginçtir, türkiye aslında bazı sıkıntılı durumlara amansız nüfus artışından düştü!

    çünkü, son yirmi yılda, ekonomisi yunanistan'dan da, portekiz'den de, hatta ispanya'dan da daha fazla büyümüş ama, "nüfus artışına yenilmiş"...

    ve onlar bizi sollayıp geçmişler.

    altmışlı yıllarda da çok tartışılan bir konuydu bu; marksistler, "yüzde yedi büyüyoruz ama bunun yüzde beşi nüfus artışı tarafından 'soğuruluyor'" derlerdi. haklıydılar.

    ama o zamanlar petrol sudan ucuzdu, enflasyon da yüzde ikiyi üçü geçmiyordu, türkiye'yi yöneten beyinsizler hiç aldırmadılar.

    (şimdi de bazı yamyamlar, cahil ve aptal kadıncağızlara "bol bol çocuk doğurun" diyorlar hala! orduya asker, partiye seçmen, örgüte militan!)

    daha sonraları da bazıları, "hele bir doksan, yüz milyonu bulalım, gösteririz o bazılarına" havasına girdiler. mühendis kafasıyla "sürümden kazanacak", sanki nüfus artınca fütuhata çıkacaklardı.

    bugün de aynı kafada çok insan vardır: türk, mümkün olduğunca çoğalsın.

    çoğalsın ki, daha çok türk daha fazla aç kalsın amına koyayım!

    işte hesap meydanda: milli gelir son yirmi sene içinde her yıl ortalama yüzde 4.5 artmış, nüfus da 79.5 milyona fırlamış ki 2023 başlarında 85 milyon baremini geçeceğimiz öngörülüyor. bu artış, milli gelir artışını "olumsuz yönde etkileyerek" yüzde 2.5'a düşürmüş.

    dünya bankası'nın istatistik verileri böyle diyor, götümden uydurmuyorum.

    seksen bin küsur çok zenginimiz, beş yüz bin kadar zenginimiz, bir milyon kadar da "kendine elverir" vatandaşımız var, çoluğunu çocuğunu da düşünüp bu sayıları ortalama üçle çarpın, dört milyon, bilemedin beş milyon... geri kalan ise perperişan.

    nüfusumuz seksen milyon değil de kırk milyon olsaydı, "resmi hesaba" göre on bin küsur dolar, gerçekte altı bin dolar dolayında olan kişi başına milli gelirimiz de yirmi bin dolar düzeyini geçerdi...

    nüfus gene anadolu'dan çözülüp marmara ve ege kıyılarına yığılırdı ama, bugünkü gibi aşırı yoğunlaşmazdı.

    ve istanbul da, on beş milyon dolaylarında "ahalisiyle" (üç milyonu istanbullu, geriye kalanı köylü) azıcık daha yaşanabilir olurdu...

    tavşanlar gibi çiftleştik ve hababam doğurduk. üstelik de bebek ölümlerindeki müthiş yüksek orana rağmen... ya bir de yoksulluğun ve geriliğin getirdiği o "doğal ayıklama" olmasaydı ne halt ederdik? trafik kazaları, kan davaları, töre cinayetleri, kaynana baldız kesmeler falan gibi ilkellik sonucu ölümler de bu doğal ayıklamadan sayılabilir, ama yetmiyor tabii.

    fukara eğlencesiydi gece demeden gündüz demeden "karının üstüne binmek", severdik... üstelik de bedava!.. "korunma önlemleri" bilmezdik ve hoşlanmazdık da öyle şeylerden... hele hastalık mastalık... bize ne derdi be?.. bir hovardanın, araba direksiyonundan pazarlık ettiği yol kenarında müşteri bekleyen bir travesti fahişeye söylediği gibi, "biz icabında aıds mikrobunu bile..."

    "saldım çayıra, mevla kayıra", ya da "allah rızkını verir" sloganlarıyla, yaptık yaptık saldık sokağa, abonman biletçisi, kağıt mendilci, iyi sucu, daha talihlisi tamirci çırağı olarak "hayat mektebinde" yetişmek üzere...

    bakın dört milyon suriyeli nüfusunu mevzu bahis bile etmeme gerek kalmadı!

    ama şunu iyi biliniz; hiçbir hükümet, hiçbir parti, hiçbir siyasi görüş, hiçbir ideoloji, "daha acısını" söyleyeyim, "hiçbir rejim" bu nufüs yoğunluğu kamburunun altından kalkamaz.

    hele ki üretiminiz yerlerde sürünürken!

    bu kaynaklarla bu kadar insana iş, aş, eğitim, sağlık hizmeti sağlanamaz, bu servisler eşit ve adil dağıtılamaz.

    türkiye, bugünkü maçasıyla, bu kadar insanı "çekmiyor".

    trafik şeritlerinin, bu kadar arabayı "çekmemesi" gibi.
  • (bkz: tıkanmış başlık)
    (bkz: kendi tezini çürüten girdi)
    ülkemizde el üstünde oldukları sürece biz azınlık olmaya mahkumuz.
    buyrun efenim
  • kendi ülkende mülteci olmamak için çözüm 3 çocuk yapmak değil suriyelileri ülkeye almamaktan geçerdi. geçerdi diyorum zira artık çok geç.
  • bunun için gereken şey ülkede yaşayan her bireyi bilinçlendirmektir.

    hadi gelen suriyeliyi yollayamadın, ki yollaman gerekliydi, o zaman onlara bilinç vereceksin. "çocuk rızkı ile gelir" düşüncesini sileceksin bir defa kafalardan. kürt diye sınırlamak hata olur, eğitim seviyesi olarak geride kalan halkın önemli bir kesimi zaten doğum kontrol falan nedir bilmiyor. çocuk yapar onu da tarlada çalıştırırız mantığı ile ölene kadar yapıyorlar. sonra zaten akraba evliliği nedeniyle bir kısmı englelli doğan bakamadıkları bir sürü çocuk çıkıyor piyasaya. onlar da çocuğun rızkı ile gelmediğini anlayacak. bunu anlatacak olan da otoritedir ne yazık ki. ancak oy kaygısı ile kimse böyle bir işe girmez.

    sonuç olarak, tavşan gibi üreyin demek çözüm değildir, sadece nüfus patlamasına yol açar.
  • ülkede 2. çocuğu yapmak demek ara eleman üretmek demek, 3. çocuk direk vasıfsız eleman üretmek demek olduğundan gereksiz gördüğüm önerme. 1 olsun bizim olsun en azından üst düzey eleman yetiştirmiş oluruz.*
  • değildir. çözüm suriyelileri sınır dışı etmekten geçer. nesini anlayamıyorsunuz gerçekten bu durumun? şu ülkeye asla faydası olmayan adamları besleyip çoğalmalarına müsade etmeye utanmayan adamlar üç çocuk diyor.
  • haklimidir haksizmidir bilmem . onun tavsiyeleri den bagimsiz olarak 3 cocugum var. hepsi canimdir cigerimdir iyiki varlar lakin maalesef mevcut şartlarda 3 çocuk fazla . allah eksikliklerini göstermesin ama insan bazen acaba 2 veya bir tane olsaydı hayatim nasıl olurdu diye düşünmüyor değil .
    özellikle 3. çocuk piskolojik olarak çok yordu.