şükela:  tümü | bugün
  • nedenini bir türlü anlayamadığım şekilde ama hep denk geldiğim bir övünülme durumununa sebebiyet vermiştir eski nişanlı. bayanlarla eğer muhabbet, ilişkilerinden açılmışsa "e ben eskiden nişanlıydım. sonra bıdıbıdıbıdı oldu nişanı attım ben." nedense nişanı atanlar da hep kendileri olmuştur. o kadar çok olumsuz özelliğinden bahseder ki; "e yuh be kardeşim. nişanlı olmadan önce aklın nerdeydi?" sorusunu aklımdan geçirmeden edemem.
  • eski nisanli yeni evlidir belki de.
  • eski sevgilinin bir ya da iki kademe** upgrade olmuş halidir. bu upgrade(ler)'in "eski" sıfatı eklenmeden önce yapılması mantıklı olacaktır yoksa eski sevgili ile nişanlanmak gibi saçma durumlar doğabilir.
  • mevcut nişanlınız bu rütbeye erişince merak edersiniz zaman zaman acaba biriyle beraber mi diye.
    çoğu insan bunu benden daha iyisini buldu mu maksadiyla yapar.
    kimisi de sakin ve sessiz gerçekleşen ayrılıktan sonra üzerinde ayrılınan nişanlının mutsuzluğunu taşır istemeden. benden dolayı diye...
    işte o yüzden merak edilir acep naptı diye.
    gel zaman git zaman bir şekilde haber gelirse onun yeni birisiyle ilişkisi olduğunun ve hattasında nişanlandığının işte o zaman derin bir huzur kaplar artık içinizi...
    çünkü o kişi artık sizin yüzünüzden mutsuz değildir, tam tersine başka biriyle mutludur.
    sonra gelirsiniz sözlükte başlık var mı diye bakarsınız ve eski nişanlı başlığına entry girersiniz.
    hatta o kadar sevinmişsinizdir ki o kişinin mutlu olduğuna 2 kadeh bişi içeyim bu iyi habere karşılık dersiniz de az evvel ananenizin kandilini kutladığınız aklınıza gelir ve mecburen içemezsiniz.
    neyse canım kandil günü böyle iyi haber almakta iyidir.

    özetle; eski nişanlınız da olsa, eski sevgiliniz de olsa, onun mutlu olduğunu bilmek eğer onunla geçmişte yaşamış olduğunuz sevginize/ilişkinize saygınız kalmışsa her zaman size huzur verir.
  • (bkz: nişan atmak)
  • hayal kırandır. nişanı atan tarafsa eğer akla geldikçe iç burkan, cinnet geçirtendir.
  • ilk erkek arkadas ise bu eski nişanlı bir tuhaf oluyor insan ayrılınca.. yeniden doğmuş gibi ne yapacagını bilemiyorsun..
    ama güzel oluyor be ! söyle derin bir oh çekip kimseye hesap vermeden gezip tozuyorsun iste.. zirt pirt telefonunda çalmıyor
    öyle kafaya takmaya falan gerek yok, keyfini çıkarıp sabahlar olmasın tadında gezmek lazım
  • bir insanı sevip yola çıkarsınız, sonra da yürümez ayrılırsınız.
    herşey geçer gider ama yaşananlar unutulmaz. basit bir şekilde, bugün daha bir daha ölmesini istersiniz.
    (bkz: 14 şubat sevgililer günü)
  • şu anda yanında oturduğumdur, insan seviyor mu ne bazen?
  • yıl 2006, 2. sınıftayım. yaz mevsimi. kardeşimin sevgilisi, ablasının çalıştığı triko fabrikasında bize de iş buldu. bir kaç ay çalışıp harçlık çıkaracağız. bense sevgilimi(şu an kocam) tatile götüreceğim.
    günlük 12 tl yevmiye ile çalışıyoruz. ip kesiyoruz sanırım.
    ilerleyen haftalarda çalıştığım bant değişti. yaş ortalaması 60 ve üzeri teyzelerle aynı masayı paylaştım. 15 kişi kadardık. o kadar seri çalışmamıza rağmen neler paylaşmadık ki? hepsi bir derya. zor hayatların güçlü kadınları..tırnaklarıyla kazıyarak kurulan yaşamlar.. keskin virajlar, kayıplar, beklenmedik olaylar..

    en büyüğümüz fatma abla. adile naşit'in tıknaz tatlı halini düşünün, o aynı tipte ama daha tombik, daha yuvarlak bir vücut. yine yuvarlak bir cehre. fatma girik'in masmavi, kendi cumhuriyetini ilan etmiş gözlerinin laciverdi gözler, yaşına rağmen sapsarı kalan beline kadar uzun ama ensede toplanmış saçlar..pespembe yanakları, çiçekli gömleği ve şalvarı ile tam bir toprak kadını ama o anın fabrika işçisi.

    fatma abla, 16 yaşında iken bir yıllık nişanlı imiş. hem yaşının küçüklüğü, hem de babasının kıymetlisi olduğundan ötürü nişan süresi böyle uzunmuş. nişanlısı genç, çoğu akşam onlara yemeğe gelir, otururmuş. ilişkilerine, aile çatısı altında bir flört diyebiliriz; çocuksu, masum.
    bir yaz sonra da evlenecekler, olaysız geçinip gidiyorlar işte.
    fatma ablanın en yakın görüştüğü kız arkadaşları, bir takım dedikodularla geliyorlar: nişanlısının sofya'da bir sevgilisi var, hatta onun adı da fatma, bir hemşire. ve nişanlısı çok kararsız.

    " hangi fatma'yı tercih etsem? ikisinden de geçemiyorum. biri iş güç sahibi, biri güzel. ne yapsam ki?" diye köydeki arkadaşlarına danışıyor, dert yanıyormuş.
    ve ihtimal ki, nişanı atacak, ona gidecekmiş.

    bunları duyar duymaz tek kelime etmeden, bir kez bile yüzünü görmeden, babasına artık onun gelmemesini, işi bozduğunu iletmesini söyleyip, onlara da açıklama yapmadan kestirip atmış. nişanlısı genç, defalarca kez eve gelmiş, kapıdan ayrılmamış, araya hatırlı gönüllü herkesi sokmuş ama ulaşamamış ona. odasından hiç çıkmamış.

    fatma abla, bir iki ay içinde nişanlanıp evlenmiş. evlendikten ve çocukları olduktan bir zaman sonra; dedikoduları ona taşıyan, aynı zamanda fatma ablanın eşinin kuzeni de olan yakın arkadaşı ona gerçekleri itiraf etmiş:
    eski nişanlısının ikinci bir ilişkisi yokmuş. tüm bunları eşi uydurup, planlar yapmış. köyün kızlarına hediyeler almış, rüşvet vermiş.
    vicdan azabına dayanamayan arkadaş, anlatıp bu yükten kurtulmuş.

    fatma abla çok sarsılmış. bu kadar aptal ve saf olduğu için kendini suçlamış. kocasına konuyu açmış. "ben seni aldım mı ona bak" anlamında sözler etmiş pişkin pişkin.

    bir zaman sonra fatma abla, yanında eşi ile, yakın bir komşu köydeki düğünde imişler. fatma abla başını kaldırdığı gibi eski nişanlısı ile göz göze gelmiş, kaskatı kesilmiş. nefesini tutmuş, dünya o an durmuş. eski nişanlı, can düşmanına, kanlısına bakar gibi nefret doluymuş. duvara yaslanmış, gözlerinden tiksinti ve hırs...
    husumet güttüğünü görünce korkmuş. yanına gelecek, bir laf edecek, kavga çıkaracak gibi gelmiş ona. ne yapacağını bilememiş ve kocasına söylemiş: "çok kötü bakıyor!" diye. koca: "geçti, anca bakar" gibi bir şeyler mırıldanmış ağzının içinden.

    ayrılıklarından sonra ilk ve son görüşü bu olmuş onu.
    sonra türkiye.
    hikaye burda bitti.
    fatma abla ekledi: "düzce depreminde oğlu enkazda kalmış, vefat etmiş. iki çocuğu kalmış geride. "

    yani hala haberini alıyor. (kimden alıyor bilmiyorum ama! aynı köylüler sonuçta) acısına üzülüyor.
    bir kez buluşup gerçekte olanları, yalanları... her şeyi konuşmalarını isterdim. face'leri falan olsa konuşurlardı :) şimdi her yaş grubu kullanıyor ya.

    gençliği eminim elf gibiydi, öyle anlatıyordu zaten. ama o an kendi ağzından, kendi başından geçenleri dinleyince, ordaki sevimliliğiyle canlandırdım gözümde, bundan ötürü gülümsemiş, kendimi tam verememiştim anlattıklarına. çok boşluk kaldı. onu sorguya çekerdim de, dedim ya çok seri çalışıyor ve sayı veriyorduk.