şükela:  tümü | bugün
  • günün başlıklarında söz konusu başlığı görünce sözlükten çıkan, bilgisayarı kapatan, yatağın üzerine kapanarak ağlayan insandır...
  • bedazzled'da bu modelden bir tane vardir ki, evlere senlik..
  • (bkz: balik burcu)
  • yağmur yağınca gökyüzü ağlıyor diye ağlayan insanlar ki bunlar genellikle çocuk milletinden çıkar, büyüyünce geçer
  • silivri den sellektor yapan araca pendik giselerinde saga cekip dortlulerini yaktiktan sonra "neden ben!", diyerek, hickiriklara bogulan insan evladidir.
  • ekseriyetle kanser olur.
  • perihan maden de bahsetmiştir bunlardan, sevmem kendisini sinikliğini ama güzel bahsetmiştir:

    "bazı çok hassas insanlar bana vampirleri hatırlatırlar: biz kaba saba köylülerin ne kadar kanlarını içseler, daha o kadarını emmek isterler. onlar öylesine hassas, öylesine kırılgan, öylesine özeldirler ki... önce sizi eğitirler: bir laboratuvar faresi gibi. tavlamayı, baştan çıkarmayı, elde etmeyi harikulade iyi bilirler. zaten onların hayatta işi, budur. sonra, yani sizi ilişkinin kafesine tıktıkları andan itibaren, bu olağanüstü hassas ruhların esirisinizdir: laboratuvar faresisinizdir. sizi nevrotik bir fare yapmak üzere, duygu eletroşokları yollayacaklardır. aynen deneysel psikoloji laboratuvarlarında yapıldığı üzere. esir fare kapatıldığı ‘ilişki kutusunda’ sağa adım atsa, şok yiyecektir. sola adım atsa, şok yiyecektir. yemek kutusuna doğru yollansa, şok yiyecektir: yollanmasa, şok yiyecektir. fare, ne zaman şok yiyip ne zaman yemeyeceğini asla anlayamaz. zira nedensizce ve kuralsızca şoklar yiyerek iyice sersemletilecek, tarumar edilecek, sonunda da bombok bir nevrotik fare haline gelecektir. olağanüstü hassas, kırılgan ruhlar da, size aynen bunu yaparlar. sizi tıktıkları ilişki kutusunda, “a, kalbimi kırdın” der, bir şok yollarlar. “çok üzgünüm” der, şoku dayarlar. “yine anlamadın beni” der, şoklarla kutunuzda, bunaltırlar.siz, giderek tuhaflaşırsınız. kendinizi porselen dükkânında bir fil, bu aşırı hassas ruhların gül bahçesinde bir öküz, sırtındaki yumurta küfesiyle eminönü-tahtakale arasında ilerleyen bir hamal gibi hissedersiniz. herhalükârda kaba saba, odun gibi filan, hissetmenizi kendinizi, karşınızdaki aşırı kırılgan ruh, mutlaka temin edecektir. bu ruh kafeslenmesi esnasında habire, ‘düzelmeye’, ‘incelmeye’, ‘anlamaya’, ‘doğru olanı yapmaya’ çalışır, çalışırsınız. hatta inceldiğiniz yerlerden koparak; muhtelif parçalara ayrılırsınız. işin içine bir nebze olsun akıl mantık sokmaya çalışır, avucunuzu ve yaralarınızı yalarsınız. zira aşırı hassas ruhlar, sizi tesadüfi şok dalgalarıyla madara etmektedirler. onu yaptın da bu değil; hayır! siz hep böyle bir mantık silsilesi için çırpının durun, kırgınım! anlaşılamıyorum! ah ben ne yalnız ne inceyim! deyip deyip ‘durduk yerde’ sizi siz olduğunuz için cezalandıracaklardır. zira ağzınızla kuş tutsanız, bu aşırı hassas ruhların aşırı hassasiyet seviyelerini, tutturamazsınız. bunlar, aşırı hassasiyetleri yüzünden üzüledursunlar, bir de bakarsınız ki, sizi canhıraş bir şekilde üzmekte; ruhunuzu cayır cayır yakmaktalar. onlar ise aşırı hassasiyet salıncaklarının konforunda, aslında tatlı tatlı sallanmaktalar. bir kere, hassasiyetleri öyle bir sabun köpüğü, öyle bir dokunduğunda dağılan balondur ki; bunlarla ne kadar çırpınsanız gerçek bir iletişim kuramazsınız. ne kadar konuşsanız, sesinizi o kadar duyuramazsınız. yavaş yavaş uyandığınız acı gerçek şudur: o kadar kendileriyle doludurlar ki, sizi görmemektedirler. size bakmamaktadırlar. kendileri o kadar mühimdirler ki, son kertede siz, umurlarında değilsinizdir. onlar ve acıları. onlar ve kırılganlıkları. onlar ve sırları. onlar ve kırık kalpleri. onlar ve onlar. siz, cam fanuslarının önünde tepinmektesinizdir. o cam kırılmaz, aşılmaz, içine nüfuz edilemez bir camdır. o cam, onların ne denli iyi korunup sizinse ne kadar ortalıkta olduğunuzun da, en hain kanıtıdır: acılar içinde oldukları iddiasıyla sizi fena halde acıtmaktadırlar. hiç anlaşılamadıklarını iddia ederken, sizi anlamak için serçe parmağa kadar gayret sarfetmediklerini, özenle gizlerler. kırık kalpler kontenjanını tamamen doldurduklarından, sizin paramparça olmuşluğunuzu kaydedecek mecalleri, tabii ki yoktur. gözyaşları, sizi silip süpürmek üzere hazır beklemektedir. incelikleri, habire göğsünüzü delmeye hazır oklardan oluşur. en mühimi, sizi ciddi olarak, kendinizden soğuturlar. bu hassas ve duygulu insanların, anlar gibi oldukları tek duygu kendi duygularıdır. empati yetenekleri doğuştan felce uğramış gibidir. ne kadar çırpınsanız, bu kafeste o kadar çaresiz kalırsınız. ‘karışıklılık’ nedir bilmedikleri için, sizi hakikaten perişan etmeye muktedirlerdir. uyanmanız gereken mesele, ‘bu aşırı hassasiyetin’ değeri kendinden menkul bir reklam kampanyası olabileceğidir. karşısındakine bu denli kör ve aldırışsız hiçbir hassasiyet, gerçek olamaz. bu olsa olsa, bir kendi kendiyle dolu olma hali, bu nevi narsisizm, bir sahte duygulanımlar oratoryosudur. perde indiğinde, böylesine berbat bir temsilin sizi nasıl olup da bu denli üzebildiğini anlamanız, epey zamanınızı ve emeğinizi, alacaktır."

    aşırı hassas insan narsisist bir kişiliktir ve çoğu zaman cahildiri ekleyeyim. etraflarındaki olaylar hakkında hep "aşırı yorum"a kaçtıklarından, kendi başlarına gelen şey hep en farklı olan olur. narsisistlerdir ve cahil olduklarını kabul etmezler, ama çoğu konuya yaklaşımlarında kendi içsel dünyalarından kopamamakla ilgili olduğunu düşündüğüm bir cahillik vardır. çok konuşulur bu hassas tipler hakkında, az buz değillerdir çünkü.
  • + olm sana demedim ya nerenden cikardin?
    - hmm. zaten sen beni hic kale bile almazsin dimi.
    + hay sokayim ya.