şükela:  tümü | bugün
  • filmlerden ogredigimizde gore; carsaflari birbirine baglayarak yapilan eylem. [o carsaflarda ayse teyze dokunusu yoksa kic ustu cakilmak isten bile degildir]
  • öncelikli olarak mümkünse eğer başhemşire, nöbetçi hemşire, her ne zıkkımsa onu adamakıllı korkutup, delirtip, sizden uzak durmasını sağlamanın gerekli olduğu eylemdir.

    nasılsa, sizi gördüğünde diğer hemşire ya da görevliler de görmemezlikten geleceklerinden elinizi kolunuzu ve diğer bilumum uzuvlarınızı sallaya sallaya kaçabilirsiniz. gerçi o zaman aksiyonu olmuyor, ama olsun. doktorları neden saymadım peki? onlar zaten sizi gayet iyi bildiklerinden, nasılsa iki-üç saate geri döner diyorlar ve aksiyon yaratmıyorlar.

    - oooo hoşgeldiniz nazlı hanım, gözümüz yollarda kaldı, nerelerdeydiniz?
    - (pijamanın üstüne giyilen mont çıkarılır, ayağa odada duran mavi kulaklı terlikler geçirilmeye çalışılırken) ya teyzemde gün vardı, oyun günü, ben de sıkılmıştım. sizi aradım, yoktunuz, ben de çıktım gittim.(el cebe sokulur, bi avuç bozuk para çıkarılır) bunları bugün kazandım doktor, hadi bahçede çay içip sigara tüttürelim.
    - tamam, ama bi muayene edeyim seni, serumu sonra takıcaz madem?
    - ya doktor, sıkıldım, bunaldım, hiç olmazsa hava kararsın da öyle gireyim içeri, hufff.
    - tamam, benim laptopu veririm sana, film açarsın serum bitene kadar. ama sonra alırım geri.
    - ahahah, tamam, güzel pazarlık. benimki gelince öderim bu borçları. seni seviyorum doktor.
    - iyileşsen ben seni daha çok sevicem.
    - ama o uyuz hemşireyi bırakma bi daha başıma, hem eli çok ağır, hem de nemrut bi karı.
    - nazlıcım, senin ağzına hiç yakışmayan laflar bunlar, değil mi yavrum?
    - oy. tamam. yeter. bi çıkiim burdan. ya da bi kaçiiim, üçüncü sayfalara haber yapıcam sizi. durun daha.
    - e hani beni seviyordun?
    - seviyorsam da, doktorum olarak sevmiyorum, insan olarak seviyorum. ne bu ya, asker gibi, evci çıkıcam nerdeyse!
    - hadi, yürü de çay içelim. çok konuştun gene. sinirlenme hem. hadi giy şu montunu, üşütme bi de başıma.
    - tamam. ya bi de şu odamın boyasını falan değiştirsek?
    - zaten oda epey değişti, ama sanırım boyaya izin vermezler. şansını çok zorlama.
    - iyi tamam. her şeyi siz biliyosunuz zaten! hıh!
    - hadi nazlıııı(elden tutup çekiştirerek dışarı çıkarılır.)
    - zaten iyi bi şi olsanız, elli kere çıkmıştım burdan, üç aydan fazla oldu be!
    - sen de yardımcı olursan söz, çıkarıcam seni. ben de bayılmıyorum seni burda tutmaya.
    - söz mü, söz mü, söz mü, söz mü, söz mü, söz müüüüğ?
    - söz, yemin, ne istersen!
    - heyoooooooooo, yuppiiiiii, şlaps!(öpücük efekti, bol sulu)

    üç ay hastanede yatılınca kaçınılmaz diyaloglara da sahne olabiliyor.
  • bazi hastalarin gerceklestirebilecek kadar guclu olamadigi eylemdir. boyle durumlarda, tipki the basketball diaries'de oldugu gibi, hastanin en yakin arkadasi devreye girer. onu hastaneden, olumu bekledigi yatagindan uzaklastirir. tekerlekli sandalyede oldugunu unutturabilecek kadar hizli hareket ettirir ki ozgurlugun tadini cikarabilsin...
  • bircok doktorun en buyuk hayali.
  • george orwell, 1929 yılında bir paris hastanesine yatar. ve orada edindiği gözlemlerin ne olduğunu anlamak için şu paragraf yeterlidir:
    - "bir ya da iki yıl sonra tutukluluğu sırasında hastalanan ünlü dolandırıcı madame hanaud, x hastanesine götürülmüş ve birkaç gün sonra gardiyanları atlatmayı başararak bir taksiye binmiş ve hapishaneye dönerek orada daha rahat ettiğini açıklamıştı."

    (bkz: books v. cigarettes)