şükela:  tümü | bugün soru sor
  • bugün yaptığım eylem. 10 saatlik mesaiye ancak 8 saat dayanarak, "ya ben naaptım, niye iş görüşmesinde hemen işe alınınca tamam dedim.bu iş bana göre diil" gibi düşüncelere dalıp, patronun da kıl birine benzediğine iyice karar verince, kendimi kapının önünde bulduğum durum.
  • ne kadar istediysem de hic yapamadigim eylem. gercekten daha ilk gununde "neredeyim ben, napiyorum burada aq" sorusunu sorduğum ve istisnasiz her gununden nefret ettigim iki tane isim oldu. ikisinden de ilk gun istifa edemedim. "yapamadi calismak zor geldi" demesin istedim babam. ikisi de zorlaya zorlaya 1 ay surdu.

    okul bittikten sonra duzenli bir is bulma asamasinda sanirim birçoğumuz yasiyor o anlari. yapabiliyorsaniz basin istifayi derim. o is zaten yurumez.
  • işe gelmememiz, geldiyseniz bile mesainin bir yarısında iş yerinden çıkmanız ve bir daha dönmemeniz yeterlidir. deneme süresi boyunca sebebi ne olursa olsun iş akdinizi tek taraflı olarak feshedebilirsiniz.
  • başladığınız ilk gün şirketin kayyuma devredildiğini ogrenmisseniz öğle yemeğini bile beklemeden yapılacak eylemdir. neler gördük bu genç yasimizda alper ağa
  • iki kez başıma gelmiş olaydır. zevklidir...

    ilkinde bir tatil beldesine, arkadaşlarımın da çalıştığı bir otelde receptionda çalışmak için gitmiştim. gittiğim gün "şu an ihtiyaç yok ama bir kişi çıkacak" geçici bir süre buralarda takıl dediler. aynı akşam arkadaşlarla yemek yediğimiz restoranda garsona ihtiyaç olduğunu söylediklerinde iyi bari 3-5 gün ben burada çalışayım o zaman dedim. ertesi gün işe başladım. o günün sabahı zabıta geldi, içki ruhsatı yok diye tükkanı mühürlediler. bir gün bile sürmedi, gerçi bu zorunlu istifa oldu ama iyi oldu kanım ısınmamıştı zaten. sonra otelde işten çıkan da olmayınca geri döndüm memlekete...

    ikincisinde, bir zamanlar takıldığım the cammatin abileri bana muhasebe işi var dediler. okulda genel muhasebe dersi gördüm ama anlamam ki dedim. hele bi git bak dediler, gittim. bir gün durdum, çıktım. nerde gördüğüm tek düzen muhasebe nerde şirketler muhasebesi...
  • pozisyonunuz için bir erken boşalma durumudur ve patronunuz için tehlike çanları çalmaya başlamıştır.
  • bir defasında gururla yaptığım eylem. istifa dilekçesini de patron koltuğunda doldurmuştum hatta gel buraya otur deyince tabii.
  • yan masada oturan ve size karsi kurdugu ilk cumle "ooo hosgeldin sen yenisin galiba eihiehieih" diyen hiyara hafif tehdit esansli "sikerim agzini yuzunu senin simdi yavsak" dediginizi diger ofis calisanlarinin duymasi* sonucu gerceklestirmek zorunda kalinan eylem.
  • bundan yaklaşık 4 sene önce kadar yaptığım eylem. 20 yaşındayım, sporcuyum, müzik yapıyorum, ortam geniş, artistlik paçalarımdan akıyor, bir otelde kasiyer olarak * çalışmaya başladım. akıllı bkz verdik diye, otelde çalışan kasiyerler alınmasın darılmasın. bana uygun değildi, yoksa gayet kebap iş yani.

    neyse, beni verdiler havuzun oradaki bara. yahu elim ayağım düzgün, vücudum fit, saçlarımı yapmış, küpemi takmış gitmişim. 1- 2 saat kadar karıyla kızla kakara kikiri geçti saat. baktım iş on numara. irlanda'lı bir kızdan numara bile almışım 2 saat içinde. bu bahtiyar zaman, şefin gelip '' küpemi çıkarmamı istemesine'' kadar sürdü. çıkarmam dedim. genel müdürün odasının karşıda olduğunu ve ara ara çalışanları kestiğini söyledi. ben de o akşam mesainin sonuna kadar küpemi çıkartarak çalıştım ve mesai sonunda gelmeyeceğini, istifa ettiğimi söyledim.

    mesainin sonuna kadar çalışmamdaki amaç, tahmin edilebileceği gibi, ibrahim kutluay'ın '' antrenmandayım'' yalanına paralellik güdüyordu.
  • devlet memuru olarak, uzun yıllar süren bekleyişin ardından kadrolu bir öğretmen olarak atandıktan sonra yaptığım eylem.

    hayatım boyunca hiç unutmayacağım bir gün : 14 şubat 2014...tam da öyle bir denk geldi ki sevgililer günü'nde başlamak üzere gelmiş bulundum okula. müdür bey giriş işlemlerini yaptı ama benim istifayı basmam 1.5 saat içinde oldu. zaten istemeyerek başladığım bir meslekte, bir de kendi hayat standartlarıma ve entellektüel seviyeme tamamen zıt ve yabancı olan bir kültürde, bir çalışma ortamında bulunmak istemedim. hiç de pişmanlık duymadım yaptığım işten ama durumların değişmesi gerekti. 3 gün boyunca herkes diller döktü, "insanlar devlete öğretmen olarak atanmak için neler yapıyorlar, sen böyle yaparak atama bekleyen kişilerin hakkını yemiş oluyorsun, günahtır. en azından yaz tatiline kadar sık dişini, bir dene. hiç yoktan stajyerliğin kalksın, sonra istersen istifa et" vs. gibi cümlelerle herkes başımın etini yedikten sonra 4. günün sabahında istifa dilekçemi geri çektim. haftasonuna denk geldiği için yürürlüğe girmemişti henüz. ve şimdi hiç istemediğim bu yerde, normalde günlük yaşamımda asla bir araya gelmeyeceğim insanlarla, mutsuz olmak pahasına sırf "zoru görünce götü yemedi, o yüzden istifayı bastı anasının kuzusu" demesinler diye yaşamaya ve çalışmaya çalışıyorum. 2 aydır tamamı koyu muhafazakar ve dindar olan bir köydeki evde kapalı bir şekilde, zaman geçirebilmek için gittiğim ilçe merkezinde takılabileceğim tek bir mekan, gidebileceğim tek bir tane bile sinema, dolaşabileceğim tek bir dinlenme yeri ve başka hiçbir sosyal aktivitede bulunabileceğim imkanlar olmadan. aynı noktadan konuşamayacağım insanlarla çevrili olarak, havadan sudan konuşmak zorunda kalıp aklımdan ve içimden geçenleri kimseyle istediğim gibi paylaşamadan kendi içimde kapanıp kalarak.

    siz siz olun, mutsuz olmak pahasına istemediğiniz bir işte durmayın. zaman geçtikçe değişen bir şey olmuyor, sadece ilk kararınızda ne kadar haklı olduğunuzu defalarca görüyor ama kurtulamayacağınızı bildiğiniz için içinize atıp, rutine ayak uydurarak devam etmeye çalışıyorsunuz. sizin seviyenize çıkamayacak olan bir ortamın seviyesine inmeye mahkum olarak, bir de zorunlu hizmet yalanı altında gençliğinizin en güzel günlerinden bir daha asla geri gelmeyecek olan 4-5 seneyi zorunlu olarak heba ederek. cezalandırılarak. bakalım benim sabrımın ve direnme eşiğimin sınırları ne kadar, bu eziyete ne kadar katlanabileceğim göreceğim. ama şunu çok iyi biliyorum ki, devlette garantili bir işe gözünü kırpmadan sırt çevirmek pahasına da olsa aynı şeyi bir daha olsa bir daha yapardım. bu sefer başımın etini yiyip akıl verenlere kanarak "aman birileri olumsuz bir şey demesin, bari bir deneyeyim" diye kendimi kandırmadan, ilk kararıma sadık kalarak üstelik. hayatta çok daha iyisini yapabilme şansı elindeyken sırf ana babanın gönlü olsun, sırf garantili iş olsun, her ay maaşı tıkır tıkır yatsın diye kendi benliğine ve birikimine hakaret gibi olan ortamlarda, vasatın da altına tamah ederek çalışmayı kabullenmek, bunu gururuna yedirmek insanın kendi kendine yapabileceği en büyük hakaretlerden biriymiş zira, yaşadıkça öğreniliyor. öğretmen olmayı dört gözle bekleyen, bu nedenle kpss'ye çalışan arkadaşlarım. ya deli gibi çalışıp hakkınız olan yerlere atanın ya da hiç atanmayın. her ne pahasına olursa olsun öğretmenlik yapma aşkıyla yanıp tutuşmuyorsanız ve bu satırları okuyorsanız eğer, "garantili bir işim olsun da ne olursa olsun" diyerek aksini yaptığınız takdirde içine düşeceğiniz ortamlarda bu yazdıklarımı hatırlarsınız elbet.