şükela:  tümü | bugün
  • 1945-50 yıllarında istanbul üniversitesi hukuk fakültesi'nde doçentlik yapan mehmet ali aybar'ın milli şef ismet inönü'nün tek parti döneminin baskı rejimine yönelik kaleme aldığı yazı. bu yazıdan sonra mehmet ali aybar'ın üniversite ile ilişkisi kesilir.

    yazıdan bir kesit:

    "halbuki bugün yeryüzünde "demokrat değilim" diyecek bir tek hükümet yoktur. eminim, sorulsa habeşistan imparatoru haile selasie bile, memleketini demokrasi esaslarına göre yönettiğini iddia eder. kimsenin iyi niyetinden şüphe etmeye hakkımız olmadığı için, demokrasi kelimesinin çeşitli manâlarda kullanıldığını ve yeryüzünde çeşitli demokrasiler bulunduğunu kabul etmekten başka çare yoktur. fakat, demokrasinin klâsik olmuş bir anlamı da vardır; şahısların ve hükümetlerin arzusuna tâbi olmayan bir anlamı.. işte biz, bu bir iki yazıda mevcut demokrasi çeşitlerini klasik demokrasinin mihengine vurarak, gerçek hürriyet rejiminin anlamını ve teşkilâtını açıklamaya çalışacağız. bugün kendi kendine "demokrasi" diyen hükümet şekilleri arasında ilk karşılaştığımız çeşit, "kâğıt üzerinde demokrasi" adını verebileceğimiz hükümet şeklidir. bu ad altında topladığımız hükümetlerin, gerçek hürriyet rejimine olan uzaklıkları bir değildir. bunların hürriyetçiliği, "vatandaşların hükümete serbestçe katılmaları esasen söz konusu olmadığı için söz ve yazı hürriyetlerine ve serbest tenkide arada sırada müsaade edip etmemelerine göre derecelenir. bunlardan bir kısmı vatandaşların düşündüklerini serbestçe söylemelerine ve yazmalarına, hiç olmazsa zaman zaman göz yumarlar. bir kısmı ise, resmi fikirden başka bir fikrin açıklanmasına katiyyen meydan vermezler. hükümetin gidişini alkışlamak için olmadıkça, vatandaşların aralarında dertleşmeye bile hakları yoktur. fakat hepsinin ortak bir tarafı vardır. bu da adı geçen rejimlerin kağıt üzerinde demokrat görünmeleridir. kâğıt üzerinde demokrasilerde, devlet teşkilâtı hürriyet esasına göre çizilmiştir. devletin anayasası hürriyetçidir. hâkimiyetin millette olduğu ilân edilmiştir. hükümet edenler serbest seçimlerle iş başına gelirler. milleti temsil eden seçilmiş bir meclis vardır. hükümet meclis önünde sorumludur. anayasanın üstünlüğü prensibi kabul olunmuştur: kanunlar anayasanın özüne ve sözüne aykırı olamaz. vatandaşlara, âmme hakları başlığı altında, vicdan, düşünme, söz ve yazı hürriyetleri, toplanma hürriyeti ve siyasî hürriyetler, yani milletvekili seçilmek ve milletvekili seçmek serbestlikleri ve şahıs ve mal: dokunulmazlığı sağlanmıştır. evet, hürriyet rejimlerinin bütün bu ve buna benzer nimetleri anayasada, kanunlarda, nizamlarda, yazılıdır; ama uygulama bambaşkadır.

    uygulamada hükümet edenler gerçek seçimlerle iş başına gelmez; serbest seçimin şekli muhafaza, olunarak, milletvekilleri iktidarda bulunanlarca tayin edilir. milleti temsil ettiği arz olunan meclis, ancak tek bir partinin güvenini kazanmış, şahıslardan kurulmuştur. zira anayasa sözü ve özü ile buna mâni olmadığı halde, memlekette yalnız bir parti vardır. buna parti demek bilmem caiz midir? fakat herhalde bu da, bildiğimiz gerçek partiler gibi, siyasî amaçları olan bir teşekküldür. rakibi yoktur ama. siyasî programı vardır. ve rejim demokratça olduğu için, parti de halkçıdır. partinin hedefi: halka hizmet, halkın dileklerini yerine getirmek, halkın her bakımdan seviyesini yükseltmek, bir kelime ile halkın efendiliğini kurmaktır. bu arzular samimidir. lâkin ne çare ki parti tektir; yani tek bir görüş ve anlayış memleketin mukadderatına hâkimdir. milletvekilleri, serbest seçim perdesi arkasında iktidarı elinde tutanlarca atanmış olduklarından, meclis hükümetin denetçisi değil, memurudur. hükümet adamları da, mevkilerini bir şahsa, çok kez devlet reisine borçlu bulunduklarından, hürriyet rejimlerinin, kaidesi halk olan üçgeni, zirvesi üzerine oturur. sonuç olarak, hükümet meclis önünde sorumlu olacak yerde, meclis hükümete, o da devlet reisine karşı sorumludur. anayasanın üstünlüğü prensibi yerini, teşrii nitelikteki şahsi kararlara bırakmıştır. devlet reisinin ve onun tarafından onanmak şart ile, hükümetin her dileği, her buyruğu kanun şeklini alır. teşri uzvunun, yani meclisin kendi inisiyatifi ile kanun yapabilmesi için her şeyden önce hükümet kanalı ile devlet reisinin onayı alınmış olmak gerekir. teşri görevinin durumu bu merkezde iken âmme haklarından söz edilebilir mi? her teşriî tasarruf kutsal bilinen ferdi hürriyetleri kayıtsız şartsız sınırlayabilir. vicdan, düşünce söz ve yazı hürriyetleri, toplantı hürriyeti, şahıs ve mal dokunulmazlığı, hükümet edenlerin diledikleri gibi kullanabildikleri konulardır. siyasî hürriyetler ise, sırası geldiği zaman kullanılmalarına müsaade edileceği vaadi ile açıkça piyasadan kaldırılmıştır. ancak resmî görüşleri teyit eden düşünce, söz, yazı hürdür. toplantı hürriyeti, siyasi karakterde olmayan toplantılar ve cemiyetler hakkındadır. şahıs ve mal dokunulmazlığı ise, hükümet yararına düşüncesine bağlıdır."
  • eşcinsel yunan feylozoflarinin uydurduğu, avrupa'da küllerinden tekrar diriltilen bir aldatmacadır demokrasi. teoride bir kaç şekilde tanımlanabilir. halkın kendi kendini seçmesi vs. insan hakları, eşitlik, adalet, özgürlük vs derler ama aslında hepsi hikayedir. çünkü demokrasi diye pratikte bir şey yoktur. sebebi ise oldukça açıktır. demokrasi uygulanabilirliği % 0 olan bir rejimdir ve insanların genelini asla memnun eden bir sistem değildir. bu sistem kelle sayar ve kişilerin vasfina bakmadan sadece sayısını baz alır ve çoğunluk bir kelle de olsa azınlığın kaybettiği bir sistemdir. yani bu sistem çoğunluğun diktatorlugudur. çoğunluk işte yönlendirilmeye açıktır.

    teknik olarak bir çok sorunu vardır bu sistemin. örneğin istanbul gibi büyük şehirlerde 250 bin kişinin vicdani bir kişiye emanettir, nüfusu düşük illerde 10 bin kişiyi bir kişi temsil ettiği de olur. binlerce insanın farklı beklenti ve umutları, nasıl olur da bir kişi temsil edebilir. bu imkansızdır. milletin vekili seçilen kişi de istese kendisine oy verenleri ters köşeye yatırıp sağ partiden sola, soldan sağa geçebilir.

    demokraside her damara göre şerbet vardır ve herkes kendi partisinin iktidara gelmesi için oy verir. yalnız bu küçük ülkelerin çoğunda mümkün değildir. bu ülkelerde koalisyon kurulur ve sağ, sol muhafazakar ne kadar parti varsa ortak karar alır. yani sen sagciysan, solcuyla ortak karar alırsın, bu senin oyunun p.c olmasıdır. hristiyanların deyimiyle şaraba su katmaktir.

    demokraside seçim barajı koyarlar. bunun amacı istikrarı sağlamaktır. baraj olmayan ülkelerde onlarca küçük parti meclise girip gereksiz çok ses çıkartırlar. baraj koyduğunda da bu sefer bir çok kişinin mecliste utopikte olsa temsilinin önüne set çekmiş olursun.

    demokraside üst üste hangi parti seçilirse, o daha da güçlenir. çünkü devletin kurumlarını partisinin çıkarı için kullanır. 3 seçimden daha fazla üst üste seçilen bir parti tunç kanunu gereği diktatörlüğe evrilir.

    rejim değişir demokrasi gelirse, tek partili döneme geçilir, bu da demokrasi değildir, çünkü kendin çalıp kendin oynarsir. örneğin chf ingilizler tarafinden tc kurduruldugunda 15 sene boyunca güneydoğuda yapilanmamis, adete ülkenin doğusunu tek tercihli de olsa, demokrasiye dahil etmeyip yok saymıştır.

    demokrasi hakkında daha söylenecek çok şey var. uygulanabilir bir rejim değildir. demokrasi diye sunulan rejimin demokrasi ile alakası yoktur. demokrasi pamuk harali gibi, her önüne gelenin bir şeyler koyup çıkardığı bir dindir. çünkü demokrasilerde birey mikro, halk makro ilahtir. meclis bir mabed, başkan ise taguttur. insan eliyle yapılmış kanunlar, kişilerin o anki çıkarlarına göre şekillenir. bugün a dediklerine yarın b derler. ayrıca demokratik rejimde politika yapmak için gereken özellikler, yalancılık, sahtekarlık, kurnazlık, dolandırıcılık, torpil, rüşvet, zihin kontrolü, kitleleri aptallaştırma, koyun gibi gütmeden ibarettir. siz siz olun bu sisteme dahil olmayın. bu sistem küresel deccaliyet sisteminin bir parçasıdır.
  • hayaller,
    (bkz: çoğulcu demokrasi)
    gerçekler,
    (bkz: çoğunlukçu demokrasi)