şükela:  tümü | bugün
  • mesela bir mumu kesin. ortaya çıkan (o zamana kadar ilk defa gördüğünüz) yüzey o mumun bir kesiti olur.
  • (bkz: ara kesit)
  • toplum dizisinin her bir bölümü. *
    bir de biyoloji dersinde kurbağa kesme törenlerinde elimize alırdık bunu. öyle bakar, birşey de anlamazdık. hala da birşey anladığımızı söylemek yalan olur...
  • (bkz: section)
  • kirli agustos adli 1970 tarihli kitapta bulunan edip cansever siiri. asagidaki gibidir.

    gulleri, glayolleri ve pezevenkleriyle pasaj
    gecitlerin sinirli yerleri
    gizleniyorum orada
    kazilardan yorgun cikmisim
    gozlerimde dus fosilleri.

    asiyorum sevgiyi cilginlik korkutmasa
    hicbir sey korkutmasa
    kanatilmis duruyor olumu bilmek icin
    disi bir oglanin agzi
    cakili bir disbukey aynaya.

    kan, her seyin asli kan...

    (bkz: kan var butun kelimelerin altinda)
  • kesitle ilk karşılaştığımda (kendisi tek katlı, kırma çatılı ve antipatik bir evin kesitiydi), hayatımın kesitten önceki döneminin gayet güzel, anlaşılabilir ve üstesinden gelinebilir bir şey olduğunu düşünmüş ve masaya bantladığım kağıda bir şeyler çizmeye devam etmiştim. evin ortasından geçen hayali bir testereydi kesit ve benim elimde kendime zarar vereceğim bir silaha dönüşmek üzereydi. merdivenden, ıslak hacimden, kapıdan, galeri boşluğundan ve geçmesini istemeyeceğim neresi varsa manyak gibi oradan geçen bir illetti kesit, hayatımın bundan sonraki kısmında birlikte yaşamaya alışmak zorunda olmak bile canımı sıkmıştı. tabii, bütün bunlar 2003 yılında gerçekleşmişti ve mimarlıkta bir dönemimi bile geride bırakmadığımdan umutsuzluğa kapılmam normaldi.

    ıslak hacimden geçen kesitin ısrarı aradan geçen sekiz senede değişmedi, benim kendisine olan sevgim de ilk gördüğüm andan beri artmadı. alışırım sanmıştım varlığına ama bir türlü olmadı, kesit çizmem gerekirken tamamen alakasız işlerle uğraşmak ve kaytarmaya çalışmak şu günahkar boynumun borcu oldu. masaya bantladığım kağıdı sökmeden sınıftan kaçtım, kesitini çizmeden okul projesinde final jürisine kadar geldim. kırma çatının kesiti saçlarımı döktü, kel pandalar gibi isimsiz ormanlarda yuvarlandım. aşık-mertek-yarak-kürek hep canımı sıktı, "kesitini çizmesek kaça olur ağbi" diye hocalarımın peşinde dolandım durdum.

    heyhat, üzerinde falçata yarıkları olan mimarlık sıralarında kesit çizdiğim günlerin üzerinden sekiz sene geçmiş oluyor ve kendimi yeniden bir kesite bakarken buluyorum. bu sefer beyaz masada bantlanmış kağıt yok, bilgisayar var. kesit aynı kesit ama sadece ölçüleri değişmiş, çatısı uzamış. mertekse mertek, kaplamaysa kaplama. plandan çizgileri taşıyıp bunlarla kesite başlamak bile nuri bilge ceylan'ın kısa filmi gibi oluyor, bungun bir coğrafyada dikilip parlak çizgilere bakmaktan elim mouse'a gitmiyor.

    tempo yavaşça düşüyor, jpeg gibi hareketsiz duruyorum bilgisayarın önünde. plandan geçen kesit çizgileri, en az on dört tane daha kesitin çizilmesi gerektiğini ve bu iş için benim seçilmiş olduğumu anlatıyor kesik kesik. okulda kağıdı bırakıp sınıftan çıkıyor, bir şekilde yırtıyorsun da bu sefer köşeye sıkıştın işte deli hamdi! ne istersen yaz, hangi sitede sürtmek istiyorsan sürt ama dönüp dolaşacağın yer a-a üssü kesitleri olacak. o bitecek b- b üssü başlayacak.

    o da bitecek c- c üssü. "c ceyli cala cula camburleyli cap cup" diye sayıklarken bulacaksın kendini. kesit, kesik başlı horoz gibi önünde titreyecek.
  • gazi üniversitesi mühendislik fakültesi bahçesinde bulunan cafenin adı. öğrencilerin sosyalleştiği güzel bir mekandır.
  • hayattan kesit nasıl alınıyor acaba?

    dikey alınırsa "durum" olur sanki, tabii zaman yatay gidiyorsa. kısa vadeli olaylarda karar almak için uygundur. vermek için değildir, çünkü sahibine aittir.
    yok kesit yatay alınırsa "projeksiyon" olur; derinlikten yoksun yüzeysel olaylarla karşı karşıya kalınır. bununla da dönemsel analizler yapılır. rengarenk boyanır, film gibi olur.
    noktasal kesitlerde de "an"lık detaylar cımbızlanılır herhalde. zaman akıntı halindeyken donuverir; kaçırılanlara ya da yakalananlara üzülünür, sevinilir...

    kesit düzleminin geçtiği yerler de çok önemli tabii; öyle bir olaya denk gelir ki bu bazen, arkasında kalanlar görülemez; durum anlaşılmaz o zaman, yanılınabilir; yaşanan hiçbir şey saydam değildir.
    bazen de açıktır önü, geçmiş derinlemesine uzanıverir, ama uzakta olanlar siliktir. o halleriyle bile “şimdi”ye zemin sağlarlar.

    iyidir kesit, fotoğraf gibidir: tek çerçevesi çok şey anlatır, vay be, hey allahım, iyi ki... dedirtir. ya da susturur, eskiden iplenmeyenleri boğazda düğümlendirir, düğümleri çözer, kırıkları kaynatır ya da yapışanları söker...

    bazı mizansenler de bir türlü açıya girmez. yapımcı izin vermez, senarist reddeder ya da oyuncu istemez... çünkü tekniğimiz yetmez:
    bir dokunuş kaç kareye tekabül etmez?

    kimini üzer bu hâl; içine oturur, yatıya kalır. gün be gün tekrarlanır. şarkılarla şiirlerle pansuman yapılır. her şey aynıdır.
    kimisi de kesit kesikleri içinde bakmaya devam eder. mazisi katmerlenir, mavisi vitraylaşır.
    hepsi aynadır.
  • türkçe'ye atatürk'ün kazandırdığı bir geometri terimi.
    http://tr.wikipedia.org/wiki/geometri_(kitap)