şükela:  tümü | bugün
  • belçikalı dardenne kardeşlerin 2001 yapımı filmi. 2003 istanbul film festivalinde de gösterilmiştir. başrol oyuncusu rosetta'da da görünen olivier gourmet'dir, le fils ile cannes'da en iyi erkek oyuncu ödülü almıştır.
  • rehabilitasyon merkezinde marangozluk egitmenligi yapan olivier'in* dunyasini alt ust eden kisinin, ogrenci olarak karsisina cikmasiyla yasanan ilginc olaylari anlatan bir dram.
  • omuz kamerasının karakterlere çok yakın olarak kullanılması nedeniyle zaman zaman izleyiciyi rahatsız edebilen fakat içine girildiğinde özellikle baş karakterin yaşadığı çelişkileri hisettirebilmesi ile etkisini arttıran film.
  • yönetmenlerine, durgunluğun içine yedirdikleri yoğun gerilim ile hayran bırakan film.
  • yavaş tempolu, sessizlik ve yalnızlık dolu fransız-belçika ortak yapımı bir "sanat" filmi. sallantılı ve hareketli bir kameranın* kullanılması ve sıklıkla baş karakter olivierin ardı sıra dolaşması gerçeklik dokusunu sağlamlaştırıyor. sıradan insanların hayatına odaklanan filmleri seven biri olan şahsımın takdirini kazanamamıştır yine de. ha kötü değildir kesinlikle.
  • michel rostain'in, 20 yaşında menenjit hastalığından ölen oğlunun trajik hikayesini anlattığı ve fransa'nın en prestijli edebiyat ödülü goncourt edebiyat ödülünü alan romanı.
  • --- spoiler ---
    çocuğunuzun katili çocuğunuz yaşında ise ve 5 sene sonra karşınıza öğrenciniz olarak çıkarsa ne yaparsınız. özellikle de gençlerle çalışan, hayatınızı sorunlu gençlere, hapisten çıkmış gençlere meslek öğretmeye adamış bir insansanız

    dardanne kardeşler gene tuhaf bir konu, repetitif sahneler, sahiciliğinden şüphe edilmeyecek hallerle şaşırtan, sevdiren, sahici film ....

    --- spoiler ---
  • teknik açıdan, hareketli kamera kullanılarak devamlı aksiyon etkisi yaratılıp durağan seyredebilecek filmin kendi iç dinamiği oluşturuldu. böylece baş karakterin içten içe yaşadığı persona çatışmaları dışa kamera vasıtasıyla verilmiş oldu. bu durumun seyirci açısından avantajları ise karakterle özdeşim yapmasına fırsat vermemesidir. özellikle sahne içindeki açısal geçişlerde iki saniye ileriden alınan diğer sahneler, şaşırtıcı ve uyandırıcı güzellikteydi. teknik açıdan beni en çok şaşırtanda buydu.
    dardanne kardeşler; hikayenin çatısını oluştururken ve anlatırken, ne taraf tuttu ne de bireyleri suçlayıcı bir tavır aldı. karakterlerin karanlık yüzlerine de fazla müdahalede bulunmayarak; sarsmak değilde durumu kesitleştirerek anlatma yolunu tuttular. bu da sinemayla tv filmi arasında hafif de olsa gidip gelmeler yaşatmadı değil. yine de ortalamanın üstünde, derdini anlatabilen bir seyirlik olarak izlemeye değer..
  • rehabilitasyon merkezinde ders veren bir marangozun, oğlunu öldürmüş olan çocuğa rehabilite amaçlı zanaatını öğretmek durumunda kalmasıyla başlayan ilişkileri ve marangoz olan adamın mesleği ve babalık duyguları arasındaki (mantıksallık-duygusallık diye de okunabilir) gelgitleriyle süregiden bir film "le fils".

    bu film; dardenne kardeşler'in, kalemi ellerine aldıkları anda yazdıkları senaryoyu hayata geçirebilecek imkanın da önlerine serildiğinin, yani senaryolarını filmleştirecek maddi kaygılara girmediklerinin kanımca ilk ispatıydı. kafayı yemiş fularlılar haricindeki tüm entelektüellerin de onaylayacağı üzere, film ele aldığı konuda derinleşemiyor ya da derinleşme çabasına girmiyor. film bittiğinde, seyircinin elinde dardenne biraderlerin sinema dillerinin alametifarikasından başka birşey kalmıyor.

    alametifarikalarının başlıca iki unsuru, filmde kullanılan omuz kamerası ve durağanlığa yedirilen gerilim.

    öte yandan bu film ile birlikte başrol oyuncusu olivier gourmet, le fils ile cannes'da en iyi erkek oyuncu ödülü aldı, rosetta'da da dardenne biraderlerin tercih ettiği oyunculardan biri oldu.
  • dardenne kardeşlerin alameti farikası olan "katıksız hayat" her filmlerinde olduğu gibi bu filminde de mevcut. aslında dardenne kardeşlerin sevdiğim yönü mimesisin sınırlarında gezmelerine ramen belki estetik, belki olay diyebileceğimiz olgular ile mimesisin içine kaçmadan ama hayatı da ötelemeyen bir anlatım biçimi ile bize sunması. katıksız hayatın doruklarında ama mimesisin ifratına kaçmadan sinemanın alanın içinde bir gezinti sunuyor. sinema alanını ihlal etmemeleri ayrı bir artıları. film sürükleyici unsur olarak iki soru soruyor ve bu soru üzerinden insanın o durumda ne yapabileceğine dair yüzeysel sorular sormaya başlıyorsunuz bu soru yüzeysel ama bir tarafı ile sizi filmin sonuna kadar izlemeye iten bir sebep. gourtmen ile bizi bir hemhal etme durumu yok ama onun ne yapabileceğine ve hangi eylemin hangi kararın daha ahlaklı olacağına dair sorular sormaya ve bunlara cevap aramaya itiyor bizi. kamera açılarında özellikle yakın yüz planları bizi gourtmen'in yaşadığı sıkıntıya yakın bir sıkıntı yaşatmaya çalışmış ama bu sıkıntı biraz teknik bir çözüm olmuş.

    dardenne kardeşler sinemada öyle bir yerdedirler ki sinemanın imkanlarını bilen ve buna göre davranan ama bu bilmişlik sadece teknik bir bağdan ibaret kalmış. turgut cansever etrafında dönmediğim şeye sanat demem demişti dardenne kardeşlerinde bu dönüşü yüzeysel bir durum fotokobisinden ibarettir. bu yüzden kendisini orhan pamuk'a benzetirim. orhan bey'de roman yapısını çözmüş ve bu yapı üzerine çalıştığı konuları oturmaktadır. dardenne kardeşler ile orhan pamuğu bu yönleri ile ruh kardeşi ilan edebiliriz zannımca. dardenne kardeşler'de sinemanın yapısını bir nevi çözdükleri için anlatmak istedikleri şeyleri bu yapının içine oturup göstericiye sunmaktadır. tabi bu onları mürted birileri yapmaz. ilhan berk kendisini şiir işçisi ilan etmişti. kelimeler ve harfler üzerinde çalışmış ve şiirini öyle kurmuş bir şair ilhan berk. aslında bu güruhun kahir ekseriyetine "şiir işçisi" diyebiliriz. şiir işçileri şiir ile kurdukları teknik ilişki ve bu ilişki üzerine dokudukları elbiseleri sergileyen terziler diyebiliriz ama bazılarının şiire gösterdikleri hassasiyet fazladır ve burada ayrışırlar.
    umarım meramımı anlatabilmişimdir. :)