şükela:  tümü | bugün
  • david lynche bu sene cannes'da en iyi yonetmen odulunu kazandiran film.
  • her david lynch filmi gibi cikisinda "eeee ne ki bu simdi?" dedirten, karmasik, icsel bir film. hatta denebilir ki bastan sona ruya sekansi olan, zaman, kurgu butunlugu aramaktan cok imgelem guzelligi bulmaya calistigimiz bir sinematik divan edebiyati.
  • ayrica lynchin imgelem butunlugunun yani sira hatun butunlugu gibi bir kaygisi oldugu da basroldeki iki kadina bakarak anlayabiliyoruz. tarantinovari 3 4 sahne ise "ah tarantino nerelerdesin be" dedirtiyor.
  • tiyatrodaki sahneden sonra ve kutunun açılmasıyla(bkz: pandoranın kutusu) kafamda oturttuğumu sandığım her şeyin bir anda yerle bir olması üzerine ohadediğim 2. izleyişime kadar her david lynch filminde olduğu gibi anlamak için kafamı patlattığım ve sonunda bilinen mantık çerçevesine oturtmaya kasmanın gereksiz olduğunu kavradığım film.
  • izlemeden evvel "çok karışık, şöyle içsel, böyle anlaşılmaz" tasvirleriyle bilenmiş olarak hiçbirşey anlamama beklentisiyle, veya daha doğrusu, anlama isteğinden vazgeçmiş bir şekilde girdiğim sinemadan halay çekerek, mendil sallayarak çıkmamı sağlamış, muhtekulade başyapıt.

    icat edildiğinden beri hikaye anlatmakla yükümlendirilmiş sinema, haliyle seyircisinide bir hikaye izlemeye, mantık kuralları içerisinde ilerleyen olaylar silsilesine koşullandırıyor. david lynch ise bildiğimiz rasyonel hikayeleri aktarmaktansa, hayalgücünden, imgeleminden fırlamış görüntüleri, kendi kişisel mantığı içerisinde aktarmayı tercih ediyor bana göre. ve kendisini hollywood işi koşullandırmalarla kısıtlamamış izleyiciyide mest ediyor böylelikle.

    filmden çıktığımda izleyenler arasında gördüklerini anlamlandırmanın beyhude çabasında memnuniyetsiz insanlar vardı, gayet tabi. amma filmin gizemlerinin sinema çıkışı mcdonalds'da "abi peki o herif neden öyle yaptı?" diye tartışmakla çözülemeyeceği aşikar. onun yerine filme gidip, perdedeki olağanüstü olayların keyfine varmak, film esnasında sebep-sonuç ilişkileriyle kafayı bozmamak en güzeli. sonrasında filmin yarattığı çağrışımlar, herkesin kafasında kendi fikrini oluşturacak, oluşturmayanların seyir zevki ise, yanlarına kar kalacaktır...

    sonuç olarak, açık fikirli lynch hayranları tarafından muhakkak izlenmesi gereken, amma nedensellikle en azından ilk bakışta bir bağı olmadığından dolayı bir çok kişinin nefretini üzerine çekecek olan bir film.
  • bu arada izleyenlerin cogunun filmin sadece rahatsız edici yönlerine değinilmesi ilginç, zira bence rahatsız edici olmadığı gibi, birçok açıdan komik bir filmdi mulholland drive. yönetmenin yapımcı ve mafyozolarla toplantı yaptığı, small time serseri bir herifin siyah kitabı ele geçirmek için yaptıkları vs.. gibi birçok sahnede kahkahalar attıran bir filmdi.
  • akıllıca oyku kurgusuyla agzimizi acik birakmis, muhtesem goruntuleri* ve muzikleriyle* damakta müthiş bir lezzet bırakmış film.

    telefon görüntüleri ve silenciodaki performans unutulmaz. bergmanın personasıyla kurulabilecek analojileri de belirtmeden geçmemeli. david lynch yaptı mı yaptıyor dedirtti bir kez daha.
  • yapaylık akan estetigiyle dilinizi boyayan şekerlerden yiyormuş gibi hissettiren film. black hole sun klibi izlermiş gibi de hissedebilirsiniz. güneş daha parlak, gece daha karanlık. yapaylık kimi zaman gerceklik dışına cıkmanın altını ciziyor, goruntunun karakterindeki devinimin de muzikte oldugu kadar kuvvetli etkisi hissediliyor film boyunca.
  • sıradışı bi film olsun istenmiş, değişik olmuş. iyi güzel hoş ama; niye bu kadar yavaştır bu film. köpeğin bokunu 2 kez 3-5 saniye amatör kamera tarzı neden çekersin? neyse ki güzel sahneleri daha çok.