şükela:  tümü | bugün
  • bir parti eşli batağın bütün gün sürdüğü kahvedir.

    (bkz: koz maça diyorum o halde varım)
  • kadın sofişlerin anca bir uğrayıp çıkacağı kahve. halbusi öyle mi olmalıydı. herkes kırbacını, kılıcını, kuşamını bırakıp şöyle döldöş otursun kahkahası kavgası birbirine karışsın hasat perileri olsun istemez mi. ama yok. illa bi karı gelecek panoptikona malum olacak. dünyada bacağını açıp iktidar sahibi olmak ne zordur kimse bilmez. loopta ve salakta hayat zor vesselam. bir avuç fındık iktidarsızlık yapar. en hakiki mürşit dilimdir dilimin olduğu yerde de ben varım. ama o dil dışarı çıkınca olmuyor. dili dışarda karı gören kırbacı ele alıp şişko nuri'ye bağlıyor. dilimi bağlasalar anmasam hiç adını. çok garip yahu. memeni bile kitlemek zorunda olduğun bi dünyada değil kahveye bakkala bile çıkamazsın. niçe kırbacını götüne soksun artık. benim bacağımı açtırtmasın.

    myne kapıyı çarpıp çıkar o vakit, ama elbet gelecek. şimdi yorgun, uykusu var, esniyor. oyh.
  • nietzsche: beyler simone gelecek az sonra, toparlanın azcık. bu defa mevzuya girmeyi düşünüyorum, itlik yapan olursa ecdabını skerim baştan söyleyeyim.
    william james: bana faydası olmayan kilisenin papazını skeyim abicim, banane gelirse gelsin.
    nietzsche: oğlum zaten sana gıcığım var kırdırma ağzını yüzünü şimdi.

    schopenhauer: simone mu? ne simon'u. simone de beauvoir ne arar la gahvede.
    hegel: şuna komik youtube videosu izletmeyin allah aşkına ya. hale bak. ibiş.
    schopenhauer : arkadaşa söyleyin mutlak idealizmi ile geist’ini üst üste koyar öyle skerim onu, akıllı olsun.
    hegel: gel lan dışarı. gel orda hesaplaşalım. çıkşarı, çıkşarıı.
    schopenhauer : oğlum türün devamı için skerim seni bak efendi takıl iki dakka.
    kant: beyler terbiyemizi bozmayalım ama ayıboluyor.
    leibniz: arkadaş ne sikildi ne sokuldu şu ortamda be.

    bakunin: olm şurda yarım saat takılalım dedik, ziyarete geldik, ne pis muhabbetiniz varmış lan.
    zaten bu sene 1 mayıs’tan zerre tat alamadım, canım sıkkın, azıcık kafa dağıtayım dedim ortamda dönen muhabbete bak.
    thomas hobbes: bırak allahını seversen. benim vergilerimle döşenen kaldırım taşlarını sökseler daha mı iyiydi yani. yemek yediğiniz kaba pislemeyin. insanı yaşat ki devlet yaşasın.
    bakunin: oğlum elimde kalırsın bak. şakağımdaki damar seyirmeye başladı inceden.
    thomas hobbes: devletin başına devlet gelecek!
    bakunin: bak hala!
    feyerabend: bako kalk gidelim biz, kan çıkacak yoksa. sapıttı bu ibne yine.

    deleuze: beyler coenler'in son filminizi izlediniz mi?
    feyerabend: güzelim sen de bi dur ama ya. biz ne diyoruz bu neyin derdinde.
    bakunin: neyse aga kaçalım hakkaten. yoksa indirecem camı çerçeveyi verecem ellerine o olacak.

    -simone de beauvoir içeri girer-

    nietszche: pştt beyler bayan var ama ayıboluyor.
  • * burada zaman olmadığı için olup biten bir şey yok. geçmeyen bir şey de yok. pazartesi yok. cuma yok. yok bile yok.

    * gençliğinde varoluşçulukla ilgilenmiştin. buraya geldiğinde yokoluşçulukla ilgilenebilirsin. şimdiden hazırlan.

    *bizler için öte dünya orası, sizlerin yaşadığı dünya. orada yiyip içip, okuyup yazıp, sevişip mevişip yaşayıp gidiyorsunuz. bizlerse buradan sizleri seyrediyoruz. sessiz kahkahalar atarak.

    * hepsi yalanmış: ne cennet var burada, ne cehennem.

    * acıkmıyorsun susamıyorsun. okumuyorsun yazmıyorsun, resim heykel yapmıyorsun. ne var ki bunları yapıyormuşcasına bir doygunluk içindesin. uyumuyorsun. sürekli bir uyanıklık içindesin. yürümüyorsun. zaten istediğin zaman istediğin yerdesin. konuşmuyorsun, çünkü sözcüklere gereksinmen yok. yıkanmıyorsun, çünkü hiçbir zaman kirlenmiyorsun.

    *burada çocuklar büyümüyor.

    * burada hiyerarşi yok. ne as ne üs. dünyadayken yanlızca düşünü kurduğumuz eşitlik.

    *soru yok. dolayısıyla yanıt da yok. dolayısıyla tartışma da yok. dolayısıyla kargaşa da yok.

    *garip gelecek ama gerçek: burada millet yok, milliyet yok, inanç yok, din yok. hiçbir şey yok.

    *yaşamın anlamı yok diyorduk ya gençliğimizde, gerçekten yokmuş. ölümün de.

    işte böyle dostum. belki gene gönderirim mesajlarımı. nasıl olsa zaman sonsuz. mekan da öyle.

    p.s. henüz tanrıyı görmüş değilim.*
  • castoriadis: hadi beyler kağıda, vuralım dibine. koz maça mı ihale mi?
    bakhtin: ne koz maçası karnavalda mısın, sirk mi lan burası, pis gülerim buna.
    castoriadis: kes kağıdı lan ibiş,
    foucault: ver gelsin.
    freud: nesine, boşa oynamam. adını koyalım.
    bakthin: koymak derken, aklın fikrin gecen gündüzün bir olmuş.
    foucault: adlandırmak özneyi nesneleştirmektir
    castoriadis: hava yapmayın lan, skerim nominalizmi de, phallusu da.
    arendt: kamusal alanda iletişimle, demokratik praksis olarak vita activa ile her şeyi çözebiliriz.
    foucault: popper, ablaya bir maden suyu ver refahlasın, burayı da sula dilimiz damağımız kurudu
    popper: çaylar 2 papel oldu beyler.
    freud: iliğimizi kuruttun lan. soba başında maşasıyla bekleyen wittgenstein’ı salarım üstüne bak.
    wittgenstein: beyler mevzu mu var?
    adam smith: benim elim değmedi bi yere.
    simmel: karşıda çay beleşmiş lan.
    rorty: orası kasıyo abi ya.
    levinas: tey tey, ölmüşüz ağlayanamız yok, etik önemlidir gençler, aynı’yı eleştirin, soyunun, açın ötekine kendinizi.
    said: akıllı ol babacan. uzaklarda arama, çünkü sen içimdesin. geçiririm taşı kafana.
    ziya gökalp: sükûta davet ediyorum, nihayetinde biz bir aileyiz.
    maurice merleau-ponty: kim aldı lan bunu içeri, hep durkheim’ın ibneliği.
  • tütün ve mamulleri serbesttir bu kahvede. geçenlerde şöyle bir uğradım da foucault ile karşılıklı pipo içerken belediye ekipleri geldi. foucault başladı bu bir pipo değildir diye anlatmaya. adamlar nasıl kaçtıklarını bilemedi. bir koşuşları vardı, şener şen gibi topuklarını kıçlarına vura vura, çok güldük valla. bu foucault alem adam.
  • (bkz: öldüren myne öldürüyor)

    işbu müteveffa feylesfolar kahvesine birlikte gelen ve myne tarafından öldüğü rivayet edilen* helene cixious, luce irigaray ve julia kristeva genişçe bir masa bulup otururlar..

    cixious: ne diye bu kahvede buluştuysak, anam çok havasız yelpazem nerde benim yahu....

    kristeva: vardır bir bildikleri dur şimdi, kız baksana şu derrida değil mi?

    cixious: ay deme! dişil libidom yazınıma vurdu kristeva hani nerde benim derridanam ayy?

    kristeva: saat 3 yönü, ay bakın bakın şuraya. freud'la lacan da burada kızlarr..

    irigaray: bilemiyorum ya freud totoro motoro adam ama, karizma desen onda argüman desen onda. bi de fallusa öküz gibi dalmasa..baksana irigaray şu kulaklarına, ıstırırım ben onları..

    cixious: zevksiz şey seni. ısssırtmaya bula bula kıçında kılları ağarmış bu moruğu mu buldun? unutmayın annem son gününe kadar ne dedi? kadını fallusun üstün konumuna hapsetmeyeceksin. diyalektik yapılar aynı zamanda öznelliğin biçimlenişi üstünde baskı kurarlar. köleyle efendi damlaya damlaya hegel olur.

    irigaray: off..kulaklar diyorum ıstırırım diyorum.. anlasana be kadın...

    cixious: dinle iki dakka onu diyorum ben de, çüke karşı yeni bir dil oluşturmalı.. sahi lacan naptı acaba? son mektubumda düz aynayı bırak pütürüklü speculum'a geç dedim.. tamam irigaray'ım sen iste pütürüklü yelpazen olurum dedi ama, lacan'a da sorumluluğu bir türlü öğretemedim. bak kaç ay oldu hala ses yok..

    kristeva: dişil yazın filan bunlar hep yaş işler. hem cixious benden duymuş olma ama, bizim lacan da simone de beauvoir de simon diyormuş.. ay işin ilginci niçe de yanık simon'a. o da simonum da simonum diyor başka laf etmiyormuş. hatta geçen james'le atışmışlar da schopenhaur girmiş araya. ne buluyorlarsa bu simon'da.. anneliği bile reddediyor yahu..

    irigaray: tabi canım, dişil yaratılışı anlamadan anneliği nasıl reddedersin sen. demek simone ha... kız cixious, bu freud'la arayı kaynatasım var benim, yavuklusu kimmiş bi öğreniver.. ay aman bu simone'a da iyice gıcık oldum..

    cixious: ay ahaha, ilahi irigaray freud kadar başına taş düşsün.. sahi levinas'ı göreniniz oldu mu?

    o sırada camille paglia kapıdan giriverir.. bizim kızlar homurdanmaya başlarken kapı sessizce bir kere daha açılır. gelenlerin heyulası görünmeye dursun irigaray şöyle der:

    -buyrun cenaze namazınaa....
  • -simone de beauvoir, susan sontag'la birlikte içeri girer, bütün kahve ölüm sessizliğine bürünür.. gaipten niçe'nin sesi duyulur ama ne söylediği pek anlaşılmaz. ikili tam irigaray'ların yanına geçerlerken emma goldman da içeri buyurur. emma kızların masaya "ben bir berkman'ı öpüp geliyorum bacılar" işareti yapar. kızlar ow yea yiu minvalinde bakışmalar ata dursun, simone diğer masaya selam verirken susan kızların masaya varmış olur. -

    susan: oo camille da buradaymış..

    camille: selam

    susan: duydum ki unutmuşsun gözlerimin rengini...

    camille: efendim?

    susan: deyolar ki, kadınlar bazen şiddeti hak edeyolar diyomuşun?

    camille: ehm. tanrının bir yansıması olan bizler nasıl ondan farklı değilsek doğal olanı da doğadan ayıramayız.. yani mesela dişi bi maymun..

    susan: bak kızım..efendi ol. spinoza'nın adını andım şimdi tanrısıyla doğasıyla başlatma maymuna camille..

    camille: ay ne diyosun sen yaaa.. çok pis yaparım sizi.

    susan: napcan lan sınıfta mı bırakcan ahahah

    kristeva: dur sen. bir de utanmadan bizi, fuko'yu lacan'ı neyin aşağılıyormuşsun.. waste of time diyormuşsun.. ne iş?

    camille: yağni .. ben öğrencilerime hep fuko'yu unutun derdim, yani misal fuko, durkheim'ı niçeyi heidegger'i goffman'ı çalmış çırpmış.. fuko okumak vakit kaybıdır. lacan bildiğin stuff'dır. at git çöp hep..

    kristeva: ne diyo la bu? camille bak..

    camille: du yani şöyle açıkliim ben.. herkesin yaptığı gibi ezbere bir liberalizm muhafazakarlık eleştirisi yapmam ben... bu nedenle kendime bir nevi liberal diyorum.. ve hatta işi biraz daha içselleştirip bulunduğum konuma italyan pagan katolizmi bile diyebilirim.. kısaca pragmatist liberalizm de denebilir. katolik pagan italyan pragmatist liberalizmi.. ay ahaha siz ne anlarsınız yahu..

    kristeva: kayış kopmuş. senden değil pagan sahanda yumurta olmaz kızım.. hypatia nerde yahu ağzının payını versin pragmapagataliankatoliberaliste.. katolik paganmış ahaha.. hypatia'mı vurmasınlar. hem gay'leri de sevmiyomuşun sen öyle duydum ben...

    camille: yani şimdi doğadan bahsettim ben.. anal sex doğanın özüne aykırı felan.. ondan şittirdim.

    kristeva: doğanın özü nereymiş?

    camille: şimdi biz tanrının yansımaları doğa öz bik sok.. katolik..

    sontag: hahah kızım bildiğin kamil bu. bi de gelmiş bana "bu sontag popüler kültürü horluyo aman o ne anlar popüler kültürden" diyo piiii..

    kristeva: bak şu densize. la kamil, bir de çıkmış playboy'a röportaj vermişin doğru mu?

    camille: yağni çünkü ben şöyle şey.. televizyonun medyanın filan kullanılması gerektiğini düşünüyorum..

    sontag: ahah.. benim gibi modernizm düşmanına dediği lafa bak. illa metaya kurban olacam diyon yani.. emma gelmeden çek git kızım bu masadan. yürüe ade.

    camille: beni susturamazsınız! i and madonna will drive lacan from america!!!

    sontag: hoşt.

    camille: kimse beni anlamıyor. aslında ben çok zekiyim müren.. böhü..