şükela:  tümü | bugün
  • yenmis yenilmis, ezmis ezilmis, nihayetinde aramizdan ayrilmis komunistlerin olum-sonrasinin hicliginden bezip acmis olabilecekleri hayal mahsulu toplasma, hesaplasma, ahkam kesme, dertlesme ve karsilikli cemkirme yokyeri.

    hani, "olen komunistler nereye gider" uzerine hep dindarlar yok cennet, yok cehennem, yok bilmemne diye gakguk edecek degil ya... kahveye giderler kardesim!*

    ocagin basinda karl dayi dursa da, muteveffa sbkp'lilerin isletme merkez komitesi kurma israrlarina ragmen kahve isleri imece usulu ile gorulur. obsesif ve titiz dogasindan dolayi kahve kutuphanesinin sorumlulugu lukacs'a verilmistir. bir de alkol tedarigi ile, turk-yunan kankaliginin ender orneklerinden birini sergileyen nikos poulantzas-can yucel ikilisi ilgilenmektedir.
  • haliyle kahveye giris-cikislar konusunda titiz davranilacaktir.

    karl dayi: ne vardi, hayirdir?
    stalin: hocam bi arkadasa bakip-
    karl dayi: yapma canim, yapma guzelim, bu kacinci bak...
    stalin: hocam bari bi ufak votka-
    karl dayi:...
    stalin: surda kapinin esiginde dikileyim bari?
    can baba: lan gotoglani ya gir ya cik, ort su kapiyi. soguk giriyo amina koyiim.
    che: hocam atiyim mi?
    stalin: gorursunuz lan siz... sosyal fasist suruleri...
    karl dayi: hadi guzelim... anca. kapiyi kapa cikarken. ernesto oolum kap su caylari sen de.
  • kizaran yaprak mahallesi, sarabi eskiyalar sokak 68 numarada konuslanmasi olasi kahve...
  • ...
    edward p. thompson: iyi de hoca, fekape'den* tamamen kopmiyim diye elestirilerini felsefeye hapseden sen diil misin, arizali bi leninizmi yok spinoza ile yok lacan ile allayip pullamadin mi? "anlatilan senin hikayendir" demis ustad... nerde senin hikayelerin?
    althusser: on kere soyledim, yine soyliyim: marksizm hikaye anlatma, siirsel takilma aparati diildir kardesim, tamam mi? aciklarsin, ispatlarsin, neden-etki iliskilerini ifsa edersin. yapilari incelersin. bilimsel bir ugrastir yani.
    karl dayi: evlat pardon bi saniye. ne -izm dedin sen az once?
    althusser: ya dayi acma mevzuyu yine be.
    karl dayi: ...
    thompson: gor bak, hocam da ayni fikirde. dondurdun biraktin sen kurami. insanlardan temizledin hepten. kafayi yemene sasmamali zaten.
    althusser: edvird'cim seni severim, lakin oraya gitme bak. iki yuz sayfa kufrettin "teorinin sefaleti"nde, sesimi cikardim mi hayattayken? sabrimi zorlama. tepem atti mi ustbelirlerim adami ben.
    sofor idris: yahu gozum, iki saattir cene yaparsiniz, bi bok anlasilmaz... sizin lakirdilar amele kazanir mi pavlikada, ondan haber verin.
    karl dayi: ernesto oolum, idris abinin cayini tazele bakiim.
    ...
  • brecht: luim senin talebe etien avrupa birliğine sağda solda övgüler düzüyormuş diyorlar?

    althusser: abi bırak o rezilden bahsetme bana. ben daha ölmemişken hakkımda ölmüşüm gibi makaleler yazdığını unutmadım daha.

    brecht: ama senin rahle-i tedrisinden geçenlerin çoğunun daha sonra marksizmden kopması tesadüf olmayabilir diyorlar. valla ben söyleyenlerin yalancısıyım.

    althusser: abi sus, bi sus, seni de boğacağım o olacak!
  • ...
    nikos poulantzas: doldur babam, icelim...

    can baba: niko gozum, seninki tekneye yanasmakta, kafa sikicek yine devlet mevlet.

    poulantzas: gelsin babam, sen ac bi uzo daha.

    can baba: cekemem hic, mustafa suphi'lerle takilayim ben.

    ...
    ralph miliband: ustad hayirli aksamlar.

    poulantzas: cek bi sandalye ralf'im, kavun var, tursu da var bu aksam bak.

    miliband: yarim biraktin gecende tartismayi? neoliberal devletten bahis acmistik...

    poulantzas: ya, onu birak da, senin david oglan ucuncu yolcu olmus, blair'in yalakasi olmus diyorlar, asli var mi?

    miliband: batirican illa igneyi. essek kadar herif, ben ne yapayim? o yolun yolcusu olmus. hani, 1995'ten sonra memlekette sapacak baska yol mu biraktilar zaten?

    poulantzas: yola asfalt dokulmustu bile ben nallari diktigimde, 79'da. lakin sana da bi reformizm musallat olmus thatcher felaketinden sonra, gozumden kacmadi diil. kicinizin kenariyla okumussunuz gramsci'yi hepiniz. o laclau pezevengi bi dussun buraya, ona da sorucam.

    miliband: iyi de ustad, haksizlik etme. saldirinin siddetini yasamadin sen, 1989'u yasamadin...

    poulantzas: ben anlamam. yapisalci analize karsi yok ferdin onemi dediniz, yok aracsalcilik dediniz, yok kultur, cinsiyet, gakguk dediniz, partileri terkettiniz hepiniz sonra. meydani fransiz bohemlerine biraktiniz diycem, ayip olacak. al iste, o kel ibneyle deleuze tavla atar dururlar simdi sabahtan aksama kadar. ... alooo! bak alinir mi hic uzerine!

    foucault: ha?

    miliband: sen biraz daha ic en iyisi ustad. kalkayim ben.

    poulantzas: aticam ulan yine kendimi pencereden.
  • sahne 8:

    poulantzas (ernesto'ya): kim soktu bunları içeri?

    ernesto: kimi abi?

    poulantzas (foucault ve deleuze'ü işaret ederek): aha şu ikisini. söyle o karl dayı'ya, burası müteveffa komünistler kahvesi mi '68 mağlubu radikaller kahvesi mi bilelim!

    e.p.thompson (lafa karışır): bırak dursunlar nikos durdukları yerde. ne zararları var adamların?

    poulantzas: bırak baba ya... sen de sonradan çevreci filan oldun ondan koruyorsun onları.

    e.p.thompson: hele biraz bekle. biraz daha vakit geçsin diğer tarafta. bak beni zamanında kültürelci öznelci diye eleştiren stuart gitti kültürelcinin allahı oldu. sabırlı olmak lazım.

    poulantzas (bir şey söyleyecekmiş gibi olur, vazgeçer): ....

    e.p.thompson (kendi kendine): burada vakitten çok neyimiz var ki...
  • engels: magripli'm, garip bi e-mail geldi bizim adrese, fanilerin dunyasindan.

    karl dayi: print ettirdin mi, ver bakayim.

    engels: yok, kullanmiyorum o aleti. gecende bizim manifestoyu cogaltiyodum, malum kahve kalabaliklasiyor, lukacs kutuphaneyi genisletmek ister... gencler dalgaya vurdular isi, hani magara adamiyiz ya!.*

    karl dayi: acip gotlerine gulsunler onlar general, bosver kizma. ne istiyor asagidakiler?

    engels: ha, tam evlere senlik ihtiyar bu mektup. turkiye'den bir grup yazar, gazeteci, kucuk burjuva filan ortak mektup dosenmis. ozetle, biz eskiden komunisttik, dovustuk, vurustuk, sonra devir degisti sosyal demokrat olduk liberal olduk ama, devrim atesini canli tuttuk icimizde diyorlar. olur da cennete giremezsek kahveye alinmamiz mumkun mudur, saygilarimizla arz ederiz diye bitiriyorlar.

    can baba: siktirsin oportunist pezevenkler!

    ghassan kanafani: ustad ben bizim filistin liberallerini piskin sanirdim, helal olsun valla...

    karl dayi: <gevrek gevrek gulmektedir> general sen ilgilen cevap isiyle. can babaninki cizgisinde de olabilir. istersen lenin'e danis, doneklerle ugrasmayi sever.

    can baba: tursucu mu lan burasi!
  • vefat eden komunistlerin gittigi yer. fidel castro* da olup de buraya gelince, misyonu tamamlandigi icin kapanmasi gereken olusum.
  • ...
    max stirner: dayi yine bir dedikodu dolanir, bizim cemaat kapi disari edilecekmis filan diye. genc anarsistler rahatsiz, ona gore.

    bakunin: belan olurum karl'im yine bak, kabusun olurum, soylemedi deme.

    karl dayi: azizim durduk yerde ne heyecan yaratirsiniz, niye benim kafaya eksirsiniz anlamam... sekterlik gunleri geride kaldi. kahveye kim girecek, hep birlikte karar vermiyor muyuz? kimse kimseye patronluk taslamiyor burada. biz aldik dersimizi maziden, merak buyurmayin. cay vereyim tavsan kani, sinirler yatissin. behice borek pisirdi, yanina ondan da vereyim.

    simone de beauvoir: bir yanlis anlama olmus gecende, ernesto bizim emma'yi eva peron'a benzetmis, iceri almamis.

    klara zetkin: <bakunin'e> cemkirir durursun bos yere. ne kuyruk acisiymis be!

    cornelius castoriadis: <celallenen bakunin'in koluna girer> ayip oluyor ama klara.

    karl dayi: hadi hadi... caylar hazir. otur konusalim miko. cocuklar az musaade edin.

    bakunin: konusalim bakalim... cornelius'cum tamam morarttin kolumu.
    ...