şükela:  tümü | bugün
  • ercan kesal'ın yeni romanı.
  • film uyarlaması yapılacak olan romandır. ercan kesal da ilk kez yönetmeliği deneyecekmiş. valla bu süper olur.
  • ercan kesal'dan oldukça keyifli, akıcı ve bir o kadar da trajikomik bir novella.

    --- spoiler ---

    "hep kendimi ezberledim onca mısra içinde..."

    --- spoiler ---

    umarım yakın zamanda sinemaya uyarlamaya karar verir.
  • "(...) topraktan betona gelenleri, bakırdan plastiğe gelenleri, acıdan acıya gelenleri... hiçbir şeyin değişmeyeceğini çok iyi bildikleri halde, her şeyin değişebileceği yalanına inananları. yırtık çoraplarının başparmak tarafını içeriye kıvırarak, dizlerinin üzerinde birlik ve hiçliğe yürümeye çalışanları. fason atölye işçilerini. işsizleri. genç kızları. erken yaşlanmış delikanlıları...seyrettim.
    kırılıp döküldükleri yerleri kırık dökük düşleriyle tamamlayarak hayatta kalmaya çalışıyorlardı.
    ne kadar da benziyorduk yahu birbirimize!"
    (syf:92)

    "inatla ve özenle taşıdığım çocuk gövdem çok yalancı bir istanbul gecesinin içinde ellerini hafifçe çekerek kayboldu gitti. hepsi bu kadar..."
    (syf:193)

    bitirince nedense ulan herkesin bir figen'i olması lazım dedirten kitaptır.en azından bana öyle dedirtti
  • ne konusu ne de anlatımı ile hiçbir olağanüstülüğü olmayan, derinlikten uzak, büyük ihtimalle de ercan kesal tarafından yazılmış olmasa iletişim tarafından yayınlanması pek mümkün olmayan novella.

    not: ercan abi seni severiz ama bu kitap olmamış malesef.
  • ercan kesal'ın bir belediye başkan aday adayının başına gelenleri anlattığı yeni romanı. roman kısa sürede okunuyor, oldukça akıcı olduğunu söyleyebilirim. ama kitapla ilgili hissiyatım biraz dengesiz. bir taraftan, siyasete girecek kişilere bir ders niteliğinde. yani gülümsediğimiz birçok şey aslında gerçek, ve gerçek olması dolayısıyla da kitap türkiye'de siyaset yapmanın nasıl da trajikomik bir şey olduğunu yüzünüze yüzünüze vuruyor. bu bakımdan çok beğendim. diğer taraftan ise, roman okurken genelde "edebi" bir katkı arıyorum ki (aslında bu benim sorunum), bu kitapta malesef bu yok. yani edebi açıdan bana kattığı bir şey yok. o bakımdan da pek sevmedim. ama sanki burun farkı ile, yine de okunmalı diyorum.
  • ercan kesal'ın akıcı üslubu sayesinde su gibi giden, yerel seçimde belediye başkan aday adayı olan kahramanın o zamana kadar pek de denk gelmediği insanlarla olan ilişkilerini ve buna paralel kendisindeki bir takım değişimleri anlattığı eğlenceli kitap.
  • ercan kesal'ın raflarda yerini almış yeni romanı. okuduğum ilk bölümler itibarıyla gayet başarılı bulduğum, akıcı bir hikayeye sahip roman. sürükleyici bir anlatım tarzı var. günümüz siyaset manzaralarının arka planını fazla kasmadan bir hikayenin merkezine oturtmayı başarmış. kurgu olmakla beraber yazarın mesleği ve hatıralarıyla biraz gerçekliğe yakın duruyor.

    ercan kesal'in; doktorluğu ve siyasal konumu nedeniyle, yaşadığı tanıklık ve deneyimlerin değerli olduğunu düşünüyorum. nitekim "peri gazozu" kitabında kendi anlatımları, "bir zamanlar anadolu'da" filminin esin kaynağı olan yaşanmışlıklar ve nihayet "nasipse adayız" kitabı; yazarın türkiye'nin 1980 ler sonrası siyasal arka planını, gündeme hiç gelmeyen ama cezaevlerinde, yargısız infazlarda, otopsi odalarında biten hayat hikayelerini, siyasal kaypaklıkları, siyasal çizgisinden savrulup sermayenin sıcak koltuklarında oturanları en iyi anlatabilecek kişilerden birinin kendisi olduğunu gösteriyor. umarım yazmaya devam eder.
  • ercan kesal'ın yeni romanı.

    hani herşeyi çok yalın, basitçe anlatıyor. siyasetin ne menem bir pislik olduğunu, oraya giren en temiz, dürüst adamın bile boka batmadan işin içinden çıkamayacağını falan... ayrıca temiz, dürüst insanların orada kalıcı yeri olmadığı ya da orada kim varsa zaten pisliğe batmış olduğu mesajı bolca var. siyasetçi=üçkağıtçı denklemi beynine kazınıyor insanın.

    ama yine de kitapta bir olmamışlık var. hiçbir yerinde yeterli doyuma ulaştırmıyor. bu kadar kurguyla sanki daha etkileyici anlatılabilirdi her şey.
  • siyasetten anlamayan, o taraklarda bezi olmayan bir hekimin nasıl da "tipik" bir siyasetçi ahlakına dönüştüğünü anlatan ercan kesal romanı.

    --- spoiler ---

    öncelikle okumaya değer, akıcı, keyifle okunan bir roman. ancak tipik bir romanda olması gereken karakter derinliği yok. roman tamamen tek bir kişinin çevresinde dönüyor. halbuki roman karakterlerinden şoför naci üzerinden, esas karakterin eski eşi figen üzerinden çok güzel hikayeler yaratılabilirdi.

    romanda dikkatimi en çok başkan adayının bir köy derneğinin yemekli toplantısında dernek başkanıyla aralarında geçen sohbet. gecede köyün fotoğraflarının olduğu bir powerpointte metal bir dolap görünüyor ve o anda salonda alkışlar kopuyor. bunun ve bu alkışın ne olduğunu soran baş karakter kemal güner "köyün morgu" cevabını alıyor. köy halkı da bu yenilikten çok memnun. bu muhabbet bana "bir zamanlar anadolu'da" filminin meşhur muhtar evi sahnesini hatırlattı. orada da muhtarımız evinde misafir ettiği polis ve savcıya köylerinde bir morg olmamasının kendilerinde yarattığı sıkıntıyı anlatıyordu.
    her iki köy de göç veren bir köy. nüfus yaş ortalaması çok yüksek. vefat eden köyün yaşlıları, çocukları memlekete gelene kadar ölüleri saklayacak bir morgun olmaması her iki köyde önemli bir sorun. malum ercan kesal bir zamanlar anadolu'da filminin senaristlerinden. bu soruna romanında da el atmasını açıkçası merak ediyorum.

    bir diğer konu. ne kadar terbiyeli, ne kadar dürüst, ne kadar iyi bir insan olursanız olun siyasetin pis dişlisine girdiğiniz anda türk siyaset geleneği olan utanmaz, yapışkan, ikiyüzlü, yalaka, çıkarcı olmanız kaçınılmaz. kemal güner'in mecliste yaptıklarını ben hiçbir makam için, hiçbir mevki için yapamam. okurken utandım.
    --- spoiler ---