şükela:  tümü | bugün
  • banka yoluyla bana göndereceği borcu için, havale açıklamasına "nafaka ödemesi" yazarak beni bütün garanti bankası personeline rezil etmiş bir iblis.
  • son sayisiyla birlikte türk edebiyatinda öykü acisindan büyük bir bosluk yaratan adam öykü'yü uzun yillar boyunca basariyla yönetmis semih gümüs 'ün önderliginde hayat bulan yeni öykü dergisidir. ancak adam öykü’den hem tasarımi hem de güncel kültür-sanat haberleri de içermesi bakımından farklilasmakta, bu anlamda daha hareketli bir karakter cizmektedir.

    ilk sayisinda john updike, natsume souseki, nezihe meriç, murathan mungan, faruk duman, inan çetin, müge iplikçi, murat yalçın gibi öykücülerin öyküleri bulunmakta. bunun disinda yeni öykü yazarlarina da kapilarini acacaklarini müjdeliyorlar.

    öteki edebiyat dergilerin geleneksel tutumunun dışında sıra dışı bir dergiyle karsi karsiyayiz denebilir. türk ve yabanci yazarlarin öyküleri yaninda “günün konusu”, “bu kitapları kim çevirdi?”gibi cesitli bölümler de her ay bulunacak. ayrica cesitli edebiyatcilarla yapilmis söylesilere de rastlamak mümkün. örnegin ilk sayida ferit edgü ve doğan hızlan ’la yapilan söylesiler okunabilir.türk edebiyati acisindan oldukca heyecan verici bu yeni dergi umarim var olan büyük bir boslugu dolduracak.

    hem semih gümüs 'e, hem de tüm yaratici ekibe böyle bir icerige sahip yeni bir dergi olusturma yüreklilikleri icin cok tesekkür ediyor, cok uzun soluklu ve basarili bir dönemi acmis olmalarini diliyoruz.
  • bu ayki sayısında son zamanlarda yeniden revaçta olan ütopya ve distopya türlerine değinilmiş.

    seçilen konu oldukça sağlam olmasına rağmen içeriğinin beni tatmin etmediğini belirtmek isterim. çünkü genellikle distopik eserlere ağırlık verilmiş (gerçi pesimizmin tavan yaptığı şu günlerde başka ne beklenebilir ki).

    özellikle üç roman üstüne eğilmişler: orwell'ın nineteen eighty-four, huxley'nin brave new world ve hepsinin ilham kaynağı olan zamyatin'in " biz" adlı romanları. bilindiği üzere üçü de distopik yapıt.

    makaleler aslında sağlam ve doğal olarak biraz ağır. ardından en sona da temel ütopya ve distopya klasiklerinin listesini vermişler. iyi hoş da en azından birkaç satırlık bilgi verilebilirdi, biraz havada kalmış o liste.

    bu ayki sayısında beni daha çok tatmin eden yazı ise çevirmenler buluşması üstüne olandı. sıradışı tolstoy resimlerinin eşlik ettiği yazıda çok ilginç detaylar var.
  • gezi parkı eylemlerine kayıtsız kalmadığı için eleştirilen dergi. ideolojisi nedir ne değildir bilmem. savunduklarınız iktidarın, muktedirlerin hoşuna gitmediğinde, onlara ters düştüğünde illa bir ideolojinin savunucusu mu olursunuz? ya da özgürlüklerden yana olunca mı? (gerçi her tavır ideolojiktir, kabul. ama bunların anladığı anlamda değil. bunlar dedim, başbakan gibi konuştum.) gezi parkına da geldiler, notos dergisini ve kitaplarını dağıttılar. sağ olsunlar. zaten o dergiyi alanlar gezi parkındaki insanlar, kadınlar, erkekler, gençlerdir. kayıtsız kalsalardı daha da almazdım, diyemem ama buruk olurduk. evet edebiyatı için alıyorum bu dergiyi. ama edebiyat da hayattan kopuk bir şey değil ki! bunu en iyi gezi parkı eylemlerinde, duvardaki, yerlerdeki yazılamalarda, atılan sloganlarda gördük.
  • son sayısında ece ayhan'ın daha önce yayımlanmamış iki kısa öyküsüne yer vermiştir.
    'dışarsı ve içersi' ve 'büyük şehre giden adam'...
    arşive alalım.
    'direniş günlerindeydik. aklımızla, bilincimizle, düşüncelerimizle, vicdanımızla...' diyerek kendilerinden beklediğimiz gibi gezi parkı olaylarına da gayet kayıtlı kalıp, doğru olanı yapmışlardır.
  • 25. sayısında faulkneri kapak konusu yapmış edebiyat kültürü dergisi.

    eğlenceli javier marias yazısı dikkate değer (yazınsal yaşamlar isimli kitabında da vardır.) bundan başka romanlarıyla bilinen faulkner'in emely için bir gül başlıklı bir hikayesi mevcut. hikaye şahane... daha önce duman'da vardı sanırım. onu bırakalım da artık bir collected stories of william faulkner zamanı gelmiş çatmış. bu hikayeyle onu anlamış olduk.

    dergideki cemal bali akal incelemesi de ilgi çekiciydi. konu bi'kere ilginç; edebiyatta spinoza; ama c.b.a. da şahane yazmış.

    belirtmeden geçmeyeyim, ahmet ümit'in röportajında uyuyacaktım nerdeyse. son bir kaç söyleşidir dikkat ettim sorular ne olursa olsun yazarın cevapları hep aynı. hayır sorular devam ediyor, yazar efendinin cevaplar hiç alakasız. allah röpotorüne sabır ihsan etsin.
    dikkat çeken başka bir şey de her röportajda mutlaka bir dostoyevski bahsinin olması, mutlaka lafı evirip çevirip "edebiyat insan ruhunu inceler" cümlesine gelip dayanılması. yani bunlardaki amaç okur tavlamaksa tamam gene anlayacağım da ahmet ümit gerçekten de inanıyorsa, bunlara ztrilyon kere tekrar etmesinin anlamı ne? kırk kere söyleyince öyle mi olacak, ya da o söyledi diye amenna mı diyeceğiz.
  • sabah sabah, almak için girdiğim kitabevinde, hakkında duyduklarımla sevindirmiş dergi.
    tabii varlığının, çıkışının sevincini saymıyorum...

    -merhaba; notos öykü var mı acaba?
    -hımm. defalarca tükendi ama bir bakayım; kalmış mı?

    düşünebiliyor musunuz? bir öykü dergisi "defalarca" tükenip tükenip yeniden raflara konuyor. tabii az basılmış, kitabevince numunelik birkaç tane alınmış olabilir; ama yine de...
  • selim ilerinin cehennem kralicesinin olumler aski bolumunde artik yabancilasmis sevgili icin kullandigi benzetme..
  • notos öykü'ye nazar değmesin!

    notos öykü'nün en güzel yeri bence dosya konuları değil, aganta bölümü, hele bu 23. sayıda sayıda 3. sayfayı açar açmaz bir proust sergisiyle ilgili "proust'un zamanına yolculuk" (serginin özgün adı: proust, du temps perdu au temps retrouvé) başlıklı deniz yalım kadıoğlu başlıklı enfes bir yazı-haber var ki nasıl sevindim anlatamam, defalarca okudum bu 1 sayfalık haberi, hem proust sevdiğimden hem de 'mektup ve el yazmaları müzesi'nin hayranlarından biri olduğumdan çok hoşuma gitti bu yazı. sözü edilen sergiyi de çok merak ettim, keşke gidip görmek kısmet olabilseydi. neyse fotoğraflarıyla avundum ben de.

    23. sayıda ayrıca çok sevdiğim raymond carver'dan "ihtiyacın olduğunda beni ara" isimli vivian kohen imzalı güzel bir öykünün çevirisi var. yine dergide en dikkat çekici yazılardan biri hüseyin cevahir'in 1969 yılında yordam dergisinde yayımlanmış olan "çocuk ve allah'ta simgeler, görüntüler, çelişmeler" isimli incelemesi, yeniden yayımlanması çok yerinde olmuş. bir zamanlar ne harika dergiler çıkıyordu. yordam7ı pek bilmiyorum, ben "yeni dergi" hastasıyımdır, 60'lar 70'ler deyince aklıma gelen dergilerden birincisi yeni dergi'dir. neyse bu başka bir bahis, başka bir yazı konusu.

    "bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?"

    123. sayfaya gelince duraladım birden, "bu fotoğrafın öyküsünü yazar mısınız?" başlığı altında elif sanem karakoç imzalı bir fotoğraf var ve yazı meraklılarına sesleniyor. fakat ben bu fotoğrafı beğenmedim, nasıl öyküler yazılacak bilemiyorum ama tatsız şeyler olacak diye endişelendim. ben semih gümüş'ün yerinde olsam, hemen her kareleri bir öykü aurası taşıyan murat eren'in veya serdar darendeliler'in bir fotoğrafını koyardım. neyse bana söz düşmez, ama bu fotoğraftan yola çıkarak öykü yazma fikri çok güzel, kimin aklına geldiyse teşekkür etmek gerek.

    dergide daha yazamadığım çok şey var, enis batur'un "merak cemiyeti"ni, ufuk karakurt'un "çizgi romanlarda kötülüğün gölgeleri"ni ve sibel doğan'ın olivier rolin söyleşisini ayrı ayrı yazmak, tekrar tekrar vurgulamak isterdim, mutlaka okunmalılar.

    atölye

    derginin sonunda inan çetin'in atölye başlıklı ve dergiye gönderilen öyküleri değerlendirdiği sayfalar var. geleceğin öykücüleri onların arasından çıkacak değil mi? gönderilen öyküleri bilmesem de bir inan çetin kurgusu gibi okudum. inan çetin denince ceketimi ilikliyorum hemen, inan çetin deyince aklıma ömer ayhan geldi, yeni kitabı ne zaman çıkacak acaba? ömer ayhan denince de sema kaygusuz geliyor aklıma. edebiyatın bütün lezzeti nefaseti bu saydığım yazarların öykülerine ve romanlarına sinmiş durumda. eh ben de bir okur olarak onları yazı serüvenlerinin başında yakalamanın keyfini sürüyorum. kitaplığımın onların kitaplarıyla daha da genişlemesini umuyorum. nereden nereye geldik. :)
  • masadaki içki tüketimini bir orkestra şefi edasıyla yönetir.
    birine, "onu fon dip yap". öbürüne "sen! dur; rakı öyle bir şey değil". bir diğerine "hop: benimle kal, bir bardak çay iç". aynı anda garsona "biz bir büyük daha alalım".

    bütün gece bunu izle dur...