şükela:  tümü | bugün sorunsallar (6)
  • baca temizlerken ölen çocuklar

    1666 senesinde büyük londra yangınında koca şehir tam 4 gün boyunca yanmış ve sonrasında oluşan büyük hasar, ingilizleri yangın ve bina güvenliği konusunda önlemler almaya itmiş. yeni yürürlüğe konulan inşaat yönetmeliklerinin bir parçası olarak, ev bacalarının belirli bir şekilde, eskisine göre çok daha dar bacalar olarak inşa edilmesine karar verilmiş. bunun yanı sıra bacaların tıkalı olmadığından emin olunması için, periyodik baca temizliği herkes için mecburî hâle getirilmiş.

    dönemin ingiltere’sinde de mantar gibi baca temizlikçileri türemiş. ingiliz baca temizlikçileri, çok dar ve yüksek olan bacaları temizlemek için küçük çocukları kullanıyorlarmış. usta temizlikçiler, fakirlikten kırılan ailelerin çocuklarını satın alıp (!), çırakları olarak çalıştırıyormuş. gerçekte ise bu çocuklar çıraklık yapmayıp, sadece karın tokluğuna, hiçbir maaş almadan çalışmak zorunda kalıyor ve birçoğu orta yaşlarını bile göremiyorlarmış.

    yangın yönetmeliğine göre, bacaların çapları 45 cm kadar olduğu için, baca temizlikçisi olarak seçilecek çocukların küçük olması gerekiyormuş. iş için ideal yaş 6 dense de birçok minik çocuk 4 yaşında usta baca temizlikçilerine satılıp, bütün hayatlarını baca temizleyerek geçirmek zorunda kalmışlar. bu minicik köle işçi yavrular, sırtlarını, dirseklerini ve dizlerini kullanarak baca boyunca tırmanıp ellerindeki tel fırçalarla bacadaki tıkanıklıkları açıyormuş. zalim sahipleri ise bazen bu yavruların tembellik yapmaması ve daha hızlı tırmanması için altlarından ateş bile yakıyormuş.

    çocukların daha kemikleri bile tam gelişmeden sürekli girmek zorunda bırakıldıkları saçma sapan pozisyonlardan ötürü, hemen hepsinde gelişim bozuklukları ve gözle görülür fiziksel kusurlar ortaya çıkmış. çocukların dizleri ve eklemleri en çok etkilenen bölgeleri olurken, ciğerleri zehirle doluyor ve gözleri iltihaplanıyormuş. zalim ustaları, çocuklar fazla büyümesin diye bu çocukları özellikle gerekenden az besliyor, dolayısıyla ufak ve çelimsiz kalmalarını sağlıyormuş.

    kayıtlara geçen ilk meslek bağlantılı kanser vakaları da bu yavrucaklarda görülmüş. baca temizliği yapan erkek çocukların birçoğunda, yetişkinliğe ulaştıklarında testis kanseri vakaları görülmüş ki bu o dönem için hem çok acı veren hem de ölümcül bir kanser türüymüş. çocukların bir kısmı ise temizlemek için girdikleri bacalarda sıkışıyor ve türlü nedenlerden orada ölüyormuş.

    bu mazlum ve masum çocuklar genellikle usta temizlikçilerin bodrum katlarında, baca temizliği malzemelerinin dibinde uyuyormuş. yaygın inanışa göre yılda sadece 3 kez banyo yapmalarına izin veriliyormuş ve gece gündüz çalışmalarına rağmen, yılda sadece 1 gün tatil yapıyorlarmış.

    yavrucakların bu çilesi yaklaşık 200 yıl boyunca sürmüş. 1875 yılında george brewster adlı 12 yaşında bir çocuğun temizlemek için girdiği bir hastane bacasında sıkışması sonucu, çocuğu kurtarmak için bütün hastane duvarı yıkılmış olsa da, çocuğun aldığı yaralar sonucu ölmüş olması bardağı taşıran son damla olmuş. sonunda, 200 yıl gecikmeyle çocukların baca temizliğinde kullanılması ingiliz parlamentosu tarafından yasaklanmış. 12 yaşındaki george, ingiltere’de baca temizliği yaparken ölen son çocuk olmuş.

    edit: (bkz: buyuk londra yangini)

    debe editi: (bkz: #112351200)
  • neden araba stop lambalarında kırmızı ışık kullanırız?

    bunun gerçekleşmesinin 3 temel nedeni vardır:
    -elektromanyetik teori
    -insanda bulunan göz hücrelerinin yapısı
    -insan psikolojisi

    elektromanyetik teori:
    ilki elektromanyetik teoriyle ilgilidir. klasik teori der ki dalga boyu arttıkça dalgalar daha uzak mesafelere taşınabilir. örneğin radyo frekanslarının dalga boyu o kadar büyüktür ki iletişimde kullanılır. bilmeyenler bunu adım mesafesi gibi de düşünebilir: 1.95 m'lik insanın 1 adım boyu, 1.55 m'lik bir insanın adım boyundan daha büyüktür ve aynı adım miktarıyla daha uzaklara gidebilir.

    örneğin x-ışınları ya da mor ötesi ışınlar yüksek frekansları(düşük dalga boyları) sebebiyle yüksek enerji taşır ve kolaylıkla çeşitli kaynaklarla etkileşime geçerek daha iyonosfer seviyesinde gücünü kaybeder. yine kıyaslandığında düşük düşük frekansa sahip kırmızı, yüksek frekansa sahip mor ışığa göre daha uzun mesafede dağılmadan kendini muhafaza eder.

    "radyo frekansları yüksek mesafelerden algılanabiliyorsa neden kırmızı ışık yerine kullanmıyoruz?"
    çünkü radyo frekansını göremiyoruz. kaldıki görüyor olsaydık, bu ışınlar çok az sönümlendiği ve çok uzun mesafeler kat edebildiği için her yerde olacaklardı ve esas kaynağı fark edemeyecektik. dünya bizim için farklı algılanan bir yere dönüşecekti. neyseki belli bir renk skalasını algılıyoruz da böyle problemlerimiz yok. tarihsel gelişmesi için şu makaleye de bakılabilir.

    insanda bulunan göz hücrelerinin yapısı:
    şimdi gelelim kırmızı ışığa; bunu anlamak için gözün yapısını da iyi anlamak gerekir. görme işlemi fotoreseptörler yardımıyla olur ve rengi algılayanlara koni hücreleri denir. bu hücrelerin algılayabildiği aralık en düşük frekansta kırmızı, en yüksekte ise mor'dur ve kırmzı-yeşil-mavi olmak üzere 3 renge duyarlıdır. diğer renkleri bunların karışımı bile üretir.

    ilginçtir ki insanın gözünde en fazla kırmızı foto reseptör hücreleri mevcuttur ve kırmızının birçok tonunu kolaylıkla ayırt eder. kanımızın kırmızı olması, utandığmızda kızarmamız, bunlar belki de tesadüftür ama kırmızı insan hayatında dominant renktir. referans

    bildiklerimizi toplayıp çıkarttığımızda kırmızı ışığın insan gözü tarafından diğer renklere göre uzaktan daha fazla dikkatini çektiğini görürüz. hem düşük frekanslı(yüksek dalga boylu) bir ışık olması hem de insandaki fotoreseptörler tarafından rahat algılanması buna en iyi örnektir.

    psikolojik etmenler:
    tabii psikolojik olarak yüklediğimiz anlamlar da mevcut. kırmızı evrensel olarak tehlikeli ya da "uyarı" anlamına gelir.

    el feneri olarak kırmızı ışık kullanmak mantıklı mı?
    yalnız ışığın şiddetiyle uzaktan fark edilmesi karıştırılmamalıdır. yani el feneri olarak kırmızı ışık kullanırsanız, aydınlanma yaratamazsınız. bu durumda da kısa mesafede yüksek foton enerjisine sahip beyaz ya da mavi tonlara daha yakın renkler tercih etmelisiniz.

    özetle;
    seçilebilecek en iyi ışık kaynağı bu sebeplerden kırmızıdır.
  • mavri miranın yunanca karşılığı olan mavro mouronun böğürtlen anlamına geldiği türkçede ise kara kader denmesi ve aynı sözcüğün anlamındaki varyasyonların dilden dile olağan olması ya da newskelimesinin north easth west south kelimelerinin baş harflerinden olması amerika'da yaş ya da cinsiyet fark etmeden sokaktaki genel seslenme kalıbının hey man olması (man cinsiyet belirtmez)
  • evlilik kızların sorunlardan kurtulmak için bir tür acil çıkış kapısı olarak başvurduğu ve erkekler içinde temel ihtiyaçların karşılanması olarak gördüğü bir kurumdur türkiyede.

    evlenmek 5 dk, boşanmak 5 yıldır.
    evlenmek 100 bin tl boşanmak 15 bin tl dir.
  • çimler biçildiğinde etrafa olağanüstü bir koku yayılır. hatta bu koku, en az çimin görüntüsü kadar memnuniyet vericidir. düzenli olarak kestiğimiz diğer şeyler, (örneğin; ağaçların dalları, tırnaklarımız, saçlarımız vb.) kesildiklerinde etrafa özel bir koku yaymazlar.bitkiler kendilerini korumak için pek çok ilginç yol geliştirmiştir. örneğin;mimosa pudica nam-ı diğer küstüm otu, kendisini ot oburlardan korumak için dokunulduğunda küçülür.
    güllerin dikenleri, hindistan cevizinin sert kabuğu vardır.
    chinchona ağacı, nam-ı diğer kınakına ağacı, kinin adı ile bilinen acı bir madde salgılayarak böcekleri kendisinden uzak tutar.(kinin maddesi ağacını böceklerden koruduğu gibi insanlara da sıtma hastalığının tedavisinde yardımcı olur.)

    çimlerin kesilmesi sırasında aldığımız koku da bir tür savunma mekanizmasının sonucudur. bıçağın bitkiyi kesmesi ile serbest kalan bir enzimden kaynaklanır. bu enzim, tıpkı insanlardaki terleme gibi bir “stres işareti”dir. çim, kesildiğinde “cis-3-hexenal” isimli bir bileşik salgılar. ancak cis-3-hexenal, sadece çimler kesildiğinde değil doğada pek çok yerde karşımıza çıkar. çileğin şekerli kokusunun, elma suyunun hoş kokusunun, bazı baharatların, zeytinin, bazı alkol türlerinin kokusunun kaynağı bu bileşendir. hatta gıda endüstrisinde bazı ürünlere, lezzet katmak için yapay olarak cis-3-hexenal bileşeni eklenir.

    peki çim bunu neden yapıyor?
    az önce bunun bir stes ve uyarı işareti, olduğunu yazdım. fakat “uyarı işareti” denilince, akıllara diğer çimlerin uyarılması gelir. uyarıyı alan çimler, sığınaklara saklanamayacaklarına göre bu işaret dostları değil, düşmanları uyarmak için verilmiş olmalı öyle değil mi? bu koku, ilk olarak yasemin bitkisinde tespit edildiğinden kokuya “jasmonic asid” adı verilmiştir. bu kokuyu alan bitki yiyen böcekler, eşek arıları vb. bitkiden uzaklaşırlar. yani bizim bayıldığımız taze kesilmiş çim kokusu, bitkilerin milyonlarca yıl süren evrim sürecinde geliştirdiği savunma mekanizmalarından biridir.

    kaynak:
    science daily
  • eyfel kulesi'nin anadolu caddesi üzerinde yer alması.

    biraz daha açayım:

    google'da eyfel kulesi yazdığınızda adres "champ de mars, 5 avenue anatole france, 75007 paris, fransa" olarak çıkıyor. "avenue" cadde olduğu için kulenin anatole france caddesi üzerinde bulunduğunu anlıyoruz. anatole france tahmin edebileceğiniz üzere bir fransız yazarın adı.

    anatole isminin etimolojisine bakıldığında bu ismin yunancada "gündoğumu" anlamına gelen anatolius'tan geldiğini görüyoruz. bu bilgi beni şaşırttı, çünkü anadolu, yani yunancadaki anatoli ile aynı sözcük bu. anatoli, güneşin doğduğu yer veya daha direkt olarak doğu anlamına geliyor. yunanistan'dan bakıldığında bizim kıyımız doğuda kaldığı için yunanlar anadolu yarımadasına bu ismi vermişlerdi. aynı sözcük önce bir erkek ismi olmuş, daha sonraysa fransızcaya kadar gelerek bir fransız yazar üzerinden eyfel kulesi'nin olduğu caddede kendine yer bulmuş.

    olur da euro kuru 15-20'ye falan çıkmaz, bir gün paris'e gitme şansınız olursa eyfel kulesi'ne gitmek için buluşacağınız arkadaşınıza "anadolu'da bekiyorum" diyebilirsiniz.

    son söz: fransa ile ilgili bir başka güzel bilgi de godard, truffaut, resnais gibi yönetmenleri çıkaran yeni dalga geleneğinin merkezindeki fransız sinematek'in bir izmirli tarafından kurulmuş olması. (bkz: henri langlois)
  • bugün spotify'da denk geldiğim bir parça sayesinde tamamen çakma olduğunu öğrenip üzüldüğüm, teoman'ın çok sevdiğim parçası: çoban yıldızı.

    ufuk iki katına çıkar mı bilemem ama belki öğrenince minik bir şok geçirebilir şarkının fanları.

    calogero - dancer encore
  • altın degerinde video buldum.

    alex ferguson idmanda, şampiyonlar ligi kurası cekiliyor o esnada.ve haber geliyor
    galatasaray var grupta.

    tepkisi çok enteresan

    bir zamanlar neydik be aslanım.
  • otoyol olan e5'in ismindeki "e" harfi, sonu avrupaya bağlanan her otoyolda olduğu gibi europe'dan gelmektedir.
  • gezegenlerin renkleri:

    -venüs

    karbondioksit, azot ve kükürt dioksitten oluşan oldukça yoğun bir atmosfere sahiptir. bu nedenle gezegenin rengini yüzey özellikleri değil de atmosferi belirler.

    sülfirik asit içeren ve her yeri kaplayan yoğun bulutlar mavi ışığı absorbe eder ve güneş ışınlarının yüzde doksanını geri yansıtır. bu yüzden de gezegen sarımsı bir renkte görünür.

    -mars

    mars'ın yüzeyinde çoğunlukla demir oksit bulunmasından dolayı rengi kırmızımsı turuncudur. atmosferinin de oldukça ince olması sebebiyle mars uzaydan doğal renklerinde gözlemlenir.

    -uranüs

    uranüs’ün atmosferi büyük oranda hidrojen, helyum ve metan gazlarından oluşur. uranüs’ün cam göbeği renginde görünmesini sağlayan şey metan gazıdır.

    -neptün

    hidrojen ve helyum gazından oluşan bu gaz ve buz devi, ayrıca, az miktarlarda hidrokarbon ve azot içermektedir. uranüs'ün atmosferinin üst katmanlarında eser miktarda metan gazı vardır. metan gazı uzun dalga boylu ışınları absorbe eder ve kısa dalga boylu mavi ışınları yansıtır. bu sebeple, neptün de uranüs gibi mavi görünür.

    - satürn

    satürn’ün atmosferi yoğunluklu olarak hidrojen ve helyum gazlarından oluşur ve amonyak gazlarından oluşan bir katmana sahiptir. hidrojen gazı koyu kırmızı bulutların oluşmasını sağlar fakat bu bulutlar atmosferin dış katmanını oluşturan ve tüm gezegeni kaplayan amonyak bulutları tarafından gizlenir. bu durum satürn'ün, amonyağın güneş’in ultraviyole ışınlarına maruz kalması sebebiyle, beyazımsı görünmesine neden olur.

    - jüpiter

    jüpiter'in turuncu ve beyaz renkleri güneş’ten gelen ultraviyole ışınlara maruz kaldıklarında renk değiştiren moleküllerin birikmesi ile oluşur. bu tip moleküller kromofor olarak bilinir ve muhtemelen mars'taki kromoforlar kükürt, fosfor ve hidrokarbonlar içermektedir.

    -dünya

    dünya yüzeyinin yaklaşık olarak %70’i sularla kaplıdır. yoğun bir azot-oksijen atmosferine sahip karasal bir gezegen olan dünya’nın görünümü uzaydan bakıldığında mavi rengin etki ettiği koyu gri tonlarındadır.

    -merkür

    merkür, metalik bir çekirdek ile kayalık bir manto arasında çoğunluğunu demir, nikel ve silikat kayalarının oluşturduğu bileşenlerden oluşur. bu oluşum merkür’ün koyu gri renkli olmasını sağlar.

    kaynak