*

şükela:  tümü | bugün
  • olma durumu.. ayrintili aciklama icin (bkz: olum/14)
  • bir varlıgın gelisme sureci. dinler olus'u insanüstü gucun iradesine ve eylemine baglarlar.
    hegele göre varlık surekli bir olus'tur.
  • (bkz: asıl oluş).
  • yoktan varetmek süreci.
  • bir anlam gelse,
    ne varsa alsa,
    gitse.

    bir anlam gelse,
    ne varsa verse,
    kalsa.

    - özdemir asaf -
  • gözlem, his, içinde varolma dahilinde sunulduğunda ancak karşılığında kötüleneceğiniz bir şey. "işte sana bu kadar basit anladın mı?"...
  • sorgulanmaması gerekendir; yoktan varolmuştur ya da başka bir deyişle varolmasını binlerce minik parçaya borçlu olan puzzle'dır. **
  • "(var)oluştaki düzeyimiz yaşamımızı yaratır." *
  • bir varoluş formu ya da düzeninden başka bir varoluş formu ya da düzenine geçiş...

    oluş kavramı felsefede de çok önemli bir yer tutar. bu kavramı felsefeye sokan filozof da herakleitos olmuştur. ona göre, varlıklar doğar ve yok olur, "şey"ler sürekli bir hareket, aralıksız bir oluş içindedir. bu oluş doğum ve ölüm, sıcak ve soğuk, büyük ve küçük gibi karşıtların çarpışmasından doğar.
  • bâb 1
    gilles deleuze'ün başını çektiği yeni dönem fransız felsefesinin türkiye'de popüler olmaya başlamasıyla oluş sözcüğü de birçok yerde karşıma çıkmaya başladı. ingilizce'de becoming, bu kavramı ön plana çıkaran felsefî eğilimin anavatanında ise devenir olarak kullanılan bu kavramın, türkçe'ye bu şekilde çevrilmesine de, naçizane, itirazım var. türkçe'de bu kavramı karşılamak için, bu dillerde mevcut olmayan bir araç olduğunu, ancak mot à mot çeviri hevesinin bu aracın uygunluğunun fark edilmesini önlediğini düşünüyorum.

    öncelikle: tek başına becoming yahut devenir, oluş olarak çevrilebilir, amenna. buna da itirazım olsa da, esas meseleyi başka yerde görüyorum. bu başka yer şurası: bu kavram aynı zamanda bir nesne, bir şey ile beraber de kullanılıyor. ünlü örneklerden birini almak gerekirse, becoming animal yahut devenir-animal. işte burada, bunun türkçe'de hayvan-oluş olarak söylenmesinin, hem kulak tırmaladığını hem de istenen etkiyi yaratmadığını düşünüyorum. kulak tırmalamanın, alışılmadık bir şeyden bahsetmeye çalıştığımızda kaçınılmaz (hatta belki uyarıcı etkisi nedeniyle şayan-ı tercih) olduğunu kabul edebilirim. ancak, unutmayalım ki ingilizce ve fransızca'da kullanılan sözcükler**, olmak (to be, être) fiiline alternatif hatta karşıt olmak üzere kullanılıyor. bizim karşılık olarak bulduğumuz 'oluş' ise, birebir 'olmak' fiilinden geliyor.

    yani adamlar diyor ki,
    to be animal değil, becoming animal.
    yahut, être-animal değil, devenir-animal.
    biz ne diyoruz, hayvan olmak değil, hayvan oluş.

    güzel mi? bence değil.*

    oysa, işte benim önerdiğim alternatif budur, bizde -leşmek diye nefis bir ek var, bu becoming'i karşılayacak. hayvan olmak değil, hayvanlaşmak. ve benzer şekilde elbette, çocuklaşmak, kadınlaşmak, minörleşmek, sairleşmek.

    bâb 2
    bu oluş kavramı, özellikle fark felsefesi açısından büyük önem arz ediyor; zira bu bakış açısında, bir şeyin, olmadığı bir başka şeye dönüşmesi birincil görülüyor. bu anlamda benim "bir şey" ve "bir başka şey" içeren cümlem de, 'oluş'u birincil görmeyen lisanımın (gramerimin) beni yönelttiği bir hata: ortada bu 'dönüşüm'e öncel bir 'şey' yok, olsa olsa bu dönüşüme ikincil olan tortular olarak 'şey'ler var.

    bu bakış açısı, değişim olgusunu, özdeşlik kavramını aradan çıkararak anlamaya çalışmanın güçlü bir örneği. zeno paradokslarının işaret ettiği güçlüklerin nasıl aşılabileceğine dair çabanın, kökleri zeno'dan da önce yaşamış herakleitos'a sürülebilecek bir çabanın, günümüzdeki özgün bir tecessümü.

    son ve kısa, biraz da yüzeysel bir formülasyonla: değişimi anlamaya çalışırken, burada kendiyle özdeş-örtüşen bir a vardı, şimdi de o a, yine özdeş-örtüşen bir b oldu, aman yarabbi nasıl oldu? biçiminde düşünmek yerine, ortaya b'leşme'yi atmakta mesele. 'oluş'u, yani b'leşme'yi, a ve b'ye ikincil değil, tam tersine a ve b'yi b'leşme'ye ikincil görmekte.