şükela:  tümü | bugün
  • ing.izleyici,seyirci
  • fps oyunlarinin duvarlardan gecen kahramanlari. bunlar quake 3 arena ile birlikte kaygan hava kurallari edindiler kendilerine bir de. (bkz: chase cam) (bkz: action cam)
  • (bkz: el espectador)
  • bi ayakkabı çeşidi. genellikle iki renkten oluşan topuklu oxfordlar.

    http://z.about.com/…s/1/g/j/2/1/spectator_shoes.jpg
  • spectator bir övgü vesilesi olarak insana yapıştırılabilir; içinde sadece "izleyen, seyreden" anlamı yok "izlediğini yorumlayan, kritik eden" anlamı da var. hâl böyle olunca kuru bir izleyiciden daha fazlasını kast etmiş oluyor bir başına. terentius, eunuchus 3.5.18'de connoisseur yani "uzman" anlamında da kullanmış. o hâlde anlamın derinliği şu seyri izlemiş oluyor: spectator = izleyen -> izlediğini yorumlayan -> yorumladıkça uzmanlaşan.

    oysa spectator'un izlemeden, gözlemlemeden kaynaklanan uzmanlaşması kıt olarak da değerlendirilebilir. çünkü izlemedeki bakış açısı kendisidir, insan kendi bakış açısına mahkûm bir yorumcu veyahut uzman olabilir. cicero'da ve seneca'da spectator'u bir "güneş izleyicisi" ya da "ay izleyicisi" olarak görüyoruz. hatta cicero, tanrıların, insanları yeryüzünde çoğalsınlar, eğlensinler, çiftçilik yapsınlar diye değil bizzat göksel fenomenlerin spectator'u olsunlar diye yaratmıştır (de natura deorum 2.14). seneca da buna karşılık, dikkat çekici bir hareket olmadıkça insanların göğe bakmadığını söyler. göğün izleyicisi olmayı tercih etmeyen insan nezdinde "spectator" kimliği consuetudo (alışkanlık) karşısındaki mağlup olur. filozofun dilinden o müthiş aktarımı okuyoruz:

    "sol spectatorem, nisi quum deficit, non habet."

    "kararmadıkça/tutulmadıkça, güneş'in izleyicisi yoktur."

    oysa göğün spectator'u olan insan hep aynı yerden, yeryüzünden yukarı doğru baktığı için hep aynı yorumu yapmaya ya da hep aynı ölçüde göğe ilişkin uzman olmaya mahkûmdur.

    bu durumun sadece göğe dönük spectator'luk için geçerli olmadığını anlamak için şu örneği kafanızda canlandırın:

    önemli şahsiyet patlayan flaşların eşliğinde masasına oturuyor, yoğun bir gazeteci kalabalığına son durumla ilgili bilgi verecek. mikrofonlar, kameralar ve onların kabloları... gazetecilerin yanında bu iletişim araçları da, yukarıdan bakıldığında ölmüş sineğin başına üşüşen karıncaların karalığını anımsatıyor. o an orada bulunmayanlar, önemli şahsiyetin yapacağı açıklamayı televizyondan takip etmek istediklerinde, köşede türkçesiyle "canlı", ingilizcesiyle "live" yazan kanalı açmak durumundalar. bu tarz canlı yayınlanan basın toplantılarında kamera hiç oynamaz, çünkü kameralar ve mikrofonlar, açıklama anından çok önce yerlerini almış, konumlanmıştır. siz de, bu durumda tercih ettiğiniz kanalın gazetecisinin gözü-pekliğine, marifetine göre konumlanmış oluyorsunuz. kamera nereye konmuşsa hayat orada, kanalın bir köşesinde "live" yazarken aslında "live" olan hiçbir şey yoktur, sadece tercih edilmiş bir köşeden "live" olan (canlılığı olan) bir eylemin seyircisi oluyorsunuz. o hâlde siz olan biteni tüm ayrıntılarıyla değil, sadece tek bakış açısından tek şekilde görmüş ve öğrenmiş oluyorsunuz.

    umberto eco, opera aperta / açık yapıt'ında bu canlılık için şu tespiti yapıyor: "canlı yayın hiçbir zaman gelişmekte olan olayın, kimi durumlarda son derece küçültülmüş bir biçimi olsa bile, kurgusal yinelemesi değil, her zaman onun yorumudur... izleyici (spectator), televizyon kameralarının duruşlarına göre izleyebileceğini izler..."

    bu durumda denebilir ki, "canlı olduğumuzu bildiğimiz herhangi bir anda da bu geçerlidir; zira gözlerimiz de yaşama belli bir noktadan, belli bir açıyla bakıyor." işte bunu bileydin! insanın bütün izleyiciliği, yorumlayıcılığı ve uzmanlığı nesneyle arasında aracı görevi gören yansıtıcının ve söz konusu kişinin durduğu yere güdümlüdür. bu da dahil olmak üzere bütün tespitler, bu yüzden güdüktür.
  • (bkz: watcher)
    (bkz: viewer)
  • frans zwartjes'in erken işlerinden, 1970 yapımı bir kısa film.