şükela:  tümü | bugün
  • uzun süredir spor ayakkabı almadım. bir süre converse giydim, bir süre yat ayakkabısı denilen timberland'in en babasını ürettiği ayakkabılardan giydim ve elbet kış ayları da bot giydim.

    bir şekilde bu spor ayakkabılardan almamız gerekti ve fiyatları öğrenince güzel bi siktir çektim içimden.

    elle tutulur marka model ayakkabıların fiyatları: 300, 350, 425, 260 tl falan. tamam kur etkisi illa vardır ama bu nasıl fiyatlama anlamak güç. ayrıca kim alıp giyiyor lan bunları.
  • ayakkabının pahalı olmasıyla değil doların yükselmesiyle açıklanabilecek durumdur. pahalanan ayakkabı değil, nike, adidas gibi markaların sezon fiyatları dolar cinsinden yıllardır üç aşağı beş yukarı aynı olmasına rağmen o değerli, o kutsal türk lirasına vurduğun zaman her sene fiyatı artmaktadır.
  • stan smithler (adidas) 415 tl idi en son. tam alıyordum, gittim iki tane convers aldım. fakiriz ama salak değiliz çok şükür.
  • nike, adidas ve bilumum avm tipleri cidden pahalı. sadece dağcı çanta almak için decathlon'a girmiştim, aldım çantayı ayakkabı reyonunun önünden geçiyorum bi baktım 100 tl diyor. 2-3 ay önce la, su geçirmez yürüyüş ayakkabısı 100 tl. direkt aldım, yok başka yerde dedim, diğer modellere baktım 200 civarlarında harbici botlar falan var. dedim bir daha nike'a gideni gibsinler. tavsiye de ediyorum ayakkabı ile 300 km yürüdüm bir ayda, tek bir yerinden bile dikiş atmadı. hava tabanları falan da yalan bir haftaya patlamayanını gören var mı?
  • doların yükselmesiyle alakası olmayan bir durum. bildiğin adam sikiyorlar. avrupa'da bile millet bıraktı adidas, nike peşinde koşmayı. gidip pakistan'da saati 1 dolara çalışan adama 10 dolarlık ayakkabı yaptıracaksın, sonra gelip vitrinine koyup 100 dolar para isteyeceksin. sikerler öyle işi.
  • artan vergiler yüzünden artık daha pahalıdır. aslında bu tip, bir iki istisna dışında, baştaki tanınan markalar da olmak üzere, gayet düşük fiyatları vardır. ancak türkiye'de henüz orta çağın düzeni bitmediğinden ve kölelik henüz kaldırılmadığından insanların alım gücü oldukça düşük. geçen yaz, benim hayatımda yaşadığım en büyük ekonomik sıkıntı çektiğim bir dönemdi, ve 120 türk lirasına bir ayakkabı alamadım; böyle bir param yoktu. daha sonra ekonomik durumumu ciddi anlamda düzeltmiş olsam da, almak istediğim ayakkabı benim içimde kaldı ve kışın ortasında, sözde intikam almak için o ayakkabıyı aradım, ama bulamadım. artık, bu ayakkabı'dan açıkçası daha üst bir model baktım, ama o ayakkabıyı halâ arıyorum, sadece dolabıma koyup bakmak istiyorum, hepsi bu kadar. geçtiğimiz yaz, alamadım ve aslında 50-60 lira gibi bir rakam olsaydı alabilirdim belki, eminim 120 lira etmiyordu o ayakkabı. şimdi mağazaya özel olarak getirtmeyi hatta yurt dışından getirmeyi düşünüyorum, kendime göre benim için bu önemli; unutmadım.

    para görünce değişen insanlardan değilim. ben artık alabiliyorum diye, bu tür şeyleri görmezden gelemiyorum, çünkü öncelikle ben de zaten buradan geliyorum. hatta, herhangi bir kira, faturam olmamasına rağmen, ben bile çok yerde fiyatların yüksek oluşuna çok büyük tepki gösteriyorum. kira ve faturalar ödeyen, asgari ücret ya da fark etmez, buna yakın bir rakam alanların gerçekten sosyal ihtiyaç ve bakımlarını nasıl karşıladıklarını merak ediyorum. zannederim yalnız, başlarını sokabilecek tavanı akmayan bir yer ve bir ekmekle yaşıyorlar, ve işte aslında, "aziz türk milleti" denilen toplumun layık görüldüğü konum budur. siyasi yöneticiler, "aziz türk milleti" derler ama bu "aziz türk milleti" ni, azizliğe yakışmayacak bir acizlikte yaşatırlar. sözlerle, çeşitli sloganlarla doyururlar veya bir ekmek peşinde koşturarak zihinlerini bulayıp da düşünemez hale getirir, sonunda da koyun gibi sürerler. ben, "alım gücü" konusunu büyük bir sorun olarak görüyorum.

    türk milletinin, türk'den başka bir düşmanı olduğuna inanmıyorum. öteki düşmanları bertaraf etmek, kovmak kolay ama türk, türk' e düşmansa yer yarılsa bile artık ne fark eder. türk, türk'e düşman çünkü hiçbir türk yöneticisi veya iş adamı bu toplumun alım gücünü düşünerek adım atmış değil, yalnız bir azınlık refah sürüyor ama toplum yoksulluk ve kıt kanat ile yaşamlarını sürdürmeye çalışıyor. vatan sevgisi bu olamaz, olsa olsa bu vatan hainliğidir. vatan, eğer bir toplum varsa vatandır. toplum yaşayabiliyorsa vatandır, yoksa tek kuru toprak parçası vatan değildir. vatana hainlik, toplumun doğrudan bütün sosyal yaşamlarına etki eden ekonomik gelişimlerini sürekli baltalamaktır. ben, milliyetçi adı altında çok vatan haini görüyorum...

    unutmadım, unutmayacağım. bir türk vatandaşı olarak ekonomik anlamda çok zor zamanlardan geçtim. bunları şu an atlamış olsam bile unutmayacağım; çünkü benim zamanım ve en verimli, heyecanlı geçebilecek o vakitlerim öldürüldü. sosyal anlamda da arkadaşlarım ve sevdiklerimin yanında olamadım. peki ben bu toplumun bir vatandaşı değil miydim? ben onca emek ve çaba sarf etmedim mi? bir, bilişimci olarak bu ülkeye bir değer ve katkı veremez miydim? teknik bilgi anlamında benim çaba, emeklerim ve tecrübem ve pratikteki eylemlerim dünyanın gerisinde kalmış bir iş miydi üstelik? neden bir süre bu kadar kötü gitti, neden devlet, devlet olarak bana sormadı; bir işe ihtiyacımın olup olmadığını ve neden cebimde yaşayabilecek param var mı yok mu, bunları dikkate almadı? ben terörist miydim, elimde silah mı vardı? sırtımda yoksa torba mı vardı; hırsız mıydım? topluma zarar veren bir sapık mıydım? ya, o zaman üzüntüden ve stresten gerilip birini öldürseydim ya da intihar etseydim devlet eğer, devlet mi olacaktı o zaman? işte bu nedenle, bir gün daha fazla zengin olsam bile unutmayacağım... ve gerçekten vatanseverlik ve dindarlığın da, her zaman gerçek anlamda, o toplumun ekonomik güçleriyle paralel göreceğim.

    hangi vatan severlik ve hangi "aziz türk milleti'den bahsediliyor? bu "aziz türk milleti"nin layık olduğu yaşam bu mu? üniversitelerden çıkan öğrenciler bile aç kalmamak için, fırında pastahane, orada burada sigortasız ve gelecekten üç kuruş bile umudu olmadan yalnız bir ekmek alıp, fatura ödemek için çalışıyor. kaç aile'nin acaba çocuğum işsiz kaldı diye endişesi var ve huzurları bile bu nedenle buharlamış, bunları kim görüyor ve kim düşünüyor acaba? hangi vatan sever olduğunu iddia eden, bunu kendine dert edinebilmiş? özellikle genç insanların umutları kararmış ve öyle çarpık bir düzen ve kültür ki, onların kız arkadaşlarını da öyle bir yetiştirdiniz ki, zengin erkek hayalleriyle dolular. bunlar yaşanıyor, ama söylenemiyor; fark ediliyor ama anlam verilemiyor. ben o anlamı yeri geldiğinde daha fazla açarım... benim düşüncem; dolayısıyla benim bu vatana hiçbir borcum yoktur, devletin bana borcu vardır. benim atam görevini yaptı ve çanakkale'de gazi oldu. (güzelleme değil bu, gerçekten gazi oldu, bizzat öz dedem) benim borcum kalmadı, vatan kuruldu artık, bir devlet ve bürokrasi kuruldu artık. daha, sen neyin sloganını satıyorsun bana?

    /*edit*/ öncesinde ekonomik olarak bu denli zor durumda olmama rağmen, nasıl kısa sürede durumumun düzeldiğini merak edenler var. web tasarımcıyım; kendime ait yazılımım var, bu nedenle kısa bir süre içinde ekonomik tasarımımı düzeltmem anlaşılabilir. ama elbette bu bir şanstı her zaman ve öncesinde herkesin takdir ettiği gibi, türkiye'de sıkıntılı süreçler kimseye uzak değildir. her ne kadar piyasa değeri yüksek bir mesleğiniz olsa bile engeller sizi bulabilir. insanlar bunu anlayamıyor; teknoseyir editörlerinden levent pekcan'ın yaptığı bir röportajda söylediği bir kez daha dikkatimi çekmişti; 7 yıllık notebook kullanıyordu ve "insanlar sanıyor ki, en yenilerini kullanıyoruz, teknolojinin içindeyiz ama evimize ekmek zor götürüyoruz" demişti. bir benzerini ben de yaşadım ve 9 senelik bir bilgisayarda idare ettim çünkü elektronik ürünler çok pahalı. bir hafta önce 7.000'l.-lık bir bilgisayarı sonunda ancak kendime toplayabildim; bu miktarı da vermek zorundayım, çünkü benim işim bu kasanın içinde. benim bir şansım vardı, karşıma çıktı ve kullandım. şansları olan kazanıyor... ama çoğunluk bu şansa herkes gibi, türkiye'de bilişim sektöründe de sahip değildir. klişe olacak ama gerçekten öyle, türkiye'de yaşamıyormuşuz gibi soru sormayın. burada her şey dengesiz, burada dengeli olan ne var?
  • sadece avm’lerde geçerli. eminönü’nde eyırmeks 40 lira. hemi de tabanı laylonlu.
  • dolar/euro bunlar tırı vırı.

    reklamın ve marka değerinin arkasına saklanmış birkaç firmanın kerizleri yolmasıdır.
    o ayakkabıların net maliyeti 20 doları geçmez. (ki buna nakliye, ayakkabı vitrinde sergilenirken harcanan elektrik vs. dahil)

    sonuç olarak mağaza karını bile koyunca maksimum fiyatı 100 tl olan ayakkabıya 400 tl fiyat çekip %300 kar etmeye çalışmalarıdır.

    piyasada 400 tl olan ayakkabının muadili yan mağazada 175 tl'ye var. araştırmadan almayın.
  • sadece spor ayakkabilarin degil tum ayakkabilarin pahali olmasidir. %70 indirim var diyor vitrinde, iceri giriyorsun 300 tl civari her sey. cunku sezon fiyati 700-800. bu ulkede asgari ucret ne kadar da sen siradan bir ayakkabiya bu kadar fiyat cekiyorsun? ortalama ayakkabilardan bahsediyorum ya. avm ayakkabicilarindan. yuh!
  • olivium'a henüz gitmemiş alışverişçi beyanı