1. en iyi kadin aksiyon filmi yönetmeni ve en güzel bacakli kadin yönetmen ünvanlarinin ikisine birden ayni anda sahip olan kathryn bigelow ablamizin son filmi.

    muhtemelen klasik klişeler ile dolu bir amerikan filmi olacaktir lakin aksiyonun saglam olacagindan şüphem yok. ilk entrysi oldum, iyi oldu.
  2. amerikan askerlerinin irak tecrübeleri üzerine tarafsız, sakin ama sıkı bir aksiyon filmi. tarafsız aksiyon filmi olur mu demeyin oluyormuş meğer... savaşın manasızlığı, insanın aptallığı gibi meseleler üzerine de kafa yormuş bence. film ırak sınırına 8 km uzakta bir ürdün yerleşiminde çekilmiş... kathryn bigelow'u yıllar sonra kamera arkasında görmek de çok hoş oldu. filmde ayrıca lostie'lerden "kate" evangelin lilly'nin de ufak bir rolü var.
  3. savaş filmleriyle pek ilgilenmişliğiniz veya ırak'taki bomba imha timlerinin gerçekten nasıl çalıştığınıza dair bir fikriniz yoksa, kendini oldukça rahat izlettirecek, insanı pek rahatsız etmeyen türden bir film. (tabi bunda son yıllarda çekilmiş olan birçok hollywood savaş filminin aksine amerikan propagandası pek yapmamasının büyük rolü var. ama hani bir black hawk down çıkmasını da beklemeyin, daha kendi halinde ilerliyor)

    buraya kadar "gerçekçi" bir film değil "kurgusal" bir yapım bekliyorsanız istediğinizi verecektir.

    ama filmin konusu olan bomba imha üstüne küçük de olsa -belgesellerden olur, cnn'in filan saha çalışmalarından olur- bilginiz varsa, gerçekten birçok noktası saçma gelecektir size.

    filmin ana karakterinin gerçek hayatta var olmasının imkansız bir asker çeşidi olması ilk göze batan detay mesela:
    ırak'taki eod squadları neredeyse hiçbir zaman bombayı "diffuse" etmezler mesela; yakınına fünye koyup patlatırlar. ki filmin ana karakteri "sürekli bomba imha eden" bir adam olunca epey göze batan bir detay olarak gözüküyor bu. (ha bir de koydukları fünye filmdeki gibi 4-5 tane c4 paketinden de oluşmaz, bu zaten bildiğin bomba?)

    filan falan yani, böyle dolu şey var. biraz "osur osur ipe diz" tadında bir film olmuş, ama detaya metaya çok takılmayacaksanız seversiniz de belki bir ihtimal...
  4. redacted gibi politik ya da generation kill gibi dramatik değil. aslında nasıl dersen ona da net bir cevap veremem. yani herhangi bir tarafın propagandasını yapmaktansa bigelow daha deneysel bir gerilim-savaş filmi çekmeyi hedeflemiş gibi. diğer saydığım yapımlarla benzerliği de gerçekçi estetiğinden, şiarından geliyor. şunu söylemek lazım; önceki bigelow filmlerine hiç benzemiyor. yakından tanıdığımız/yamadığımız bir karakter var. o da çok ilginç değil açıkçası, cool bir adamın yaşadıklarından sonra topluma entrgre olamaması son kertede.

    filmin en aksak tarafıysa kurgusu. zaten ani zoomlar, kısa planlar yeterince yorucuyken üstüne bir de narrasyon dengesizliği eklenmiş. tam olarak yoğunlaştığımız bir nokta yok filmde. gerçi 200 saatlik çekim yapılmış ki film zaten 2 saat. o iki saatte de en çok dikkat çeken nokta sinematografik başarı oluyor. imdb'de de filmin gerçekçiliğiyle ilgili bir çok eleştiri mevcut, ki bu gerçeklik daha önce de bahsedilen bomba imhanın izlediği yol yordam, yapılanların saçmalıkları üzerine. daha çok askeri detaylar.

    filmde bir çok cameo da var ama film nedense iyi pazarlanamadı ve amerika'da gösterime bile giremedi. benim aklımdaysa başarılı sinematografi ve başarısız kurgunun birleştiği deneysel bir savaş filmi kaldı.
  5. ilk bakışta, body of lies'dan geri kalır yanı görülmeyen bir film. diyeceksiniz ki, aynı şeyden bahsetmiyor, çok farklı bunlar... evet farkındayım, fakat yalnızca seyir zevkine ve gerçekçiliğine odaklanıyorum bu yorumda.

    dolayısıyla, çok da kötü bir yanı yok bu filmin. bunda body of lies'ın beklenti-altı olmasının payı da olabilir. bilemedim.

    şimdi body of lies ne alaka diyebilirsiniz. ne bileyim, takıldığım ilk nokta, biricik endüstrilerine ve devletlerine ne kadar sahip çıktıkları olduğundan böyle bir karşılaştırmaya gideyim dedim. hepsi bu.
  6. losttan kate ablamızın bir aralar endam ettiği ama oyunculuğunu göremediğimiz filmdir. konu dersen muhteşem değill ama seyredilebilir bir film.
  7. anlatılmak istenileni müthiş bir atmosfer ve görüntü şöleniyle izleyiciye sunan kathryn bigelow filmi.oyunculuklar da gayet yerinde.
  8. ilginc bir film. öyle bildigimiz aksiyon filmlerdeki gibi bir aksiyon bekliyorsaniz seyretmeyin derim.

    esasinda bu filmi platoon'la özdeslestirdigim bir noktasi var! nasil platoon'da askerlerin psikolojik durumlari güzel yansitilmissa, bu filmde de bomba imha ekibinin psikolojik durumlari cok güzel yansitilmis. ayrica filmde insanin hic fark etmeden gerilebilecegi sahneler var. filmin sanki öyle duragan bir isleyisi var gibi gözükse de iki saate yakin süren filmi merakla ve sikilmadan cok rahat ve keyifle seyredebilirsiniz.
  9. amerikanın barış götürme bahanesiyle işgal ettiği topraklarda bıraktığı “barış gücü" askerlerinin yaşadığı dramı anlatan filmlerin örneklerinden. benim bildiğim kadarıyla hollywood yapımcılarının arasında her ne kadar eski u.s army generalleri bulunmasa da, sinema yoluyla yaptıkları katliamları meşrulaştırdıkları aşikar. amerikan milliyetçiliğini kullanarak vatanperver amerikan halkını can damarlarından yakalayarak gişe hasılatı yapmakta işin cabası. bu furya 1991 yılında körfez harbi sırasında geçen olayların anlatıldığı jarheadla başladı sanırım, in the valley of elah, grace is gone, the ground truth, home of the brave bunlardan sadece birkaçı. peki hollywood film endstrisinden bu dönemde hiç adam çıkmadı mı? -çıktı tabi- ‘benim cici silahım’ ve ‘fahreneit 9/11 filmlerinin yönetmeni michael moore. onun da başına gelenler pişmiş tavuğun başına gelmedi, yönetmenlikten aforoz edilmediği kaldı. the hurt locker denen film, hala sürüp giden ırak işgali sırasında çekilen, amerikan oryantalist sinemasinın en lezzetsiz meyvelerinden. biz oturduğumuz yerden ırak'a doğru baktığımızda bu filmde anlatılanların tam tersini görüyoruz. gene holly menşeli olup olayları ıraklı müslümanların gözünden anlatmaya çalışan/ en azından birazcıkta olsa empati kurmaya çabalayan filmler var da, bu film hakkatten tam manasıyla yüzsüzlüğün daniskası olmuş. elleselamün aleyküm verahmetullahla başlayan selamlaşma silsileleri, amerikalı askerlere dvd pazarlamaya çalışan david isimli ıraklı çocukla kurulan duygusal bağ. sen çoluk çocuk demeden katlet ardından da bir tane ıraklı çocuk için sağa sola kafa tut. filmde gösterilen her türlü eylemden/bombadan ıraklılar sorumlu. bunların hepsi bu savaşa bizzat tanıklık eden ortadoğu komşuları için iğrenç ötesi, nefret edilesi kareler. bu filmi bir yarrak kafalı amerikan rüyası izleği izler ve ardından göz yaşlarına boğulursa orasını bilemeyeceğim ama ortadoğu çocuğu yemedi. ayrıca ralph fiennes ve guy pearce gibi iki güzel oyuncuyu böyle filmlerde gördüğüme üzüldüğümü belirtmeden edemeyeceğim. (üstelik ikisi de toplamda 15 dakika görünüyorlar, hatır için oynadıkları apaçık belli)

the hurt locker hakkında bilgi verin