• hiçbir şey anlatmayan, gereksiz bir film...
    imdb'de o puanları veren arkadaşları esefle kınıyorum.
  • bok gibi bir filmdir. gidip de paranızı yakmayın.
  • hayatımda gittiğim en amaçsız en gereksiz filmdi.

    başrol oyuncularının hiçbiri dememiş mi "aga tamam sen güzel çekiyorsun biz güzel oynuyoruz falan da amacımız ne? ne anlatıyoruz? ne yapıyoruz biz burada? bu nasıl senaryo?!".

    gittiğim bir filmi beğenmemişsem en fazla harcadığım vakte üzülmüşümdür. verdiğim paraya yazık dememişimdir, ortada bir emek var sonuçta diye. ama bu film bunu da dedirtti bana.
  • bir grup insanın canı sıkılıp birbiriyle iletişime geçmesi ve hadi bir film çekip stres atalım babolar diyerek işe koyulması, ulan madem film çekiyoruz bari tatil mekanına gidelim ki hem tatil hem iş ooouvv süper diyerek mekan olarak yunanistan'ı seçmesi, bir noktada durup yaptıkları işe baktıklarında çok s.kim gibi iş oldu az atraksiyon da ilave edelim mekan da türkiye olsun çok fantastik memleket diyerek ortadoğu'nun can damarı türkiye'de durduğu yerde gizem saçan kapalıçarşı'da kovalamaca sahneleri ilave etmesi neticesinde ortaya konulan film. işte elalemin farkı burada, ben boş vakitlerimde kitap okuyup müzik dinliyorum, adamlar film çekiyor. yani öyle olsa gerek. insanın vakti kıymetli olsa oturup böyle boş bir film çekmez, ben metroda stephen king okurken daha çok katma değer yaratmışımdır şu dünya için.
  • --- spoiler ---

    genelde sönük geçen yaz sinema sezonunda izlenebilecek ender filmlerden olan 2014 yapımı iranlı senarist ve yönetmen hossein amini filmi. filmin adında geçen ocak'ın iki yüzü sözü aslında january kelimesine kaynaklık eden antik yunan mitolojisindeki janus'a göndermedir. zira yeni başlangıçlar ve değişiklikler tanrısı olan janus, hem geleceğe hem de geçmişe bakması nedeniyle iki yüzlü olarak bilinir. filmin başrollerinde ünlü oyuncular viggo mortensen ve kirsten dunst ile guatemalalı genç oyuncu oscar isaac yer almaktadır. filmin büyük bölümü yunanistan'da atina ve girit'te, son bölümleri ise istanbul'da geçmektedir. türk oyuncular yiğit özşener ve ozan taş da filmde küçük rollerde yer almışlardır. çok önemli bir film olmasa da, ilgi uyandıran ve heyecanla izlenen bir yapımdır. film 1960'ların başında geçmektedir ve macera-gerilim karışımı bir kıvamdadır.

    --- spoiler ---
  • aklimda sadece oscaar isaac'in "bir cay lutfen" demesi kalan; giris, gelisme ve sonuc kisimlarinin iyi anlatilamadigini dusundugum film.
  • sinemada izlemiş olmak istedim açıkçası...dönem atmosferi cok başarılı verilmiş. hoş, yunanistan kıyılarının ic açan renkleri üzerine istanbul'u metalik--gri tonla resmetmek yine alışageldik bir durum gibi ama, uyarlama olarak düşününce nasıl yazıldığına da bakmak gerek haliyle. süresinden sebep biraz fazla budanmış gibi geldi bana, fakat, sevdim yine de.

    not: filmin başlangıcındaki "yunan koylarında yabancılık çeken amerika'lı turistler ve gözü açık yunan (amerikalı) rehberin karşılaşması" kısmen topkapı (1964) filminin girişini hatırlattı bana. artık bir selam çakma mı yapmış hossein amini, bilemeyceğim. :)

    not 2: oscar ısaac öyle veya böyle çok başarılı bir kariyer yürütüyor bu arada. 10 senelik sinema kariyerinde, içinde yer aldığı projelere bakınca ve de adamın oyunculuk yeteneğini de görünce, guatemala doğumlu 80'li bu yaşdaşıma gıpta ediyorum doğrusu.
  • zaman kaybı --- spoiler ---

    bit pazarından alınan bilezigin finalde mezara gomuldugu sahne icin istanbul'u dahil ettiklerini düşünmedim değil
    --- spoiler ---
  • rydal şapkası ve tipi ile genç rocky bilbao gibi ortalıkta dolanır durur.
  • - sinemada izlenmeyi gerektiren bir film değil.
    - evde olur ama.
    - acayip inanılmaz bir hikaye değil ve bence zaten bu yüzden güzel. her şey mantıklı, her şey mümkün, hiçbir şey göze batmıyor. heyecandan ölmezsin ama izlersin de. gerisi için: spoiler.
    - he şey yalnız, oscar'ın hatuna ne oldu onu hiç görmedik. apar toplar gitti bizimkiler, insan bi vedalaşır ayıp. (filmin başlarında olduğu için spoiler sayılmaz.)
    - imdb bunun için thriller diyor ama dostum bu bildiğin drama. tamam thrill edecek bir yol izlenmiş ama drama yani. spoiler'de söylerim.
    - türkçe konuşmalar çok düzgündü, takdir edilesi. ama tc polisleri de türk olaymış iyiymiş.
    - iyi ki izmirli değilim, "neden bizi yunana itelemediniz :/" diye üzülebilirdim.
    - kirsten dunst'tan hoşlanamıyorum. soluk ten, soluk saç, ip gibi dudaklar, minicik gözler. benim için mahşerin 4 atlısı bunlar ve dördü de bu hanımda var.
    - ama iyi bir seçim yine de. neden iyi olduğunu spoiler kısmında söyleyeyim.
    - oscar isaac'ı ilk kez inside llewyn davis'te görüp çok beğenmiştim, burada da iyiydi ama aslında yine aynı adamdı. ne yaptığı belli olmayan, "bağsız" adam modeli. ama coen'lerin filminde sefillik de vardı, burada yok. böyle adamları iyi canlandırıyor, adamda "özünde iyi ama işte biraz şey" tipi var tam.
    - ayrıca da bir adamın yüzü bu kadar güzelken vücudu bu kadar "küt" olmamalı, üzülüyorum.
    - viggo mortensen'i lotr, şiddetin tarihçesi, şark vaatleri, kusursuz cinayet'te izledim. gerçi carlito's way'de de izlemişim ama hatırlamıyorum. kendisini en beğendiğim yer şart vaatleri (eastern promises) olmuştu ama şiddetin tarihçesi'nde (a history of violence) olduğu gibi, böyle hafif drama gibi filmlerde de oluyor gayet. bunun sebebi de yine spoiler'de.

    şimdiiii...

    --- spoiler ---

    neden drama bitanesi? şundan, bu aslında suç/gerilim filmi filan değil. bildiğin, "kimse saf iyi ya da kötü değildir" filmi. aile ilişkileri, karı koca ilişkisi, kadın eşin başkasından hoşlanması ama bu hoşlanmanın da gayet doğru düzgün bir şekilde kısıtlanması, oscar'ın taşralı viggo'nun orta sınıf ahlakı, bu esnada kadının "bağrıma taş basarım çünkü o benim kocam" şeklindeki dev öğretilmişliği, ohoo daha gider bu.

    hiçbiri kötü değil, ama o kadar iyi de değil. ve hepsinin bunun için geçerli sebepleri var.

    yediği her halt için "karım için yaptım" demekle "o benim kocam" deyip işin içinden çıkmak çok farklı şeyler değil izninizle.

    oscar'ın naptığı zaten belli değil, dedik ya, iyi çocuk ama biraz şey. ekmeğinin peşinde diyelim. neden? ailesinden uzakta olmayı seçip kendini bir "challenge" içinde bulduğu için.

    bakın her şey çok mantıklı. en sonunda ise, viggo son nefesinde her şeyi anlatarak olayı kurtarıyor. çünkü hiçkimse saf iyi veya kötü değildir.

    işte film bu yüzden çok heyecanlı filan değil. makul bir hikaye.

    kirsten dunst'ı da sevmememe rağmen iyi bir seçim olarak gördüm, çünkü bu kadın böyle bir kadın. olaysız. düz. öğrenilmiş tatlış. bildiğin orta sınıf ahlaklı american girl işte ya, bu filmdeki gibi. kadın karakterle oscar arasında bir şey olmayacağı, kadının kirsten olmasından belliydi. oraya daha güzel ve daha karakterli birini koyarsan, o ikisinin en azından öpüşmesi gerekir. ama kirsten'le bunu yapamazsın, o "he's my husband" deyip çıkar aradan.

    yoksa oscar güzel adam, güzel adamları böyle ruh gibi hayalet gibi kadınlara vermeyin yazık :/

    viggo abiye neden bu roller daha çok yakışıyor dersen, adam garip bir adam da ondan. bak mesela ed harris için de öyle düşünürüm. baktığın zaman işinde gücünde, iyi işler güçler bunlar, ama hop, şapkanda tavşan var. yüzleri öyle yüzler, adamın saf iyi olduğuna ikna olamıyorsun. ben viggo'nun yüzünü migros'ta görsem mavi tıkı verir geçerim, ne bileyim.

    eastern promises'te mafya işindeydi ama yine ayak çeviren bir adamdı, bu adam bu rolleri iyi yapıyor. mesela lotr'daki haline ilişkin hiçbir hissim yok, hem ben zaten "kahraman" sevmem.

    özetle böyle. yani olur, izlenir, ama vay ben bilmedim vay ben duymadım diye dertlenilecek bir durum yok ortada. keep calm & iyi geceler :)

    --- spoiler ---
hesabın var mı? giriş yap